Anayasa Mahkemesi Genetik Verilerin Saklanması İptal Kararının (Esas: 2025/141, Karar: 2025/274) Kapsamlı İncelemesi
- Av. Mete ŞAHİN

- 4 gün önce
- 21 dakikada okunur

1. Giriş ve Kavramsal Çerçeve: Ceza Adalet Sisteminde Biyometrik Veriler ve Mahremiyet Dengesi
Modern ceza muhakemesi hukuku, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin tesis edilmesi amacıyla tarih boyunca sürekli olarak bilimsel ve teknolojik gelişmelerden faydalanmıştır. Günümüzde suçların aydınlatılmasında, faillerin tespit edilmesinde ve masumların aklanmasında kullanılan en kesin ve güvenilir bilimsel yöntemlerin başında moleküler genetik incelemeler, yani kamuoyunda bilinen adıyla DNA analizleri gelmektedir. Bireyin genetik kodu, yalnızca onun kimliğini eşsiz bir biçimde belirlemekle kalmaz; aynı zamanda sağlık durumu, etnik kökeni, soyağacı ve kalıtsal hastalık eğilimleri gibi son derece mahrem ve hassas bilgileri de bünyesinde barındırır. Bu nedenle, devletin kolluk kuvvetleri ve yargı makamları aracılığıyla suçla mücadele ederken bu verileri toplaması, incelemesi ve özellikle uzun süreler boyunca veri tabanlarında saklaması, bireylerin en temel anayasal haklarından biri olan "özel hayatın gizliliği" ve "kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı" ile doğrudan ve şiddetli bir çatışma alanı yaratmaktadır.
Anayasa Mahkemesi (AYM), 25 Aralık 2025 tarihinde oyçokluğu ile aldığı ve 18 Mart 2026 tarihli, 33200 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak hukuk dünyamıza giren Esas: 2025/141, Karar: 2025/274 numaralı kararı ile tam da bu çatışma alanına neşter vurmuştur. Söz konusu tarihi karar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) genetik verilerin saklanması, muhafaza edilmesi ve yok edilmesini düzenleyen 80. maddesinin 2. fıkrası ile bu işlemlerin usul ve esaslarının bir yönetmelikle belirlenmesini öngören 82. maddesini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Bu kapsamlı rapor, 2026 yılı itibarıyla hukuk sistemimizde devrim niteliğinde sonuçlar doğuracak olan bu iptal kararının hukuki, anayasal, doktriner ve pratik boyutlarını tüm detaylarıyla incelemektedir. Amacımız; temel hak ve özgürlükleri doğrudan etkilenen vatandaşları en doğru, güncel ve şeffaf bilgilerle aydınlatmaktır.
2. Anayasa Mahkemesinin İncelemesine Konu Olan Maddi Olay ve Yargısal Süreç
Anayasa Mahkemesinin bu emsal karara imza atmasına vesile olan norm denetimi süreci, somut bir ceza davasında karşılaşılan hukuki bir tıkanıklık neticesinde İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başlatılmıştır. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin önüne gelen uyuşmazlığın detayları, Türkiye'deki genetik veri saklama pratiklerinin yarattığı temel hak ihlallerini açıkça gözler önüne sermektedir.
2.1. Olayın Gelişimi ve Genetik Eşleşme
Dosyaya yansıyan maddi olaya göre; İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesinde sanık hakkında "bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık", "mala zarar verme" ve "konut dokunulmazlığını ihlal etme" suçlamalarıyla bir kamu davası açılmıştır. Yargılamaya konu edilen bu suçların işlendiği mahaldeki olay yeri incelemesi sırasında, fail tarafından bırakıldığı değerlendirilen bir plastik eldiven bulunmuş ve bu eldiven üzerinden bir DNA profili elde edilmiştir. İlk aşamada bu DNA profilinin kime ait olduğu bilinmemektedir.
Ancak kolluk kuvvetleri (emniyet kriminal laboratuvarları), olay yerinden elde edilen bu anonim DNA profilini, ellerinde bulundurdukları ulusal DNA veri bankasında bir taramaya tabi tutmuşlardır. Yapılan bu tarama neticesinde söz konusu DNA profilinin, 2009 yılında tamamen başka bir olay (farklı bir soruşturma) kapsamında elde edilerek veri tabanına kaydedilmiş olan bir kişiye (sanığa) ait olduğu tespit edilmiştir. Savcılık makamı, bu eşleşmeyi temel ve kesin delil kabul ederek sanık hakkında iddianame düzenlemiş ve dava açmıştır.
2.2. Yerel Mahkemenin Anayasa'ya Aykırılık İddiası ve İtirazı
Yargılamayı yürüten İstanbul Anadolu 90. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın 2009 yılındaki bir olay nedeniyle alınan genetik örneklerinin, aradan geçen onca yıla rağmen (olay tarihi olan 2025 yılına kadar) kolluk veri tabanlarında saklanmasını ve bu veriler üzerinde rutin tarama işlemleri yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Mahkemenin kanaatine göre; Türkiye'de hukuka ve kanuna uygun olarak, yasal sınırları, güvenceleri ve imha süreleri net bir biçimde çizilmiş bir "DNA veri bankası" kanunu bulunmamaktadır.
Mahkeme, uygulamaya dayanak teşkil eden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 80. maddesinin 2. fıkrasının, kişisel verilerin korunması için yeterli güvenceleri sağlamadığını belirtmiştir. İlgili kural, genetik inceleme sonuçlarının sadece belirli kararlar (kovuşturmaya yer olmadığı kararı, beraat vb.) verilmesi halinde imha edileceğini düzenlerken; bu kararlar haricinde kalan durumlarda (örneğin kişinin mahkûm olması veya yargılamanın yıllarca devam etmesi gibi) verilerin ucu açık, süresiz ve keyfi bir biçimde saklanmasına kapı aralamaktadır. İtiraz eden mahkemeye göre bu durum, genetik verilerin saklanma sürelerinin, imha yöntemlerinin ve ilgililerin haklarının idari düzenlemelere (yönetmeliklere) bırakılmasını öngören 82. madde ile birleştiğinde Anayasa'nın 2. (Hukuk Devleti), 13. (Temel Hakların Sınırlanması), 17. (Maddi ve Manevi Varlığın Korunması), 20. (Özel Hayatın Gizliliği ve Kişisel Verilerin Korunması) ve 40. (Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması) maddelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Yerel mahkeme bu tespitler ışığında anılan maddelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
3. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Kapsamında Beden Muayenesi ve Genetik İnceleme Rejimi
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının hukuki derinliğini tam olarak kavrayabilmek için, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) yer alan biyolojik örnek alma ve genetik inceleme sistematiğinin mevcut durumunu incelemek zaruridir. Kanun koyucu, DNA gibi hassas verilerin elde edilmesini son derece sıkı şekil ve usul şartlarına bağlamıştır.
3.1. Şüpheli, Sanık ve Diğer Kişilerden Biyolojik Örnek Alınması (CMK m. 75 ve 76)
Bir suça ilişkin maddi delil elde etmek amacıyla kişilerin vücut bütünlüğüne müdahale edilmesi, CMK'nın 75. ve 76. maddelerinde düzenlenmiştir.
Şüpheli veya Sanık Üzerinde (CMK m. 75): Bir suç isnadı altında bulunan şüpheli veya sanığın üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesi ya da vücudundan kan, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekler alınabilmesi kural olarak ancak hâkim veya mahkeme kararıyla mümkündür. Gecikmesinde sakınca bulunan acil hallerde Cumhuriyet savcısı da bu yönde karar verebilir. Ancak savcının verdiği bu karar, mutlaka yirmi dört (24) saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulmak zorundadır. Hâkim veya mahkeme de yirmi dört saat içinde kararını verir. Eğer savcının kararı mahkemece onaylanmazsa, karar hükümsüz kalır ve elde edilen biyolojik deliller kesinlikle kullanılamaz, hukuka aykırı delil niteliği kazanır.
Diğer Kişiler Üzerinde (CMK m. 76): Şüpheli veya sanık dışındaki kişiler (örneğin mağdurlar veya üçüncü şahıslar) üzerinde beden muayenesi yapılması veya biyolojik örnek alınması, kişinin sağlığını tehlikeye düşürmemek ve cerrahi bir müdahalede bulunmamak gibi ek ve katı koşullara bağlanmıştır. Bu işlem de aynı şekilde kural olarak hâkim/mahkeme kararına, acil durumlarda ise 24 saat içinde onaya sunulmak kaydıyla savcı kararına tabidir.
3.2. Moleküler Genetik İncelemeler (CMK m. 78)
Kişilerden CMK 75. ve 76. maddelere uygun olarak alınan biyolojik örnekler (kan, saç, tükürük vb.) tek başlarına bir delil ifade etmezler. Bu örneklerin suçun aydınlatılmasında kullanılabilmesi için laboratuvar ortamında analiz edilerek DNA profillerinin çıkartılması, yani "moleküler genetik inceleme" yapılması gerekir.
CMK'nın 78. maddesi, bu incelemenin sınırlarını çok kesin çizgilerle belirlemiştir: Elde edilen örnekler üzerinde yalnızca soybağının tespiti veya elde edilen bulgunun şüpheli, sanık ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti (kimliklendirme ve aidiyet) zorunlu ise moleküler genetik inceleme yapılabilir. Kanun koyucu, alınan örnekler üzerinde bu amaçlar dışında tespitler yapılmasına yönelik her türlü incelemeyi kesin bir dille yasaklamıştır. Yani kişinin genetik materyali üzerinden onun ırksal kökenini, hastalıklara olan yatkınlığını veya fiziksel özelliklerini belirlemeye yönelik bilimsel analizler yapılması ceza muhakemesi hukuku kapsamında açıkça hukuka aykırıdır. Anılan maddenin 2. fıkrası, faili meçhul durumlarda, kime ait olduğu belli olmayan beden parçaları üzerinde de aynı kısıtlamalarla inceleme yapılabileceğini belirtmektedir.
3.3. Moleküler Genetik İnceleme Karar Mercii ve Gizlilik (CMK m. 79 ve 80)

Genetik verinin hassasiyeti, karar alma süreçlerinde de kendini gösterir. Biyolojik örnek alınmasına gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı karar verebilirken; CMK 79. madde uyarınca, bu örnekler üzerinde moleküler genetik incelemeler yapılmasına sadece ve sadece hâkim karar verebilir. Savcıların bu konuda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca, incelemeyi yapacak bilirkişiye şifreleme yöntemi uygulanır; incelenecek bulgu bilirkişiye ilgilinin adı, soyadı, adresi ve doğum tarihi bildirilmeksizin, sadece bir kod numarası ile teslim edilir. Bu da kişinin mahremiyetinin laboratuvar ortamında dahi korunmasını amaçlayan bir güvencedir.
CMK 80. maddenin 1. fıkrası ise, yapılan inceleme sonuçlarının mutlak bir şekilde "kişisel veri" niteliğinde olduğunu, başka hiçbir amaçla kullanılamayacağını ve dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip bulunan kişiler tarafından dahi bir başkasına verilemeyeceğini, yani gizlilik esasına tabi olduğunu hükme bağlamaktadır.
İlgili Ceza Muhakemesi Kanunu Maddesi | İşlemin Hukuki Niteliği | Karar Vermeye Yetkili Makam | Temel Sınırlama ve Güvenceler |
Madde 75 ve 76 | Vücuttan Biyolojik Örnek Alınması (Kan, saç vb.) | Hâkim / Mahkeme (Acil hallerde Savcı, 24 saat içinde hâkim onayı şarttır) | Onaylanmayan savcı kararıyla elde edilen delil kullanılamaz. Mağdura cerrahi müdahale yapılamaz. |
Madde 78 | Moleküler Genetik İnceleme Yapılması (DNA Analizi) | Sadece Hâkim | Yalnızca aidiyet ve soybağı tespiti yapılabilir. Sağlık veya ırk analizi yapılması kesinlikle yasaktır. |
Madde 79 | Bilirkişi Atanması ve İnceleme Usulü | Sadece Hâkim | Bilirkişiye kişinin kimlik ve adres bilgileri verilmez. Sadece isimsiz bulgu teslim edilir. |
Madde 80/1 | Genetik İnceleme Sonuçlarının Gizliliği | Kanuni Zorunluluk | Sonuçlar kişisel veridir, başka amaca tahsis edilemez, üçüncü kişilerle paylaşılamaz. |
4. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) Bağlamında Genetik Verilerin Anayasal Statüsü
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının felsefi altyapısını oluşturan en temel unsur, genetik verilerin hukuk dünyasındaki özel konumudur. Veri koruma hukuku, her veriyi aynı derecede hassas kabul etmez.
4.1. "Özel Nitelikli Kişisel Veri" Kavramı ve KVKK Madde 6
Bireyleri belirli kılan ad, soyad, TC kimlik numarası, telefon numarası veya IP adresi gibi bilgiler genel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilirken; bazı veriler vardır ki öğrenilmesi halinde birey üzerinde ayrımcılığa, dışlanmaya veya derin mağduriyetlere yol açma potansiyeli taşır. İşte 4/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (KVKK) 6. maddesi, bu tür verileri "Özel Nitelikli Kişisel Veri" (Hassas Veri) olarak tanımlamıştır.
KVKK'nın 6. maddesine göre; kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi, kılık ve kıyafeti, dernek veya sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel verilerdir. Kanun koyucu, genetik verilerin işlenmesini (toplanmasını, saklanmasını, aktarılmasını) diğer verilere kıyasla çok daha katı kurallara bağlamıştır. Kural olarak genetik verilerin işlenmesi yasaktır; istisnası ise ilgili kişinin "açık rızası"nın bulunması veya (sağlık ve cinsel hayat dışındaki özel nitelikli veriler için) kanunlarda bu işlemenin "açıkça öngörülmüş" olmasıdır.
Genetik veriler (DNA profilleri), sadece bireyin olay anındaki kimliğini ifşa etmez. Doğru teknolojik araçlarla analiz edildiğinde, bir DNA profili kişinin ebeveynlerini, çocuklarını, akrabalık ilişkilerini, etnik köken haritasını ve gelecekte Alzheimer, kanser veya kalp krizine yakalanma riski gibi en mahrem genetik sırlarını ortaya dökebilir. Bu nedenle DNA'nın devletin veri bankalarında tutulması, bireyin mahremiyetine yönelik yapılabilecek en derin ve potansiyel olarak en tehlikeli müdahalelerden biri olarak kabul edilmektedir.
4.2. Soruşturma İstisnası (KVKK m. 28) Neden CMK'daki Güvenceleri Zorunlu Kılar?
Anayasa Mahkemesi kararında son derece ince ve kritik bir hukuki tespitte bulunulmuştur. KVKK'nın "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca; "Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi" halinde 6698 sayılı KVKK hükümleri uygulanmaz.
Yani kolluk kuvvetleri, savcılıklar veya mahkemeler bir ceza soruşturması kapsamında DNA örneği alıp bunu işlediklerinde, KVKK'nın getirdiği aydınlatma yükümlülüğü, veri güvenliği standartları, veri sahibinin hakları ve Kişisel Verileri Koruma Kurulunun (KVKK) denetim yetkisi devre dışı kalmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, KVKK'nın devre dışı kaldığı bu alanın tamamen "hukuksuz ve güvencesiz" bir gri bölge olamayacağının altını çizmiştir. Aksine, yargısal faaliyetler nedeniyle KVKK korumasının bulunmadığı bu alanlarda, doğrudan Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan "kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı" devreye girmelidir. Dolayısıyla, KVKK'nın uygulanamadığı ceza muhakemesi süreçlerinde, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak tutulmaması, korunması, süre bitiminde silinmesi ve kişilerin bu konuda talepte bulunabilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu'nun bizzat kendisinde (CMK'da) çok detaylı, katı ve öngörülebilir anayasal güvencelerin yer alması yasal bir zorunluluktur. Kısacası AYM; "Madem KVKK bu alana girmiyor, o halde CMK bu verileri en az KVKK standartlarında korumalıdır" ilkesini benimsemiştir.
5. Anayasa Mahkemesinin CMK Madde 80/2'yi İptal Gerekçeleri: Kanunilik ve Belirlilik İlkesi
Anayasa Mahkemesinin 18 Mart 2026 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan kararında, itiraz konusu CMK 80. maddenin 2. fıkrası enine boyuna tartışılmış ve Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. İptal edilen hüküm şu şekildeydi:
"Bu bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde Cumhuriyet savcısının huzurunda derhâl yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir."
5.1. Kuralın Eksikliği ve Süresiz Saklama (De Facto Veri Bankası) Tehlikesi
Hükmün metni dikkatle incelendiğinde, kanun koyucunun DNA inceleme sonuçlarının imha edileceği halleri "tahdidi" (sınırlı) olarak saydığı görülmektedir. Bu haller; savcılığın takipsizlik (KYOK) vermesi ve bunun kesinleşmesi, mahkemenin beraat kararı vermesi veya ceza verilmesine yer olmadığına hükmetmesidir.
AYM'nin haklı olarak tespit ettiği anayasal sorun tam olarak bu "sayılmayan hallerde" gizlidir. Zira kural, bu sayılan beraat ve takipsizlik kararları haricinde kalan pek çok hukuki durumda genetik verilerin akıbetinin ne olacağına dair hiçbir yasal çerçeve çizmemiştir. Örneğin;
Kişi yargılama sonucunda mahkûm olursa genetik verisi ne kadar süreyle saklanacaktır?
Dava zaman aşımı, şikayetten vazgeçme veya genel af gibi nedenlerle "düşme" kararıyla sonuçlanırsa veriler silinecek midir?
Davanın reddine karar verilirse DNA profili muhafaza edilmeye devam edilecek midir?
Belirtilen beraat veya takipsizlik kararlarının kesinleşmesine kadar geçen uzun dava süreçleri boyunca bu hassas veriler nasıl, nerede ve hangi güvenlik önlemleri altında korunacaktır?
CMK 80/2 maddesi bu soruların tamamını cevapsız bırakmıştır. Anayasa Mahkemesine göre, kanunun bu sessizliği ve eksikliği, uygulamada kolluk kuvvetlerine ve yargı makamlarına genetik verileri ucu açık, süresiz ve kategorik bir biçimde saklama yetkisi vermektedir. Fail hakkında verilen kararın niteliği, failin yaşı (çocuk olup olmaması) veya suçun türü/ağırlığı (basit bir hırsızlık ile terör suçu veya kasten öldürme) gibi hiçbir ölçüt öngörülmeksizin herkesin DNA'sının aynı torbada ve süresiz saklanması, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına (Anayasa m. 20) ölçüsüz bir müdahaledir.
5.2. Anayasa'nın 13. ve 20. Maddeleri Bağlamında Hukuk Devleti ve Kanunilik İlkesi
Anayasa'nın 20. maddesinin 3. fıkrası, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu, bu verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde işlenebileceğini belirtir. Anayasa'nın 13. maddesi ise temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve "ancak kanunla" sınırlanabileceğini emreder.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, temel hakları sınırlayan bir kanuni düzenlemenin şeklen (sadece isim olarak) var olması yeterli değildir. Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan "Hukuk Devleti" ilkesi gereğince, kanuni düzenlemelerin hem kişiler (vatandaşlar) hem de idare (devlet kurumları) yönünden herhangi bir duraksamaya, kuşkuya veya yoruma yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması şarttır. Hukuki güvenlik ilkesi, vatandaşların devletin eylemlerini öngörebilmesini ve keyfi uygulamalara karşı yasal koruyucu önlemlerin bulunmasını zorunlu kılar.
AYM, CMK 80/2'nin bu haliyle "öngörülebilirlik" ve "belirlilik" ilkelerinden tamamen uzak olduğunu saptamıştır. Moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin;
Ne kadar süreyle saklanacağı,
İmha sırasında izlenecek usul,
Veri sahiplerinin bu bilgilerin silinmesini isteyip isteyemeyeceği (talep hakkı),
Gerektiğinde başvurulabilecek etkili itiraz ve yargı yolları gibi temel konuların hiçbirinin kanunda yer almaması, kuralın "kanunilik" şartını sağlamadığı sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle hüküm, Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
6. CMK Madde 82'nin İptali ve Yasama Yetkisinin Devredilmezliği İlkesi
Anayasa Mahkemesinin neşter vurduğu bir diğer önemli nokta, yürütme organına (idareye) yönetmelik çıkarma yetkisi veren CMK'nın 82. maddesidir. Bu madde, "75 ilâ 81 inci maddelerde öngörülen işlemlerin yapılması ile ilgili usuller yönetmelikte gösterilir" hükmünü amirdir. AYM, bu maddeyi yalnızca iptal edilen 80. maddenin 2. fıkrası yönünden incelemiş ve Anayasa'ya aykırı bulmuştur.
Bu iptalin temelinde, Anayasa'nın 7. maddesinde güvence altına alınan "Yasama Yetkisinin Devredilmezliği" ilkesi yatmaktadır. Türk anayasa hukukunda idarenin (yürütmenin) düzenleme yetkisi kural olarak asli bir yetki değil, sınırlı, tamamlayıcı ve kanuna bağımlı (türevsel) bir yetkidir. Anayasa Mahkemesine göre; yasama organı (TBMM), temel hak ve hürriyetleri ilgilendiren bir alanda kanun yaparken, o konunun temel esaslarını, ilkelerini ve hukuki çerçevesini bizzat çizmek zorundadır.
Eğer kanun koyucu, genetik verilerin saklanma süresi, imha usulü, kişilerin bilgilendirilmesi ve silme talebi gibi konularda hiçbir temel ilke ve sınır belirlemeden, "usulleri idare yönetmelikle belirlesin" diyerek sınırsız, belirsiz ve geniş bir alanı yürütme organına bırakırsa, bu durum yasama yetkisinin devri anlamına gelir. Genetik mahremiyet gibi hassas bir alanda, vatandaşların haklarının sadece idarenin keyfine ve çıkaracağı yönetmeliklere terk edilemeyeceği vurgulanarak, CMK 82. maddesi de "80. maddenin 2. fıkrası yönünden" iptal edilmiştir.
7. Karşı Oy Gerekçelerinin Doktriner Analizi ve Hukuki Tartışmalar
Anayasa Mahkemesinin CMK 80/2 ve 82. maddelere ilişkin iptal kararı oybirliğiyle değil, oyçokluğuyla alınmıştır. Karara katılmayan Başkanvekili Basri Bağcı, Üye Rıdvan Güleç ve Üye Ömer Çınar'ın kaleme aldığı "Karşı Oy" yazısı, uygulamadaki sorunun asıl kaynağına işaret etmesi bakımından doktriner açıdan büyük önem taşımaktadır.
Karşı oy yazısında ileri sürülen temel hukuki argümanlar şunlardır:
Kanuni Kısıtlama Zaten Mevcuttur Argümanı: Karşı oy kullanan üyelere göre, iptal edilen fıkranın hemen üstünde yer alan CMK 80. maddenin 1. fıkrası zaten son derece yeterli bir güvence sağlamaktadır. 80/1 maddesi, genetik inceleme sonuçlarının kişisel veri niteliğinde olduğunu, başka bir amaçla kullanılamayacağını ve dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip olanlar tarafından dahi başkasına verilemeyeceğini, yani dosya dışına çıkarılamayacağını kesin bir dille yasaklamaktadır.
Mahkûmiyet Halinde Saklama Zorunluluğu Argümanı: Çoğunluk görüşünün "mahkûmiyet, davanın reddi veya düşme kararlarında verilerin akıbetinin belirsiz olduğu" yönündeki eleştirisine karşı; mahkûmiyet halinde bu genetik verilerin davanın asli delili olduğu, mevzuat gereği dava dosyalarının saklanması icap eden süreler tamamlanana kadar (arşiv kanunları gereği) bu delillerin dosyada muhafaza edilmesinin hukuki bir gereklilik olduğu savunulmuştur. Dosya imha edildiğinde veriler de imha olacağından, sonsuz bir saklamadan söz edilemeyeceği ileri sürülmüştür.
Sorunun Kaynağı Emniyet Teşkilatı Mevzuatıdır Tespiti: Karşı oy yazısındaki en dikkat çekici itiraz, kolluk kuvvetlerinin veri bankası (DNA arşivi) oluşturma pratiğinin hukuki dayanağına ilişkindir. Somut olayda 2009 yılındaki bir olaya ait DNA'nın saklanarak 2025 yılındaki suçun failiyle eşleştirilmesi işleminin yasal dayanağı CMK 80/2 değildir. Karşı oy gerekçesine göre emniyet; bu arşivleme ve kıyasen inceleme işlemlerini 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 16. maddesine istinaden çıkartılan Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlükleri Yönetmeliğinin 30. maddesine dayanarak yapmaktadır. Yani kolluğun kendi yönetmeliğinden kaynaklanan bir uygulamanın faturası, doğrudan veri paylaşımını yasaklayan CMK 80. maddeye kesilemez. İptal kararının hedefi yanlış belirlenmiştir.
Bu güçlü karşı argümanlara rağmen, AYM çoğunluğu, ceza muhakemesinde temel kanunun CMK olduğu, kişi haklarına yönelik en ağır müdahale olan genetik veri depolamanın doğrudan CMK içinde net süreler ve imha usulleriyle sınırlandırılması gerektiği yönündeki özgürlükçü yorumu benimseyerek iptal kararına imza atmıştır.
8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) İçtihatları ve Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Değerlendirme
Anayasa Mahkemesinin genetik verilerin korunmasına ilişkin yaklaşımı, AİHS m. 8 kapsamında AİHM’in özel hayata saygı, kişisel verilerin korunması, kanunilik ve ölçülülük ekseninde geliştirdiği standartlarla büyük ölçüde paraleldir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 25.12.2025 tarihli, E.2025/141, K.2025/274 sayılı kararıyla CMK m. 80/2’yi ve CMK m. 82’yi, 80. maddenin ikinci fıkrası yönünden iptal etmiş; karar 18.03.2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bununla birlikte Mahkeme, iptal hükümlerinin yayımdan itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Aynı kararda, genetik verilerin suçun türü ve ağırlığı, kişinin dosyadaki sıfatı, süreç sonunda verilen kararın niteliği ve failin yaşı gibi ölçütler dikkate alınmaksızın kategorik ve fiilen süresiz biçimde saklanmasının anayasal güvencelerle bağdaşmayabileceği açıkça ortaya konulmuştur.
AİHM’e göre kamu makamlarının bir kişiye ait DNA profili, biyolojik örnek, parmak izi ve benzeri biyometrik ya da genetik verileri toplaması, kaydetmesi ve saklaması, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliğindedir. Mahkeme, suçla mücadele ve kamu düzeninin korunması gibi amaçların meşru olduğunu kabul etmekle birlikte, bu tür müdahalelerin ancak açık ve öngörülebilir bir kanuni çerçeveye dayanması, keyfîliğe karşı yeterli güvenceler içermesi ve somut olay bakımından ölçülü olması hâlinde Sözleşme’ye uygun sayılabileceğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, genetik verilerin sıradan bir adli delil değil; son derece hassas ve güçlü koruma gerektiren özel nitelikli kişisel verilerden biri olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Bu alandaki temel kararların başında S. ve Marper v. Birleşik Krallık (Büyük Daire, B. No: 30562/04 ve 30566/04, 04.12.2008) gelmektedir. AİHM bu kararda, haklarında yürütülen ceza süreçleri mahkûmiyetle sonuçlanmayan kişilerin parmak izleri, hücresel örnekleri ve DNA profillerinin saklanmaya devam edilmesini AİHS m. 8’e aykırı bulmuştur. Kararın esaslı noktası, bu verilerin genel, ayrım gözetmeyen ve zaman bakımından sınırlanmayan bir rejim içinde tutulmasının, özellikle mahkûm olmayan kişiler bakımından masumiyet karinesiyle bağdaşmayan bir damgalanma riski doğurmasıdır. Mahkeme ayrıca, çocuklar bakımından bu sakıncanın daha da ağır sonuçlar doğurabileceğini vurgulamıştır. Bu nedenle Marper kararı, mahkûm olmayan kişilere ait biyometrik ve genetik verilerin aynı kalıpta ve süresiz biçimde muhafaza edilemeyeceğini ortaya koyan temel içtihattır.
Aycaguer v. Fransa (B. No: 8806/12, 22.06.2017) kararı ise, devletlerin DNA verilerini suçla mücadele amacıyla saklama konusunda belli bir takdir alanına sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu alanın sınırsız olmadığını açık biçimde göstermektedir. AİHM, Fransız sisteminde DNA verilerinin 40 yıla kadar saklanabilmesini, bu sürenin uygulamada istisna değil adeta genel kural hâline gelmesini, suçların niteliği ve ağırlığına göre yeterli farklılaştırma yapılmamasını ve mahkûm kişiler bakımından etkili bir silme mekanizmasının bulunmamasını ölçülülük ilkesine aykırı görmüştür. Mahkemeye göre böylesi bir sistem, kamu yararı ile bireyin mahremiyeti arasında kurulması gereken adil dengeyi bozmakta ve veri sahibine yeterli koruma sağlamamaktadır. Bu yönüyle Aycaguer kararı, saklama süresi, suçun ağırlığı ve silme hakkı arasındaki dengenin kanunda açıkça kurulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Benzer şekilde Gaughran v. Birleşik Krallık (B. No: 45245/15, 13.02.2020) kararında da AİHM, görece hafif nitelikte bir suçtan mahkûm olan kişiye ait DNA profili, parmak izi ve fotoğrafın süresiz şekilde saklanmasını ihlal saymıştır. Mahkeme özellikle, sorunun yalnızca saklama süresinin uzunluğu olmadığını; asıl olarak suçun ağırlığının dikkate alınmaması, süresiz saklamanın neden gerekli olduğunun somut biçimde ortaya konulmaması ve verilerin muhafazasına karşı gerçek ve etkili bir gözden geçirme mekanizmasının bulunmaması nedeniyle ölçülülüğün bozulduğunu belirtmiştir. Ayrıca AİHM, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin çoğunda mahkûm kişilere ait biyometrik veriler bakımından dahi bir zaman sınırı bulunduğunu, bu nedenle süresiz saklama rejimlerinin istisnai nitelik taşıdığını vurgulamıştır. Böylece Mahkeme, karşılaştırmalı hukuk bakımından da Avrupa standardının sınırsız saklama değil, güvenceli ve süreye bağlı saklama olduğunu açıkça göstermiştir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan ortak ilke şudur: Genetik verilerin toplanması ve saklanması mutlak olarak yasak değildir; ancak bu alanda kanunun açık, öngörülebilir, farklılaştırılmış ve kötüye kullanımı önleyici güvenceler içeren bir sistem kurması zorunludur. Verilerin kimlerden alındığı, hangi suçlar bakımından işlendiği, ne kadar süre saklanacağı, hangi şartlarda başka soruşturma veya kovuşturmalarda kullanılabileceği, ne zaman imha edileceği ve ilgili kişinin silme ya da gözden geçirme talebinde bulunup bulunamayacağı gibi hususlar kanunda açıkça düzenlenmeden, böylesine hassas verilerin kategorik biçimde muhafaza edilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinin CMK m. 80/2 ve m. 82’ye ilişkin iptal gerekçesi, AİHM’in Marper, Aycaguer ve Gaughran kararlarında geliştirdiği insan hakları standardıyla aynı doğrultudadır. Türk anayasa yargısının geldiği nokta da artık genetik verilerin kategorik, belirsiz ve fiilen süresiz biçimde saklanmasını değil; kanuni dayanağı açık, süre bakımından belirli, suçun niteliğine göre farklılaştırılmış ve silme-imha güvenceleriyle desteklenmiş bir rejimi gerekli görmektedir. Bu bakımdan söz konusu iptal kararı, yalnızca iç hukukta teknik bir norm denetimi sonucu değil; aynı zamanda Türk hukukunun AİHM’in veri koruma ve özel hayat standartlarıyla daha uyumlu hâle getirilmesine yönelik önemli bir anayasal müdahale niteliği taşımaktadır.
9. İptal Kararının Yürürlüğe Giriş Süreci ve 9 Aylık Geçiş Dönemi

Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının zaman bakımından uygulaması, hukuk sistemimizde kaos yaratmaması adına Anayasa'nın 153. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Anayasa'nın 153. maddesinin 3. fıkrasına göre; iptal edilen kanun hükümleri kural olarak iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Ancak gereken hallerde AYM, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir ve bu süre kararın yayımından itibaren bir (1) yılı geçemez. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesi de bu yetkiyi teyit etmektedir.
AYM, CMK 80/2 ve 82. maddelerin derhal ve aniden yürürlükten kalkmasının, ceza adalet sisteminde, devam eden soruşturmalarda ve DNA inceleme laboratuvarlarında çok ciddi bir "hukuksal boşluk" doğuracağını saptamıştır. Bu boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte olduğu değerlendirilerek, iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz (9) ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
İptal kararı 18 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığına göre; 9 aylık sürenin sonu olan 18 Aralık 2026 tarihi itibarıyla eski kanun maddeleri kesin olarak yürürlükten kalkacaktır. Yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM), bu 9 aylık geçiş süreci içerisinde AYM'nin iptal gerekçelerini ve AİHM standartlarını dikkate alarak Anayasa'ya uygun yeni bir kanuni düzenleme yapması zaruridir.
Süreç Aşaması | Tarih | Hukuki Anlamı ve Etkisi |
Kararın Alındığı Tarih | 25 Aralık 2025 | AYM'nin ilgili CMK hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığını tespit ederek oyçokluğuyla iptal ettiği gün. |
Yayım Tarihi | 18 Mart 2026 | Kararın 33200 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak kamuoyuna duyurulduğu ve geri sayımın başladığı gün. |
Geçiş ve Yeniden Düzenleme Süreci | 18 Mart 2026 - 18 Aralık 2026 | TBMM'nin hukuki boşluk oluşmasını önlemek amacıyla AYM kriterlerine uygun yeni bir yasa hazırlaması gereken 9 aylık dönem. |
Yürürlüğe Giriş Tarihi | 18 Aralık 2026 | Eski CMK 80/2 ve 82. maddelerin (ilgili kısmının) kesin olarak düşeceği, yeni yasanın uygulanmaya başlayacağı tarih. |
10. Hak Arama Yolları, DNA Silme Talepleri ve Hukuka Aykırı Delil İtirazları
2026 yılı itibarıyla yürürlüğe girecek olan bu anayasal düzenleme dönemi, yalnızca teorik bir hukuk tartışmasından ibaret değildir. Geçmişte herhangi bir nedenle (şüpheli, mağdur veya bilgi sahibi olarak) ceza soruşturmasına dahil olmuş ve kendisinden biyolojik örnek (kan, tükürük vb.) alınmış on binlerce vatandaşı doğrudan ilgilendiren çok somut pratik sonuçları bulunmaktadır.
10.1. Adli Sicil Kaydı (Sabıka) ile DNA Kaydının Birbirinden Ayrılması
Uygulamada vatandaşlar tarafından en çok karıştırılan hususlardan biri, "Adli Sicil Kaydının (Sabıka Kaydı) Silinmesi" ile "Kolluk (Emniyet/Jandarma) Veri Tabanındaki DNA Profilinin Silinmesi" işlemleridir.
Adli Sicil Kaydı: Kişinin kesinleşmiş ceza mahkûmiyetlerini içerir. Cezasının infazı tamamlanan veya denetim süresi biten kişiler, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurarak sabıka ve arşiv kayıtlarının silinmesini talep edebilirler. Bu tamamen ayrı, standart bir prosedürdür.
DNA Kaydı: Kişinin sabıka kaydı silinse dahi, geçmişte alınan DNA profili emniyet kriminal arşivlerinde veya CODIS (Kombine DNA İndeks Sistemi) benzeri altyapılarda durmaya devam edebilmektedir. AYM'nin müdahale ettiği alan burasıdır. Sabıkası silinen, beraat eden veya takipsizlik alan bir kişinin DNA kaydının emniyette sonsuza dek tutulması hukuka aykırıdır.
10.2. Genetik Veri (DNA) Silme Talepleri Nasıl Yapılacak?

Anayasa Mahkemesinin 25/12/2025 tarihli, E.2025/141 ve K.2025/274 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 80. maddesinin ikinci fıkrası ile 82. maddesinin bu fıkraya ilişkin kısmı iptal edilmiştir. Ancak iptal hükümlerinin Resmî Gazete’de yayımından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırıldığı için, 18/12/2026 tarihine kadar mevcut sistem uygulanmaya devam etmektedir.
Bu nedenle;
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş ve bu karar bakımından itiraz süresi dolmuş veya itiraz reddedilmiş olanlar,
Yargılama sonucunda beraat etmiş olanlar,
Haklarında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş olanlar,
ilgili dosyanın bulunduğu Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı dilekçe ile başvurarak, genetik inceleme sonucu elde edilen verilerin, DNA profillerinin ve bunlara ilişkin kayıtların derhâl yok edilmesini talep edebilirler. Çünkü mevcut düzenlemede bu verilerin, belirtilen hâllerde Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilmesi ve işlemin tutanağa bağlanması öngörülmektedir.
Başvuruda yalnızca veri kayıtlarının değil, moleküler genetik analiz amacıyla izole edilen DNA örneklerinin de akıbetinin açıklanması özellikle istenmelidir. Zira ilgili Yönetmelik uyarınca, bilirkişi tarafından yapılan analiz sonrasında izole edilen DNA örnekleri rapor hazırlandıktan sonra imha edilmeli ve bu husus raporda açıkça gösterilmelidir.
Buna karşılık, dava zamanaşımı, şikâyetten vazgeçme veya başka bir nedenle düşmüşse; yahut mahkûmiyet ya da davanın reddi gibi hâller söz konusuysa, mevcut kanunda bu verilerin ne kadar süre saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği, kişinin silme talebinde bulunup bulunamayacağı ve buna karşı hangi etkili başvuru yolunun işletileceği açık biçimde düzenlenmiş değildir. Anayasa Mahkemesi de iptal kararında bu eksikliği açıkça vurgulamıştır. Bu nedenle bu kişiler bakımından da silme talebi ileri sürülebilir; ancak burada dayanak, açık bir kanun hükmünden çok Anayasa m.20 ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki anayasal değerlendirme olacaktır.
Bu tür başvurularda talebin yalnızca 6698 sayılı KVKK m.6’ya dayandırılması yeterli değildir. Çünkü KVKK m.28/1-d uyarınca, kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâlinde KVKK hükümleri uygulanmaz. Bu sebeple dilekçede esas olarak Anayasa m.20, halen yürürlükte bulunan CMK m.80/2, ilgili Yönetmelik hükümleri ve AYM’nin E.2025/141, K.2025/274 sayılı kararı birlikte dayanak gösterilmelidir.
Başvurunun reddedilmesi veya makul süre içinde cevapsız bırakılması hâlinde, ilgili kişinin yargı yoluna başvurma hakkı saklıdır. Ancak bugün için kanunda, DNA verilerinin silinmesi taleplerine özgülenmiş tek ve açık bir başvuru mercii ile özel bir kanun yolu ayrıca gösterilmiş değildir. Bu nedenle başvuru sonrasında izlenecek hukuk yolu, somut olayda işlemi hangi makamın tesis ettiğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
10.3. "Hukuka Aykırı Delil" İtirazları (Zehirli Ağacın Meyvesi)
Bu AYM kararı, devam eden ve yeni açılacak ceza davalarında müdafiler (savunma avukatları) için son derece kritik bir itiraz argümanı sunmaktadır. İtiraza konu olan somut olayda da görüldüğü üzere, örneğin 2010 yılında bir suç şüphesiyle alınan DNA'nın veri bankasına kaydedilmesi ve 2026 yılında bambaşka bir suçun olay yerinde bulunan DNA ile eşleştirilmesi (Cold Hit) durumu, artık "Hukuka Aykırı Delil" (Zehirli Ağacın Meyvesi) doktrini kapsamında değerlendirilmeye çok daha açıktır.
AYM kararında da atıf yapılan Yargıtay 17. Ceza Dairesinin muhalefet şerhli kararlarında ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi pratiklerinde de görüldüğü üzere; kanuni bir veri tabanı oluşturulmasına dair hüküm bulunmaması, elde edilen verilerin hukuka aykırı şekilde kaydedilmiş olması nedeniyle aleyhinde başka delil bulunmayan sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği savunulmaktadır. Ceza avukatları, müvekkilleri aleyhine sunulan eski tarihli DNA eşleşmelerinde, bu verinin "kanuni bir çerçeve olmadan, AYM'nin iptal ettiği kurallar zemininde süresiz ve keyfi olarak saklandığı" gerekçesiyle, CMK 206/2-a ve 217/2 maddeleri uyarınca delilin reddini ve dosyadan çıkarılmasını mahkemeden talep edebilirler.
11. Yasama Organından Beklenen Yeni Düzenlemenin Anayasal Sınırları ve Beklentiler
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 18 Aralık 2026 tarihine kadar Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (veya müstakil bir DNA Veri Bankası Kanunu'nda) yapacağı yeni düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerinde tek tek saydığı şu hayati standartları mutlaka içermek zorundadır:
Suçun Ağırlığına Göre Kademeli Saklama (Diferansiyel Sistem): Yeni yasa, herkesi aynı kefeye koyamaz. Bireyin işlediği suçun niteliği (örneğin basit bir mala zarar verme suçu ile terör, cinsel saldırı veya kasten adam öldürme gibi ağır cürümler) arasında bir ayrım yapılarak genetik verilerin saklama süreleri 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl gibi kademelere ayrılmalıdır.
Yaş Durumu (Çocuk ve Yetişkin Ayrımı): Suça sürüklenen çocuklardan (SSÇ) elde edilen genetik örneklerin, yetişkinlere kıyasla çok daha kısa sürelerde saklanması veya sicilleri temizlendiğinde derhal veri tabanından çıkarılması için özel güvenceler getirilmelidir.
Kararın Niteliği ve Otomatik İmha: Beraat, KYOK, davanın reddi, ceza verilmesine yer olmadığı ve düşme kararları gibi sanığın aklanmasıyla veya davanın esastan sonlanmasıyla biten durumlarda, verilerin herhangi bir başvuruya gerek kalmaksızın, bilişim sistemleri üzerinden otomatik olarak ve Savcı nezaretinde silinmesini sağlayacak bir "Kişisel Verileri Saklama ve İmha Politikası" altyapısı kurulmalıdır.
Aydınlatma ve Bilgilendirme Yükümlülüğü: Biyolojik örnek alınan kişiye, DNA profilinin çıkartıldığı, hangi veri tabanına kaydedildiği, ne kadar süreyle saklanacağı ve hangi haklara sahip olduğu süjeye mutlaka (KVKK standartlarında) bildirilmelidir.
Etkin Hak Arama Yolu: Vatandaşların, hukuka aykırı tutulduğunu düşündükleri genetik verilerinin silinmesi veya hatalı bilgilerin düzeltilmesi için başvurabilecekleri, itiraz süreçleri net olan idari ve yargısal başvuru yolları bizzat kanun metninde (yönetmelikte değil) tanımlanmalıdır.
Sıkı Veri Güvenliği: Siber Koruma: Devletin veri tabanında tutulan genetik kodların, siber saldırılara, veri sızıntılarına veya kolluk içindeki yetkisiz personelin erişimine karşı şifrelenmesi ve korunması teknik bir standart olarak yasaya derç edilmelidir.
12. Sonuç
Anayasa Mahkemesinin, 25 Aralık 2025 tarihinde kabul edip 18 Mart 2026'da yayımladığı E.2025/141, K.2025/274 sayılı kararı, Türkiye'nin dijital çağda bireysel mahremiyet ile devletin suçla mücadele refleksi arasında kurduğu terazide, ibreyi evrensel insan hakları lehine dengeleyen tarihi bir dönüm noktasıdır.
Kararın özeti ve ruhu şudur: Devlet, suç ve suçluyla mücadele etmek için bilimsel teknolojinin en ileri uçlarını (DNA analizi) kullanabilir ve kullanmalıdır. Ancak bu meşru amaç; anayasal bir güvence, şeffaf bir kanuni sınır, suçun ağırlığı ile orantılı bir süre ve yargısal bir denetim mekanizması olmaksızın, vatandaşların en mahrem genetik şifrelerinin karanlık devlet arşivlerinde sonsuza dek istiflenmesine cevaz veremez.
Bu iptal kararı, yasama organına biyometrik veri alanında yepyeni ve çağdaş bir kanun yapma ödevi yüklerken; hukukçulara adil yargılanma hakkı bağlamında güçlü bir savunma aracı sunmuş, vatandaşlara ise "unutulma hakkının" genetik düzeydeki yansıması olan "verilerimi sil" deme hakkını teslim etmiştir. Aralık 2026'ya kadar TBMM tarafından atılacak adımlar, sadece ceza muhakemesi pratiğini değil, Türkiye'nin evrensel veri hukuku standartlarındaki yerini de belirleyecektir.
13. Sıkça Sorulan Sorular

1. Anayasa Mahkemesinin CMK 80/2 iptal kararı tam olarak ne anlama geliyor?
AYM, suç soruşturmalarında alınan DNA gibi genetik verilerin, mahkûmiyet veya diğer kararlar sonrasında ne kadar süreyle ve nasıl saklanacağını düzenleyen net bir kanun olmamasını Anayasa'ya aykırı bulmuş ve bu uygulamanın temelini oluşturan kuralı iptal etmiştir.
2. Kan, saç veya tükürükten elde edilen DNA profili "kişisel veri" midir?
Evet, kesinlikle öyledir. KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) madde 6 uyarınca DNA ve genetik veriler, bireyin en hassas bilgilerini içerdiği için "özel nitelikli kişisel veri" kabul edilir ve kanuni güvence olmadan işlenemez.
3. AYM'nin genetik veri saklamasını iptal eden kararı ne zaman yürürlüğe girecek?
Karar 18 Mart 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Ancak sistemde boşluk doğmaması için AYM, kararın yayımından 9 ay sonra, yani 18 Aralık 2026 tarihinde yürürlüğe girmesine ve bu sürede yeni yasa yapılmasına hükmetmiştir.
4. Karakolda veya emniyette alınan DNA kaydım şu an otomatik olarak silinecek mi?
Hayır, kararın çıkmasıyla birlikte derhal ve otomatik bir silinme işlemi gerçekleşmeyecektir. 9 aylık geçiş süresi içerisinde TBMM'nin çıkaracağı yeni yasa ile DNA verilerinin silinme şartları, saklama süreleri ve prosedürleri kanunlaşacaktır.
5. Sabıka (Adli Sicil) kaydım silindiğinde DNA profilim de e-devlet üzerinden silinir mi?
Hayır. Adli sicil (sabıka) kaydının Adalet Bakanlığı sisteminden silinmesi ile Emniyet kriminal laboratuvarlarındaki genetik verilerin silinmesi birbirinden tamamen bağımsız hukuki ve teknik süreçlerdir. İkisi aynı anda silinmez.
6. Beraat eden veya hakkında takipsizlik kararı verilen birinin DNA örneği saklanabilir mi?
Hayır. Eski CMK 80/2 maddesinde bile beraat veya takipsizlik kararı kesinleştiğinde bu genetik bilgilerin Cumhuriyet savcısı huzurunda derhal yok edilmesi yasal bir zorunluluktu. AYM kararı sonrası bu hak daha da güçlenmiştir.
7. Mahkûmiyet alan (cezaevine giren) kişilerin DNA verileri sonsuza kadar mı saklanır?
AYM'nin iptal gerekçesinin temeli budur. Mahkûm dahi olsa bir kişinin DNA verisinin "ucu açık, süresiz ve sonsuza kadar" saklanması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Anayasa'ya aykırıdır. Yeni yasada suçun türüne göre makul süreler belirlenmek zorundadır.
8. Emniyette tutulan DNA profilimin silinmesi için nereye başvurmalıyım?
Yeni yasa çıkana kadarki süreçte; hakkınızdaki beraat veya takipsizlik (KYOK) kararını ekleyerek, doğrudan soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığına veya veriyi işleyen Emniyet/Jandarma Kriminal Daire Başkanlıklarına yazılı bir "genetik verinin imhası" dilekçesi verebilirsiniz.
9. Eski bir olayda alınan DNA, yıllar sonra başka bir davada aleyhime delil olarak kullanılabilir mi?
Kanuni bir dayanağı olmadan ve saklama süresi belli olmayan veri tabanlarından çekilen eski DNA eşleşmelerinin kullanılması, AYM kararı ışığında avukatlar tarafından "hukuka aykırı delil (Zehirli Ağacın Meyvesi)" itirazına konu edilebilir. Kararı mahkeme verecektir.
10. Benden zorla kan veya DNA örneği alınabilir mi?
Şüpheli veya sanıktan vücut örneği alınması kural olarak sadece Hâkim veya Mahkeme kararı ile mümkündür. Çok acil durumlarda Savcı karar verse bile, bu kararın 24 saat içinde mutlaka hâkime onaylatılması şarttır; aksi halde alınan örnek geçersiz sayılır.
11. Yeni çıkacak DNA Kanunu'nda çocuklara yönelik özel bir düzenleme olacak mı?
Evet. AYM, kararında yaş konusuna özel vurgu yapmıştır. Yeni düzenlemede suça sürüklenen çocuklardan (18 yaş altı) alınan genetik örneklerin çok daha kısa sürede imha edilmesi ve yetişkinlerle aynı veri tabanında tutulmaması beklenmektedir.
12. KVKK'ya şikâyet ederek genetik verimi sildirebilir miyim?
Hayır. KVKK madde 28 uyarınca yargı ve adli soruşturma süreçleri Kişisel Verileri Koruma Kurumunun görev ve yetki alanı dışındadır. Bu nedenle silme talepleri KVKK'ya değil, doğrudan süreci yürüten adli makamlara (Savcılık ve Mahkemelere) yapılmalıdır.
Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.



Yorumlar