top of page

İtirazın Kaldırılması Davası: 2026 Güncel Rehberi, Şartları ve Yargılama Usulü

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Mete ŞAHİN
    Av. Mete ŞAHİN
  • 5 gün önce
  • 20 dakikada okunur
İtirazın kaldırılması davası süreci ve 2026 icra mahkemesi uygulamaları.

1. İlamsız İcra Takibi ve Borçlunun İtiraz Hakkının Temelleri


Türkiye Cumhuriyeti İcra ve İflas Hukuku sistemi, alacaklıların maddi haklarına en hızlı ve güvenilir şekilde kavuşmasını sağlarken, aynı zamanda borçlu konumunda olan vatandaşların da haksız ve mesnetsiz taleplere karşı kendilerini savunabilmeleri için hassas bir hukuki denge üzerine inşa edilmiştir. Hukuk sistemimizde en sık başvurulan tahsilat yöntemi olan ilamsız icra takibi, alacaklının elinde herhangi bir mahkeme kararı (ilam) bulunmaksızın, doğrudan icra müdürlüğüne başvurarak borçlu aleyhine takip başlatabilmesine olanak tanıyan pratik bir yoldur. İlamsız icra takibi başlatıldığında, icra dairesi borçluya bir ödeme emri gönderir. Bu ödeme emri, devletin resmi makamları aracılığıyla borçluya yöneltilen, borcun belirli bir süre içinde ödenmesini veya borca itiraz edilmesini ihtar eden resmi bir belgedir.


Vatandaşların hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla kanun koyucu, ilamsız icra takibine karşı borçluya son derece etkili bir savunma mekanizması sunmuştur. İcra ve İflas Kanunu (İİK) madde 62 uyarınca, kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içerisinde icra dairesine başvurarak borca, borcun ferilerine (faiz vb.) veya dayanak belgedeki imzaya itiraz etme hakkına sahiptir. Bu yedi günlük süre hak düşürücü niteliktedir ve kamu düzenine ilişkindir. Borçlu, herhangi bir gerekçe göstermeksizin yalnızca "böyle bir borcum yoktur" diyerek dahi itiraz edebilir. Süresi içerisinde yapılan geçerli bir itiraz, başka hiçbir mahkeme kararına veya işleme gerek kalmaksızın icra takibini otomatik olarak durdurur. İtiraz ile birlikte duran icra takibinde, alacaklı taraf borçlunun maaşına, banka hesaplarına, taşınır veya taşınmaz mallarına haciz işlemi uygulayamaz ve muhafaza tedbirleri alamaz. Bu aşamadan sonra sürecin yeniden hareketlenebilmesi ve haciz aşamasına geçilebilmesi için alacaklının hukuki bir adım atması zorunludur. Alacaklının duran takibi devam ettirebilmesi için önünde iki temel dava yolu bulunmaktadır: Genel mahkemelerde açılacak olan "İtirazın İptali Davası" ve icra hukuk mahkemelerinde görülen "İtirazın Kaldırılması Davası".


2. İtirazın Kaldırılması Davasının Hukuki Niteliği ve Amacı


İtirazın kaldırılması davası, alacaklının başlattığı ilamsız icra takibine borçlunun itiraz etmesi üzerine duran takibin, genel mahkemelerdeki uzun ve detaylı yargılama süreçlerine girilmeksizin, icra mahkemesi nezdinde hızlıca incelenerek devam etmesini sağlayan kendine özgü bir takip hukuku kurumudur. Bu davanın en temel amacı, borcu belgelerle sabit olan alacaklıyı, sırf zaman kazanmak ve süreci uzatmak amacıyla kötü niyetli olarak itiraz eden borçlulara karşı korumaktır.


Hukuki niteliği itibarıyla itirazın kaldırılması davası, genel hükümlere göre açılan bir "eda davası" (borçluyu bir şeyi vermeye veya yapmaya mahkum eden dava) değildir. İcra hukuk mahkemeleri bu davada uyuşmazlığın maddi hukuk boyutuna inmez, borcun gerçekte var olup olmadığını her türlü delille derinlemesine araştırmaz. Bunun yerine, kanunun öngördüğü şekli bir inceleme yapar. Mahkemenin görevi, alacaklının elindeki belgenin İcra ve İflas Kanunu madde 68'de sayılan nitelikli belgelerden biri olup olmadığını ve borçlunun itirazını bu belgelere eşdeğer güçte bir belgeyle çürütüp çürütemediğini denetlemekten ibarettir. Bu sınırlı ve dar yetkili inceleme yapısı, sürecin aylar hatta yıllar süren genel dava prosedürlerinden sıyrılarak çok daha kısa sürede sonuçlanmasını sağlar. Ancak bu hızın bedeli olarak kanun koyucu, itirazın kaldırılması davasında kullanılabilecek delilleri son derece katı kurallara bağlamış ve her belgenin bu davaya konu edilemeyeceğini hüküm altına almıştır.


3. İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması Şartları (İİK Madde 68)


İtirazın kesin kaldırılması davasında aranan İİK 68 belgeleri şeması.

Borçlunun, icra takibine konu olan borcun esasına, miktarına veya vadesine yönelik (örneğin "benim böyle bir borcum bulunmamaktadır", "borcu tamamen ödedim", "bu borç zamanaşımına uğramıştır" şeklinde) itiraz etmesi durumunda, alacaklının başvuracağı hukuki yol İİK Madde 68 uyarınca itirazın kesin olarak kaldırılması davasıdır. Bu davanın açılabilmesi ve kabul edilebilmesi için alacaklının takibini mutlaka kanunda tahdidi (sınırlı) olarak sayılan belgelerden birine dayandırmış olması şarttır. Alacaklının elinde bu özel nitelikli belgelerden biri yoksa, icra mahkemesi davanın usulden reddine karar verir ve alacaklıyı genel mahkemelerde dava açmaya yönlendirir. İtirazın kesin olarak kaldırılmasını sağlayan kanuni belgeler şunlardır:


3.1. İmzası İkrar Edilmiş Adi Senetler

Adi senet, herhangi bir noter onayı veya resmi makam müdahalesi olmaksızın, tarafların kendi aralarında serbestçe düzenledikleri ve borçlunun kendi el yazısı ile imzaladığı, kayıtsız şartsız bir borç ikrarı içeren belgelerdir. Günlük hayatta vatandaşların kendi aralarında imzaladıkları borç sözleşmeleri, elden alınan borçlara karşılık verilen yazılı kağıtlar bu kapsama girer. Ancak bir adi senedin itirazın kesin kaldırılması davasında geçerli olabilmesi için çok kritik bir şart vardır: Borçlunun, icra dairesine yaptığı itiraz dilekçesinde senet altındaki "imzaya" açıkça itiraz etmemiş olması gerekir.


Eğer borçlu sadece "borcum yoktur" veya "borcu ödedim" diyerek itiraz ederse, hukuken senetteki imzayı "ikrar etmiş" (kabul etmiş) sayılır. İmzası ikrar edilmiş bir adi senet, İİK Madde 68 anlamında en güçlü belgelerden birine dönüşür. Bu noktada alacaklı, icra mahkemesine başvurarak borçlunun imzayı kabul ettiğini, dolayısıyla senedin geçerli olduğunu belirterek itirazın kesin olarak kaldırılmasını talep edebilir. Borçlu bu aşamadan sonra borcu ödediğini iddia ediyorsa, bunu ancak aynı derecede güçlü, yazılı bir belgeyle (banka dekontu, imzalı ibraname vb.) ispatlamak zorundadır; mahkemede tanık dinleterek ödeme yaptığını ispatlayamaz.


3.2. İmzası Noterlikçe Onaylı Senetler

Devletin resmi güven kurumları olan noterler aracılığıyla düzenlenen veya imzası noter huzurunda atılarak onaylanan senetler, imza inkarına konu olamayacak derecede yüksek ispat gücüne sahiptir. Taraflar arasında düzenlenen bir borç senedinin imzası noter tarafından tasdik edilmişse, bu belge kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren resmi bir vesika statüsü kazanır. Borçlu, noter onaylı bir senede dayanan icra takibine itiraz ettiğinde, alacaklı doğrudan itirazın kesin kaldırılması davası açabilir. Borçlunun bu belgeye karşı yapabileceği savunma son derece dardır; ya borcu ödediğine dair resmi bir makbuz sunmalı ya da belgenin sahteliği konusunda yetkili mahkemelerden alınmış ihtiyati tedbir veya kesinleşmiş karar getirmelidir.


3.3. Resmi Dairelerin ve Yetkili Makamların Verdikleri Belgeler

Kamu idarelerinin, resmi dairelerin ve kanunen yetkilendirilmiş makamların kendi görev ve yetki alanları içerisinde usulüne uygun olarak düzenledikleri evraklar da itirazın kesin kaldırılmasını sağlayan belgelerdendir. Bu kategoriye giren belgelere günlük hukuk uygulamasından verilebilecek en net örnekler şunlardır: İcra daireleri tarafından düzenlenen borç ödemeden aciz vesikaları, mahkemelerin tazminat veya yargılama giderlerine ilişkin kesinleşmiş ara kararları, resmi memurlar huzurunda tarafların serbest iradeleriyle tutanaklara geçirdikleri borç ikrarları ve ihtiyati haciz tutanakları. Bu belgeler devletin resmi kayıtları niteliğinde olduğundan, içeriklerindeki borç miktarları aksi sabit oluncaya kadar doğru kabul edilir ve icra mahkemesinde tereddütsüz şekilde itirazın kaldırılmasına dayanak oluşturur.


3.4. Kredi Kurumlarının Sözleşmeleri ve Hesap Özetleri

İİK m.68/b, borçlu cari hesap veya kısa, orta ve uzun vadeli kredi ilişkilerinde kredi veren lehine özel bir ispat kolaylığı öngörür. Kredi sözleşmeleri ile bunlara ilişkin olarak kredi sözleşmesinde gösterilen adrese ilgili faiz tahakkuk dönemini izleyen on beş gün içinde noter aracılığıyla gönderilen ve alındıktan itibaren bir ay içinde itiraz edilmeyen hesap özetleri, ayrıca ihtarnameler ve usulüne uygun diğer belge ve makbuzlar, İİK m.68/1 anlamında belge sayılır. Bu durumda alacaklı, borçluya karşı ilamsız icra takibi başlatıp itirazla karşılaşırsa, icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Ancak tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarında 6502 sayılı Kanun ile 5464 sayılı Kanun’daki özel hükümler ve Yargıtay uygulamasındaki farklılıklar nedeniyle, aynı sonucun her olayda otomatik olarak doğduğu söylenemez; kredi ilişkisinin niteliğinin somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir


4. Genel İlamsız Takipte İtirazın Geçici Olarak Kaldırılması, İmza İtirazı ve Borçtan Kurtulma Davası (İİK Madde 68/a ve 69)


Alacaklı, genel ilamsız icra takibini adi yazılı bir senede veya sözleşmeye dayandırmışsa ve borçlu ödeme emrine süresinde itiraz ederken belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını açıkça ileri sürmüşse, artık icra mahkemesinde itirazın kesin kaldırılması değil, İİK m.68/a uyarınca itirazın geçici olarak kaldırılması yolu gündeme gelir. Uygulamada bu yol çoğu zaman “itirazın geçici olarak kaldırılması davası” olarak anılsa da, teknik olarak bu bir icra mahkemesi talebidir. Bunun yanında alacaklının genel mahkemede itirazın iptali veya alacak davası açma hakkı da ayrıca devam eder.


İmza inkârı hâlinde icra mahkemesindeki incelemenin merkezinde, takip dayanağı belgedeki imzanın gerçekten borçluya ait olup olmadığı sorunu yer alır. Bu nedenle mahkeme, tarafların beyanlarını alarak ve gerektiğinde imza incelemesine başvurarak, imzanın aidiyetini değerlendirir. İncelemenin amacı, alacağın bütün esasını çözmekten ziyade, takip dayanağı belgedeki imzanın borçluya ait olup olmadığını tespit etmektir.


Mahkeme, yapılan inceleme sonunda imzanın borçluya ait olduğu kanaatine varırsa itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verir. Ayrıca kanundaki şartların oluşması hâlinde borçlu, asıl alacağın yüzde onu oranında para cezasına ve alacaklının talebi üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilebilir. Buna karşılık imzanın borçluya ait olmadığı sonucuna varılırsa talep reddedilir; bu durumda da alacaklının genel mahkemede dava açma hakkı saklıdır.


Kanundaki “geçici” ibaresinin sebebi, borçluya sonradan genel mahkemede borçtan kurtulma davası açma imkânının tanınmış olmasıdır. İİK m.69’a göre borçlu, itirazın geçici olarak kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçtan kurtulma davası açabilir. Ancak bu davanın dinlenebilmesi için, borçlunun dava konusu alacağın yüzde on beşi oranındaki teminatı ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine yatırması veya mahkemece kabul edilen teminatı göstermesi gerekir. Borçlu süresinde dava açmazsa veya açtığı dava reddedilirse, geçici kaldırma kararı takip bakımından sonuç doğurur ve alacaklı takip işlemlerine devam edebilir.


5. İtirazın Kaldırılması ile İtirazın İptali Davası Arasındaki Temel Farklar


İtirazın kaldırılması ile itirazın iptali davası farkları karşılaştırma tablosu.

Vatandaşların ve ticari işletmelerin icra takiplerinde en çok kafa karışıklığı yaşadığı konu, itiraz edildikten sonra hangi dava yolunun seçileceğidir. İtirazın kaldırılması ile itirazın iptali davası arasında, görevli mahkemeden ispat kurallarına, yargılama sürelerinden dava şartlarına kadar uzanan derin ve yapısal farklılıklar bulunmaktadır. 2026 yılı güncel mevzuatı ve hukuk yargılamaları pratiği çerçevesinde bu iki yolun karşılaştırmalı analizi şu şekildedir:


5.1. İspat Vasıtaları ve Delil Serbestisi Açısından Farklar

İki dava arasındaki en belirgin ayrım noktası ispat hukuku kurallarıdır. İtirazın kaldırılması davası, bütünüyle şekli bir incelemeye dayandığı için sadece İİK Madde 68'de sayılan, üzerinde imza bulunan ve borç ikrarı içeren spesifik belgelerle açılabilir. Alacaklının elinde bu belgelerden biri yoksa bu yola başvurması imkansızdır.


Buna mukabil, itirazın iptali davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) genel ispat kurallarına tabidir. Alacaklı, herhangi bir senede veya resmi belgeye sahip olmasa dahi, alacağının varlığını ispatlamak için her türlü yasal delile başvurabilir. İtirazın iptali davasında tanık dinletilebilir, keşif yapılabilir, ticari defterler incelenebilir, bilirkişi raporları alınabilir ve e-posta, WhatsApp mesajları gibi elektronik veriler değerlendirilebilir.


5.2. Görevli Mahkeme ve Yargılama Süreçleri

İtirazın kaldırılması davasında mutlak olarak görevli yargı mercii "İcra Hukuk Mahkemeleri"dir. Bu mahkemeler dar yetkili olup, uyuşmazlığın temeline inmezler. İtirazın iptali davasında ise görevli mahkeme, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenen "Genel Mahkemeler"dir. Örneğin, alacak bir işçi-işveren ilişkisinden doğuyorsa İş Mahkemesi, ticari bir alım-satımdan doğuyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi, vatandaşların kendi aralarındaki bir borç ilişkisinden doğuyorsa Asliye Hukuk Mahkemesi veya tüketici işleminden kaynaklanıyorsa Tüketici Mahkemesi görevlidir. Genel mahkemelerde yürütülen iptal davaları, tüm delillerin toplanması ve tartışılması nedeniyle icra mahkemelerine kıyasla çok daha uzun sürmektedir.


5.3. Hak Düşürücü Süreler ve Arabuluculuk Dava Şartı

Alacaklı taraf, icra müdürlüğüne yapılan itirazın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 6 ay içinde icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasını talep etmek zorundadır. Bu süre hak düşürücü olup, sürenin kaçırılması halinde alacaklı bir daha bu yola başvuramaz. İtirazın iptali davasında ise kanun koyucu alacaklıya daha geniş bir zaman tanımış olup, dava açma süresi itirazın tebliğinden itibaren 1 yıldır.


2026 yılı itibarıyla hukuk sistemimizde büyük yer kaplayan Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları bağlamında önemli bir fark daha ortaya çıkmıştır. Alacağın kaynağı ticari, işçi-işveren uyuşmazlığı veya tüketici işlemi ise, itirazın iptali davası açılmadan önce "Dava Şartı Arabuluculuk" kurumuna başvurulması kanuni bir zorunluluktur. Arabuluculuk süreci tüketilmeden itirazın iptali davası açılması halinde mahkeme davayı usulden reddedecektir. Ancak itirazın kaldırılması davası, niteliği gereği bir takip işlemi kabul edildiğinden, zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir; alacaklı arabulucuya gitmeksizin doğrudan icra mahkemesinde davasını açabilir.


5.4. İtirazın İptali ve İtirazın Kaldırılması Karşılaştırma Tablosu

Konunun vatandaşlar tarafından daha net anlaşılabilmesi için temel farklar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Karşılaştırma Kriteri

İtirazın Kaldırılması Davası

İtirazın İptali Davası

Hukuki Dayanak

İcra ve İflas Kanunu (Madde 68, 68/a)

İcra ve İflas Kanunu (Madde 67) ve HMK Genel Hükümleri

Görevli Yargı Mercii

İcra Hukuk Mahkemesi

Genel Mahkemeler (Asliye Hukuk, Ticaret, İş, Tüketici vb.)

Hak Düşürücü Süre

İtirazın tebliğinden itibaren 6 Ay

İtirazın tebliğinden itibaren 1 Yıl

İspat Sınırı (Deliller)

Sadece İİK 68'de sayılan kesin belgeler (Senet, resmi evrak vb.)

Her türlü yasal delil (Tanık, ticari defter, yazışma vb.)

Yargılama Çapı

Şekli ve dar yetkili inceleme (Esasa inilmez)

Maddi gerçeğin araştırıldığı tam ve esasa yönelik inceleme

Arabuluculuk Şartı

Kesinlikle aranmaz (Dava şartı değildir)

Alacağın türüne göre zorunludur (Ticari, İş, Tüketici)

Kararın Hukuki Etkisi

Maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez (Yeni dava açılabilir)

Maddi anlamda kesin hüküm oluşturur (Aynı konu tekrar dava edilemez)

6. Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Dava Açma Süreleri


Hukuki süreçlerin vatandaş lehine olumlu sonuçlanabilmesi, usul kurallarına ve kanuni sürelere sıkı sıkıya riayet edilmesine bağlıdır. Usul, esasa mukaddemdir (önceliklidir) prensibi gereği, dava yanlış yerde veya yanlış zamanda açılırsa, alacağın ne kadar haklı olduğu değerlendirilmeksizin dosya reddedilir.


6.1. Hak Düşürücü Sürenin Hesaplanması ve Tebligat Süreci

İlamsız icra takibine maruz kalan borçlu, yedi günlük yasal süre içerisinde icra dairesine itiraz dilekçesini sunduğunda, icra müdürü takibin durdurulmasına karar verir. Bu aşamadan sonra icra dairesi, borçlunun itiraz dilekçesini alacaklı tarafa (veya alacaklının avukatına) tebliğ eder. İtirazın kaldırılması süreci için öngörülen 6 aylık hak düşürücü süre, kural olarak bu itiraz dilekçesinin alacaklıya resmi olarak tebliğ edildiği günün ertesi günü işlemeye başlar.


Ancak uygulamada tebligat süreçlerinin uzaması nedeniyle Yargıtay içtihatları ile alacaklı lehine önemli bir kolaylık getirilmiştir. Güncel Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarına göre, alacaklı taraf resmi tebligatı beklemek zorunda değildir; icra dosyasını inceleyerek veya UYAP üzerinden itirazı öğrendiği anda doğrudan itirazın kaldırılması davasını açabilir. Alacaklı mahkemeye dava dilekçesini verdiği anda, kanunun aradığı öğrenme ve belgelendirme unsurları gerçekleşmiş sayılır ve tebliğ edilmiş hükmünde kabul edilir. Altı aylık süre geçirildikten sonra icra mahkemesine başvurulması halinde mahkeme davanın süreden reddine karar verecektir.


6.2. İcra Mahkemelerinde Görev ve Yetki Kuralları

İtirazın kaldırılması talebi bütünüyle takip hukukuna ilişkin bir yol olduğundan görevli mahkeme istisnasız olarak "İcra Hukuk Mahkemesi"dir. Vatandaşların genel mahkemelerde olduğu gibi alacağın niteliğine göre mahkeme aramasına gerek yoktur.


Yetkili mahkemenin tespiti ise icra takibinin başlatıldığı yerle doğrudan ilişkilidir. İtirazın kaldırılması davası, ancak icra takibinin yürütüldüğü icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu yargı çevresindeki icra mahkemesinde açılabilir. Örneğin, borçluya Ankara İcra Genel Dairesi'nden ödeme emri gönderilmişse ve itiraz Ankara'daki icra dosyasına yapılmışsa, itirazın kaldırılması davasına bakmaya kesin yetkili yer Ankara İcra Hukuk Mahkemeleri'dir. HMK'nın genel yetki kuralları (örneğin sözleşmenin ifa yeri veya davalının ikametgahı) icra mahkemesinin yetkisini tek başına belirlemez; yetki doğrudan icra dairesinin yetkisine sıkı sıkıya bağlıdır.


7. Yargılama Usulü ve İspat Kurallarındaki Katı Sınırlar


İcra hukuk mahkemelerinin genel mahkemelerden ayrılan en büyük özelliği, adaletin hızlı tesisini sağlamak üzere kurgulanmış yargılama usulüdür. Bu usul, tarafların yargılamayı uzatıcı taktikler geliştirmesini engeller.


7.1. Basit Yargılama Usulü ve Duruşma Yapılması

İtirazın kaldırılması davaları Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulünde, yazılı yargılma usulünde olduğu gibi uzun dilekçeler teatisi aşaması yoktur. Davacı alacaklı dava dilekçesini verir, davalı borçlu ise yalnızca bir cevap dilekçesi sunma hakkına sahiptir. Cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçeleri bulunmaz.


Bununla birlikte, icra mahkemesi hakimi kararını sadece dosyaya sunulan dilekçeleri okuyarak veremez. Anayasal bir hak olan hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak mahkeme mutlak surette bir duruşma açmak, tarafları bu duruşmaya davet etmek ve beyanlarını yüz yüze dinlemek zorundadır. Duruşmaya katılmamak iddiaların ispatlanamaması veya davanın düşmesi gibi sonuçlar doğurabilir.


Borçlu açısından çok kritik bir usul kuralı da şudur: Borçlu, icra mahkemesindeki duruşmalarda veya cevap dilekçesinde, yalnızca icra dairesine verdiği ilk itiraz dilekçesinde belirttiği sebepleri ileri sürebilir. İlk itirazında "borcu ödedim" diyen bir borçlu, mahkeme aşamasında "aslında sözleşme geçersizdi" diyerek itiraz sebeplerini genişletemez. İtiraz sebeplerinin genişletilmesi veya değiştirilmesi, ancak alacaklının duruşmadaki açık muvafakati (kabulü) ile mümkündür.


7.2. Tanık Dinletme ve Yemin Delili Yasağı

Vatandaşların hukuki süreçlerde en sık düştükleri yanılgılardan biri, mahkemeye çıkaracakları tanıklarla davayı kazanabileceklerini düşünmeleridir. Ancak itirazın kaldırılması davasında ispat kuralları son derece kesindir: İcra mahkemesinde tanık dinletilemez ve karşı tarafa yemin teklif edilemez.


Örneğin, Ahmet Bey Mehmet Bey'e elden borç vermiş ve Mehmet Bey icra takibine "borcum yoktur" diye itiraz etmiş olsun. Ahmet Bey icra mahkemesine başvurup "Parayı verirken yanımızda üç kişi vardı, şahit olarak dinletmek istiyorum" talebinde bulunursa mahkeme bu talebi doğrudan reddedecektir. Aynı şekilde Mehmet Bey, imzaladığı bir senede karşılık "Ben bu senedin bedelini elden ödedim, komşum da şahittir" derse, mahkeme bu şahidi dinlemeyecektir. İcra mahkemesi yalnızca yazılı belgelere ve İİK 68 standartlarına bakar. Bu nedenle, icra mahkemesinin verdiği kararlar uyuşmazlığın özünü çözmediği için "maddi anlamda kesin hüküm" teşkil etmez; taraflar ileride genel mahkemelerde aynı konu için detaylı bir tespit veya istirdat davası açabilirler.


7.3. 2026 Yargıtay Kararları Işığında WhatsApp Mesajları ve Elektronik Evrakların İspat Gücü

Gelişen teknoloji ile birlikte ticari anlaşmaların ve bireysel borçlanmaların büyük bir kısmı elektronik platformlara kaymıştır. 2026 yılı itibarıyla hukuk dünyasında en çok tartışılan konulardan biri, WhatsApp yazışmalarının, SMS'lerin veya e-postaların hukuki delil niteliğidir.


Güncel Yargıtay içtihatları (özellikle Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ve 9. Hukuk Dairesi kararları) WhatsApp mesajlarını ve elektronik yazışmaları, hukuka uygun yollarla elde edildikleri sürece alacak verecek uyuşmazlıklarında geçerli bir ispat aracı olarak kabul etmektedir. Genel mahkemelerde görülen davalarda bu yazışmalar HMK uyarınca "yazılı delil başlangıcı" sayılır ve hakimin kanaat oluşturmasında, tanık dinlenilmesine olanak tanınmasında büyük rol oynar. Hatta itirazın iptali davalarında işverenin e-posta ile yaptığı bir kabul beyanı, alacağı ispatlamaya yetebilmektedir.


Ancak durum icra mahkemelerinde görülen İtirazın Kaldırılması davası için tamamen farklıdır. İcra mahkemesi şekli inceleme yaptığı için belge üzerinde fiziki bir imza veya güvenli elektronik imza arar. Yargıtay'ın güncel uygulamasına göre, noter onayı taşımayan, üzerinde ıslak veya elektronik imza bulunmayan standart WhatsApp yazışmaları İİK Madde 68 kapsamında belge sayılmaz. Yani, elinde borçlusundan gelen "Sana olan borcumu haftaya ödeyeceğim" yazılı bir WhatsApp mesajı olan alacaklı, bu mesaja güvenerek icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açamaz; açarsa davası usulden reddedilir. Bu alacaklının başvurması gereken tek yol, WhatsApp mesajlarının delil olarak tartışılabileceği genel mahkemelerdeki "İtirazın İptali Davası"dır.


8. İtirazın Kaldırılması Davasında Sonuçlar: Takip Devam Eder mi, Tazminat ve Para Cezası Çıkar mı?


İtirazın kaldırılması davasında verilecek karar, çoğu kişinin sandığı gibi alacağın varlığı hakkında her yönüyle kesin bir hüküm kurmaz. Bu yargılamanın asıl işlevi, ilamsız icra takibinin bu özel ve hızlı usul üzerinden devam edip edemeyeceğini belirlemektir. Bu nedenle kararın en önemli sonucu şudur: talep kabul edilirse takip kaldığı yerden sürer; talep reddedilirse alacaklı bu kısa yoldan devam edemez. Ancak ret kararı, her durumda borcun hiç bulunmadığı anlamına da gelmez.


Bu noktada tazminat meselesi de ayrı bir önem taşır. Uygulamada sıkça “icra inkâr tazminatı” ve “kötüniyet tazminatı” ifadeleri kullanılsa da, itirazın kaldırılması prosedüründe teknik dayanak doğrudan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesinin son fıkrası ile, imzaya itiraz hâlinde 68/a maddesidir.


8.1. Alacaklı Haklı Çıkarsa: İtirazın Kaldırılması Kararı, Takibin Devamı ve Tazminat

Mahkeme, alacaklının dayandığı belgenin kanunda aranan nitelikleri taşıdığına ve borçlunun itirazının bu aşamada yerinde olmadığına karar verirse itirazın kaldırılmasına hükmeder. Bunun pratik sonucu, ödeme emrine yapılan itirazın takibi durduran etkisinin ortadan kalkmasıdır. Böylece alacaklı, icra dairesinden haciz işlemleri dahil cebrî icra sürecine devam edilmesini isteyebilir.


Alacaklı lehine verilen bu karar yalnızca takibin ilerlemesini sağlamaz; şartları varsa tazminat sonucunu da doğurur. İİK m.68’e göre, itirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, karşı tarafın talebi üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilebilir. Burada ayrıca borçlunun kötü niyetli olduğunun ispatı aranmaz. Başka bir ifadeyle, borçlunun haksız çıkması ve karşı tarafın tazminatı açıkça talep etmesi yeterlidir.


Bu nedenle borçlu açısından en büyük risk, sadece takibin devam etmesi değil; buna ek olarak ciddi bir tazminat yüküyle de karşılaşmaktır. Özellikle belgeye dayalı ve miktarı belirli alacaklarda, “itiraz ederek zaman kazanma” düşüncesi sonradan mali olarak daha ağır bir sonuca dönüşebilir. Bu yönüyle itirazın kaldırılması davası, sıradan bir usul tartışmasından çok daha önemli sonuçlar doğuran bir icra hukuku yoludur.


8.2. Borçlu Haklı Çıkarsa: Ret Kararı Ne Anlama Gelir, Alacaklı Aleyhine Tazminat Çıkar mı?

Mahkeme, alacaklının sunduğu belgenin bu özel takip yolu için yeterli olmadığına veya borçlunun itirazının haklı olduğuna kanaat getirirse, itirazın kaldırılması talebini reddeder. Burada sık yapılan hata, bu sonucu “takibin tamamen iptali” gibi görmektir. Oysa hukuken daha doğru ifade şudur: alacaklı, icra mahkemesindeki bu özel yoldan yararlanarak durmuş takibi devam ettiremez. Şartları varsa genel mahkemede alacak davası açması veya itirazın iptali yoluna başvurması yine mümkündür.


Borçlu lehine tazminat bakımından ise her ret kararı otomatik olarak aynı sonucu doğurmaz. İİK m.68/son hükmüne göre, alacaklı aleyhine tazminata hükmedilebilmesi için ret kararının esasa ilişkin nedenlere dayanması gerekir. Yani sırf şekli eksiklik, usul sorunu veya bu yola özgü belge yetersizliği bulunan her durumda kendiliğinden tazminat sonucu çıkmaz. Bu ayrım uygulamada çok önemlidir; çünkü alacaklı her davayı kaybettiğinde otomatik olarak tazminatla karşılaşmaz.


Kısacası borçlu lehine verilen ret kararı, her zaman “alacaklı kötü niyetliydi” anlamına gelmez. Fakat mahkeme işin esasına girip alacaklının bu yolla haklı olmadığını tespit etmişse ve borçlu da bunu talep etmişse, alacaklı takip konusu miktarın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilebilir. Bu nedenle alacaklı bakımından da, icra mahkemesine başvurmadan önce elindeki belgenin gerçekten İİK m.68 kapsamında yeterli olup olmadığını dikkatle değerlendirmek gerekir.


8.3. İmzaya İtirazda Özel Durum: Yüzde 10 Para Cezası ile Yüzde 20 Tazminat Aynı Şey midir?

Borçlu, sadece “borcum yok” demekle yetinmeyip, takip dayanağı hususi senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüşse süreç farklılaşır. Bu durumda uyuşmazlık artık genel anlamda borca itiraz çerçevesinde değil, İİK m.68/a kapsamında “imzaya itiraz” prosedürü içinde incelenir. İcra mahkemesi, imzanın gerçekten borçluya ait olup olmadığını karşılaştırma, örnek imza, diğer deliller ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi ile değerlendirir.


Mahkeme, imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varırsa itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verir. Bu durumda borçlu hakkında ayrıca takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına hükmedilir. Kanun, bu para cezasını imza inkârına özgü özel bir yaptırım olarak düzenlemiştir. Üstelik borçlu, mazeretsiz şekilde duruşmaya gelmezse de belirli şartlar altında yine geçici kaldırma kararı ve yüzde 10 para cezası gündeme gelebilir.


Bunun yanında, imzaya itiraz dosyalarında bir de tazminat boyutu vardır. İİK m.68/a uyarınca, itirazın geçici olarak kaldırılması talebi kabul edilirse borçlu; talep reddedilirse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilebilir. Bu yüzden yüzde 10 para cezası ile yüzde 20’den az olmayan tazminat aynı yaptırım değildir. Yüzde 10 para cezası, haksız imza inkârına bağlanan özel bir sonuçtur; yüzde 20 tazminat ise davanın sonucuna göre haklı çıkan taraf lehine hükmedilen ayrı bir mali yaptırımdır.


Burada ayrıca önemli bir istisna da vardır: Borçlu, inkâr ettiği imzayı itirazın kaldırılması duruşmasında ve en geç alacaklının senedin aslını sunduğu celsede kabul ederse, hakkında para cezasına hükmolunmaz ve kural olarak yargılama giderleri de yükletilmez. Dolayısıyla imzaya itiraz edilen dosyalarda savunmanın zamanı ve şekli, sonucun sadece takip bakımından değil, para cezası ve giderler bakımından da doğrudan etkili olur.


8.4. Sonuç: İtirazın Kaldırılması Davasında Usul Hatası, Tazminat Riskine Dönüşebilir

İtirazın kaldırılması davası, ilk bakışta yalnızca teknik bir icra prosedürü gibi görünse de, sonuçları bakımından taraflar için oldukça ağır olabilir. Alacaklı açısından yanlış belgeyle bu yola başvurmak tazminat riskini doğurabilir; borçlu açısından ise dayanağı zayıf bir itiraz, hem takibin devamına hem de yüzde yirmiden az olmamak üzere tazminata yol açabilir. İmzaya itiraz edilen dosyalarda ise bunlara ek olarak yüzde 10 para cezası da gündeme gelebilir.


Bu nedenle itirazın kaldırılması sürecinde asıl mesele sadece “davayı kazanmak” değildir. Hangi belgeye dayanıldığı, itirazın borca mı yoksa imzaya mı yönelik olduğu, talebin açıkça istenip istenmediği ve kararın esasa mı yoksa şekle mi dayandığı gibi ayrıntılar, sonucun doğrudan yönünü değiştirir.


9. 2026 Yılı Güncel Yargı Harçları, Masraflar ve Avukatlık Ücretleri


2026 yılı itirazın kaldırılması davası mahkeme harçları ve avukatlık masrafları.

Vatandaşların hukuki süreçleri başlatmadan önce maliyet analizi yapmaları hak arama özgürlüğünün önemli bir parçasıdır. 2026 yılı itibarıyla Adalet Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından Resmî Gazete'de yayımlanan tarifelere göre mahkeme harçları, gider avansları ve asgari avukatlık ücretleri yeniden değerleme oranlarına paralel olarak güncellenmiştir.


9.1. 2026 Yılı İcra Mahkemesi Dava Açma Masrafları

İtirazın kaldırılması davası açılırken mahkeme veznesine yatırılması gereken zorunlu harçlar maktu (sabit) sisteme tabidir. 2026 yılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği ve Gider Avansı Tarifesi'ne göre maliyet kalemleri şunlardır.


Uygulamada, icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açan bir vatandaşın vezneye yatırması gereken ortalama toplam ilk masraf (harç ve avanslar dahil) 2.500,00 TL ile 3.000,00 TL bandındadır. Yargılama bittikten sonra kullanılmayan gider avansı davacıya iade edilmektedir.


Masraf Kalemi (2026 Yılı)

Belirlenen Tutar / Oran

Açıklama

Başvurma Harcı

335,20 TL

İcra mahkemesinde başvuru sırasında alınan maktu harçtır.

Karar ve İlam Harcı

732,00 TL

İtirazın kaldırılması talebinde uygulanan maktu karar ve ilam harcıdır.

Nispi Peşin Harç

Uygulanmaz

İtirazın kaldırılması talebi nispi harca tabi değildir.

Gider Avansı (Sabit Kısım)

530,00 TL

Diğer iş ve işlemler için alınan sabit avanstır.

Tebligat Gideri Avansı

Taraf Sayısı x 5 x 210,00 TL

Normal tebligatın 100 grama kadar olan birim ücretine göre hesaplanır.

Vekâletname Suret Harcı

104,00 TL

Avukat tasdikli vekâletname sureti sunuluyorsa alınır.

Vekâlet Pulu

164,00 TL

Avukat aracılığıyla açılan işlerde 2026 yılı TBB vekâlet pulu bedelidir.

Bilirkişi / Keşif / Tanık Giderleri

Ayrıca

Dosyanın niteliğine göre sonradan ikmal ettirilebilir.

Toplam

1.865,20 TL

Tebligat, bilirkişi, keşif ve tanık giderleri hariç toplamdır.


9.2. 2026 İcra Mahkemesi Avukatlık Ücreti: AAÜT, Baro Tarifeleri ve Karşı Vekâlet Ücreti

2026 yılında icra mahkemesi avukatlık ücreti bakımından tek ve herkes için geçerli sabit bir tutardan söz etmek doğru değildir. Çünkü borca itirazın kaldırılması, imzaya itiraz, şikâyet, kıymet takdirine itiraz gibi icra hâkimliğinin görevine giren işler ile menfi tespit ve istirdat davaları aynı ücret rejimine tabi değildir. Ankara Barosu’nun 2026 tavsiye niteliğindeki çizelgesinde menfi tespit ve istirdat davaları için 106.960,00 TL, icra hâkimliğinin görevine giren davalar için ise 73.150,00 TL öngörülmüş; İzmir Barosu’nun 2026 çizelgesinde ise icra mahkemelerinde görülen davalar için 117.000,00 TL, menfi tespit ve istirdat davaları için 144.000,00 TL’den az olmamak üzere dava değerinin %16’sı esas alınmıştır. Bu nedenle 2026 yılında icra hukuku alanında avukatlık ücreti değerlendirilirken, dosyanın tam olarak hangi dava veya takip işlemi kapsamında bulunduğunun ayrıca belirlenmesi gerekir.


Bunun yanında, avukat ile müvekkil arasında kararlaştırılan akdî vekâlet ücreti ile mahkemenin yargılama sonunda haksız çıkan tarafa yüklettiği karşı taraf vekâlet ücreti aynı değildir. Avukatlık Kanunu m.164 uyarınca taraflar ücreti serbestçe kararlaştırabilirse de, bu ücret avukatlık asgarî ücret tarifesinin altında belirlenemez. Yargılama sonunda hükmedilecek karşı taraf vekâlet ücreti ise, yerel baroların tavsiye çizelgelerine göre değil, yürürlükteki Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenir. Bu sebeple bir icra dosyasında gerçek maliyet hesabı yapılırken, hem ilgili baronun 2026 tavsiye tarifesine hem de yargılama sonunda uygulanacak AAÜT rejimine birlikte bakılması gerekir.



Yerel mahkeme veya icra mahkemesi tarafından verilen kararın hatalı veya eksik olduğunu düşünen tarafların, üst derece mahkemelerine başvurarak kararı denetletme hakları vardır. Ancak hukuk sistemimizde, adaletin makul sürede gerçekleşmesi ve kanun yolu mercilerinin iş yükünün dengelenmesi amacıyla belirli parasal kesinlik sınırları öngörülmüştür. 2026 yılı itibarıyla, 2025 yılına ilişkin %25,49 yeniden değerleme oranı esas alınarak ve bin Türk lirasını aşmayan kısımlar dikkate alınmayarak uygulanan HMK ve İİK parasal sınırları aşağıdaki şekildedir.


Belirlenen Limit

Hukuki Anlamı ve Vatandaşa Etkisi

Senetle İspat Sınırı

41.000,00 TL


6100 sayılı HMK m. 200 kapsamında, miktar veya değeri bu sınırı aşan hukuki işlemlerin kural olarak yazılı delille ispatı gerekir. Bu sınır, her türlü uyuşmazlık için değil; özellikle hukuki işlemin ispatı bakımından önem taşır.

HMK İstinaf Sınırı

50.000,00 TL


İlk derece hukuk mahkemelerinin malvarlığına ilişkin davalarda verdiği kararlarda, miktar veya değer 50.000 TL’nin altında kalıyorsa karar kural olarak kesindir ve istinaf yoluna başvurulamaz.

İcra Mahkemesi İstinaf Sınırı

119.000,00 TL


İcra mahkemesinin verdiği kararlarda, miktar veya değer 119.000 TL’nin altında ise karar kural olarak kesindir; Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu kapalıdır.

Yargıtay Temyiz Sınırı

682.000,00 TL


Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairesinin verdiği karar, miktar veya değer itibarıyla 682.000 TL’nin altında kalıyorsa karar kural olarak kesinleşir ve Yargıtay’a temyiz edilemez.

Temyizde Duruşma Sınırı

1.023.000,00 TL


Yargıtay incelemesinin duruşmalı yapılabilmesi için, alacak veya dava değerinin bu sınırı aşması gerekir.


Üst Mahkeme Harç Maliyetleri: 2026 yılı içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmak isteyen tarafın yatıracağı Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairelerine başvuru harcı 2.002,00 TL’dir. Yargıtay hukuk dairelerine temyiz başvuru harcı ise 3.608,50 TL’dir. Bu tutarlar, başvuru harcı olup; ayrıca dosyanın niteliğine göre tebligat ve sair giderler de doğabilir.


Burada dikkat edilmesi gereken kritik bir hukuki içtihat bulunmaktadır: İstinaf mahkemesinin bir kararı kaldırmış olması, icra dosyasındaki tüm işlemlerin kendiliğinden durduğu anlamına gelmez. Çünkü uygulamada asıl bakılan şey, kaldırma kararının takibin hangi kısmını etkilediği ve alacaklının takibe devam etmesini sağlayan bölümün kesinleşip kesinleşmediğidir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2024 tarihli, 2024/3800 Esas, 2024/6510 Karar sayılı kararında, itirazın iptali davasında ilk derece mahkemesi kararının Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılmış olmasının, somut olayda ilamsız icra takibini otomatik olarak durdurmayacağı kabul edilmiştir; çünkü borçluların aleyhine olan kısım istinaf edilmediğinden o bölüm kesinleşmiş, ayrıca İİK m. 40’ın ilamlı icraya ilişkin olduğu ve ilamsız takipte doğrudan uygulanamayacağı değerlendirilmiştir. Bu yüzden uygulamada, borçlu sadece “karar kaldırıldı” diyerek takibin durduğunu ileri süremez; eğer takip dayanağı olan kısım borçlu yönünden kesinleşmişse alacaklı haciz, satış ve diğer takip işlemlerine devam edebilir. Buna karşılık, kaldırma kararı takibin dayanağını tamamen ortadan kaldırmışsa ve devamı sağlayan kısım da kesinleşmemişse, o zaman somut dosyada takibin durduğu veya en azından devamının tartışmalı hâle geldiği söylenebilir. Yani uygulamadaki gerçek durum, “istinafta kaldırma varsa takip mutlaka durur” şeklinde değil; “kesinleşen kısım varsa takip devam edebilir, yoksa dosyanın durumuna göre durma gündeme gelebilir” şeklindedir.


11. Güncel Yargıtay İçtihatları Işığında Emsal Kararlar Değerlendirmesi


Hukuk kuralları soyut metinlerdir; bu kuralların somut olaya nasıl uygulanacağı, özellikle icra hukukunda, kanun metni ile Yargıtay içtihadının birlikte okunmasıyla netleşir. İtirazın kaldırılması taleplerinde bugün önem taşıyan başlıca esaslar şunlardır.


  • Esasa Girilmeksizin Verilen Ret Kararında Tazminat Şartları Oluşmaz: İİK m.68/son gereğince tazminat, itirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü veya reddi hâlinde gündeme gelir. Bu nedenle takip dayanağı belgenin İİK m.68/1 kapsamında yeterli belge sayılmaması sebebiyle istem “işin esası incelenmeksizin” reddedilmişse, alacaklı aleyhine %20 tazminata hükmedilemez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 09.12.2015 tarih, 2015/21280 E., 2015/31023 K. sayılı kararında, istemin “işin esası incelenmeksizin reddedildiğinden” ve “talebin esasa ilişkin nedenlerle reddi” koşulu oluşmadığından tazminatın isabetsiz olduğunu açıkça belirtmiştir. Ayrıca Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 20.09.2023 tarih, 2023/4886 E., 2023/5171 K. sayılı kararında tazminat bakımından alacağın belirli veya belirlenebilir olmasını; borçlunun “yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütünü vurgulamıştır.


  • Kira Takiplerinde Kural ve İstisna Birlikte Değerlendirilmelidir: İİK m.269/2 gereğince borçlu, itirazında kira akdini ve varsa imzasını açık ve kesin biçimde reddetmezse kira ilişkisini kabul etmiş sayılır. Bu durumda Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 22.05.2024 tarih, 2024/3283 E., 2024/5208 K. sayılı kararda ifade edildiği üzere “kira ilişkisinin ve kira miktarının kesinleştiğinin kabulü gerekir.” Nitekim aynı Daire, 30.05.2024 tarih, 2024/3223 E., 2024/5631 K. sayılı kararda da kira ilişkisine açıkça karşı çıkılmayan olayda ödeme savunusunun borçlu tarafından ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 10.07.2024 tarih, 2023/932 E., 2024/380 K. sayılı kararında genel ilke olarak “kira sözleşmesinin mevcut olup olmadığı araştırılmaz; yalnız borçlunun ödeme ve takas gibi kira sözleşmesi dışındaki itirazları incelenir” demekle birlikte, somut olayda sözleşme hükmünün uygulanması ve teknik raporların değerlendirilmesi nedeniyle uyuşmazlığın genel mahkemede yargılamayı gerektirdiğini kabul etmiştir. Bu nedenle, kira ilişkisinin ve bedelin açıkça inkâr edilmemesi çoğu durumda icra mahkemesinde sonuca götürür; ancak her uyuşmazlıkta “genel mahkemeye gidilemez” sonucuna da varılamaz.


Sıkça Sorulan Sorular


İtirazın kaldırılması davası hakkında sıkça sorulan sorular

1. İtirazın kaldırılması davası tam olarak nedir? 

Borçlunun kendisine gönderilen icra ödeme emrine itiraz ederek takibi durdurması üzerine, alacaklının elindeki kesin delillerle (senet, resmi belge vb.) icra mahkemesine başvurarak takibi yeniden devam ettirmek ve hacze geçmek için açtığı hukuki bir davadır.


2. İtirazın kaldırılması davasını açmak için ne kadar sürem var? 

Borçlunun icra dairesine yaptığı itirazın size veya avukatınıza resmi olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren tam 6 ay içinde bu davayı açmanız şarttır. Bu süre kaçırılırsa hakkınız düşer, bu yola bir daha başvuramazsınız.


3. Bu davayı Türkiye'nin herhangi bir yerindeki adliyede açabilir miyim? 

Hayır. Dava, ancak borçlu aleyhine ilamsız icra takibini başlattığınız icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu il veya ilçedeki "İcra Hukuk Mahkemesinde" açılabilir.


4. İtirazın iptali davası ile itirazın kaldırılması arasındaki en temel fark nedir? 

Kaldırma davası sadece 6 ay içinde ve elinizde senet/resmi belge varsa açılabilir, süreç hızlıdır. İptal davası ise 1 yıl içinde açılabilir ve elinizde senet olmasa bile her türlü delille (tanık, sözleşme, mesaj) hakkınızı arayabileceğiniz, daha uzun süren genel bir davadır.


5. İcra mahkemesindeki davada şahit (tanık) dinletme hakkım var mı? 

Kesinlikle hayır. İcra mahkemesi sınırlı ve dar yetkili bir inceleme yaptığı için kanunen tanık dinletilemez ve karşı tarafa yemin teklif edilemez. Her şey kağıt üzerinde ve resmi belgelere göre çözülür.


6. Borçlunun bana attığı WhatsApp mesajını delil olarak sunup icra mahkemesinde dava açabilir miyim? 

Hayır. Yargıtay uygulamalarına göre genel mahkemelerde WhatsApp mesajları ispat aracı (delil başlangıcı) kabul edilse de, İcra Mahkemesindeki bu özel dava için aranan fiziki imzalı belge (İİK 68 belgesi) şartını sağlamaz, davanız usulden reddedilir. Bu mesajlar ancak İtirazın İptali davasında işe yarar.


7. İtirazın kaldırılması davası açmadan önce arabulucuya gitmek mecburi midir? 

Hayır, mecburi değildir. İşçi-işveren veya ticari davalarda "İtirazın İptali" için arabulucu şartı varken, İtirazın Kaldırılması doğrudan bir takip işlemi sayıldığı için arabulucuya gitmeden direkt dava açılabilir.


8. İcra inkar tazminatı yüzde kaçtır ve hangi durumda ödenir? 

Mahkeme yargılama sonucunda borçlunun haksız yere itiraz edip takibi durdurduğuna karar verirse, alacaklının talebi üzerine asıl alacak miktarının en az %20'si oranında borçlu aleyhine tazminata hükmeder.


9. İmza itirazı (İtirazın Geçici Kaldırılması) davasında süreç nasıl işler? 

Borçlu senetteki imzayı inkar ederse, mahkeme bilirkişi incelemesi (Kriminal/Adli Tıp) yapar. İmzanın borçluya ait olduğu bilimsel olarak saptanırsa itiraz geçici kaldırılır ve borçluya %10 para cezası kesilir.


10. İcra mahkemesinde dava açmanın 2026 yılı güncel masrafı ne kadardır? 

2026 yılı tarifelerine göre devlete ödenecek maktu başvurma ve karar harçları toplamı 1.500 TL civarındadır (Başvurma: 732 TL). Buna bilirkişi ve tebligat giderleri (Gider avansı: 530 TL + Tebligat) eklendiğinde ilk açılış masrafı ortalama 2.500-3.000 TL arasındadır.


11. Davayı kaybettim, İstinaf mahkemesine başvurabilir miyim (2026 sınırı nedir)? 

2026 yılı kanuni düzenlemelerine göre, icra mahkemesi kararının İstinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) incelemesine gidebilmesi için uyuşmazlığa konu olan alacak tutarının 119.000,00 TL'yi geçmesi şarttır. Bu tutarın altındaki kararlar kesindir.


12. Borçtan kurtulma davası nedir ve kaç gün içinde açılmalıdır? 

İcra mahkemesi imza inkarını haksız bulup "geçici kaldırma" kararı verirse, borçlunun kararı öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içinde genel mahkemede (teminat yatırarak) borcu olmadığını ispatlamak için açtığı son savunma davasıdır. Süre kaçarsa mallar satılabilir aşamaya gelir.


Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.

Yorumlar


bottom of page