top of page

2026 Yılı İtibarıyla Kira Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu: Hukuki Geçerlilik Şartları, Kapsamı ve Güncel Yargıtay Kararları

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Mete ŞAHİN
    Av. Mete ŞAHİN
  • 3 Mar
  • 23 dakikada okunur
Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu ve 2026 geçerlilik şartları

1. Kira Sözleşmelerinde Kefalet Hukukuna Giriş ve Temel Kavramlar


Toplumsal yaşamın ve ekonomik ilişkilerin en temel yapı taşlarından biri olan kira sözleşmeleri, yalnızca kiraya veren mülk sahibi ve kiracı arasında hak ve yükümlülükler doğurmakla kalmaz; çoğu zaman üçüncü bir kişinin, yani hukuk terminolojisindeki adıyla "kefilin" de bu hukuki ilişkiye dahil olmasını gerektirir. 2026 tarihi itibarıyla güncel ekonomik koşullar, enflasyon oranları ve gayrimenkul piyasasındaki dalgalanmalar, taşınmaz sahiplerini kira bedellerinin ödenmemesi, taşınmaza fiziksel zarar verilmesi veya yan giderlerin (aidat, ortak gider, fatura vb.) aksatılması gibi finansal risklere karşı kendilerini güvence altına almaya yöneltmektedir. Bu güvence arayışının en yaygın sonucu, kira sözleşmelerinde bir kefil şartının aranmasıdır. Türk hukuk sisteminde kefalet, bir kişinin (kefilin), asıl borçlunun (kiracının) borcunu ifa etmemesi durumunda, alacaklıya (kiraya verene) karşı kişisel olarak ve tüm malvarlığı ile sorumlu olmayı üstlendiği, oldukça ağır sonuçları olan bir teminat sözleşmesidir.


Kefalet sözleşmeleri, doğası gereği tek tarafa borç yükleyen ve kefil açısından ciddi ekonomik riskler barındıran hukuki işlemlerdir. Türk toplumunda kefillik kurumu, genellikle ailevi bağlar, yakın dostluk ilişkileri, iş arkadaşlığı veya sosyal dinamiklerin etkisiyle, hukuki sonuçları tam olarak idrak edilmeden, bir "iyilik", "dayanışma" veya "güven göstergesi" olarak algılanmaktadır. Ancak hukuki boyutuyla kefalet, kefilin mevcut ve gelecekteki tüm malvarlığını tehdit edebilecek, hatta ailesinin ekonomik geleceğini ipotek altına alabilecek kadar ağır sonuçlar doğurabilir. Hukuk literatüründe, kişilerin ekonomik özgürlüklerini aşırı derecede kısıtlayan, onları ömür boyu sürecek bir borç sarmalına iten ve adeta iradelerini bağlayan sözleşmelere "kelepçeleme sözleşmeleri" adı verilmektedir. Kanun koyucu, kefili bu tür kelepçeleme sözleşmelerinden ve fevri, anlık, düşünülmeden alınan kararların yaratacağı yıkıcı sonuçlardan korumak amacıyla, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında kefalet sözleşmesinin geçerliliğini son derece sıkı şekil şartlarına bağlamıştır.


Güncel mevzuat hükümleri ve Yargıtay içtihatları derinlemesine incelendiğinde, kira sözleşmelerine atılan binlerce kefil imzasının, kanunun emredici şekil şartlarına uyulmaması nedeniyle hukuken hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu detaylı araştırma raporu; vatandaşı bilinçlendirmek, mülk sahiplerinin tahsilat imkansızlıkları yaşamasını önlemek ve kiracıların veya kefillerin haksız icra takipleriyle mağdur olmasının önüne geçmek amacıyla, kefaletin türlerini, emredici geçerlilik şartlarını, eş rızası kuralını, sorumluluğun azami sınırlarını ve güncel Yargıtay kararlarını en ince ayrıntısına kadar ve en anlaşılır biçimde tahlil etmektedir.


2. Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Kefalet Sözleşmesinin Özellikleri


Kefalet sözleşmesini diğer teminat türlerinden ayıran en belirgin hukuki nitelik, "fer'ilik" yani asıl borca sıkı sıkıya bağlı olma ilkesidir. Kefalet, bağımsız bir borç ilişkisi yaratmaz; varlığı, geçerliliği ve devamı tamamen güvence altına aldığı asıl borca, yani kira sözleşmesine dayanır. Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince, asıl borç sözleşmesi olan kira kontratı herhangi bir sebeple baştan itibaren geçersizse, hükümsüz kılınmışsa veya iptal edilmişse, kefalet sözleşmesi de kendiliğinden geçersiz hale gelir. Örneğin, zihinsel engeli bulunan ve fiil ehliyeti olmayan bir kiracı ile yapılan geçersiz bir kira sözleşmesinin altına atılan kefil imzası da hukuken geçersizdir ve kefil sorumlu tutulamaz. Benzer şekilde, kira sözleşmesi sonradan hükümsüz hale gelirse, örneğin taşınmazın kamulaştırılması veya yıkılması gibi nedenlerle kira ilişkisi sona ererse, kefilin de geleceğe yönelik sorumluluğu ortadan kalkar. Ancak kefilin, kira sözleşmesinin hukuken geçerli olduğu ve yürürlükte kaldığı dönemdeki kira borçlarından doğan sorumluluğu devam edecektir.


Bu fer'ilik kuralının kanunda düzenlenmiş çok istisnai bir durumu bulunmaktadır. Eğer kiraya konu olan asıl borç (kira borcu), ehliyetsizlik (örneğin kiracının ergin olmaması) veya yanılma (hata) nedeniyle geçersizse, fakat kefil sözleşmeyi imzaladığı esnada bu geçersizlik sebebini bilerek ve isteyerek kefil olmuşsa, yasa koyucu bu durumu "bilinçli kefalet" olarak değerlendirir ve asıl borç geçersiz olsa dahi kefilin sorumluluğunun devam edeceğini öngörür. Bunun dışında kefalet, her zaman asıl borcun kaderine tabidir. Kefil, alacaklıya (kiraya verene) karşı asıl borçlunun (kiracının) sahip olduğu tüm savunma haklarını ve itirazları ileri sürme hakkına sahiptir. Örneğin, kiracı kirayı ödediğini veya kiranın zaman aşımına uğradığını iddia edebiliyorsa, kefil de aynı iddialarla kiraya verenin taleplerini reddedebilir.


3. Kira Sözleşmelerinde Kefalet Türleri ve Hukuki Dinamikler


Kira sözleşmelerinde kefilin sorumluluğunun ne zaman başlayacağı, kiraya verenin tahsilat süreci için hangi adımları izlemesi gerektiği ve kefilin hangi yasal savunma haklarına sahip olduğu, kurulan kefalet sözleşmesinin türüne göre köklü farklılıklar gösterir. Türk Borçlar Kanunu, kefalet sözleşmelerini temel olarak iki ana kategoriye ayırarak incelemektedir: Adi Kefalet ve Müteselsil Kefalet. Sözleşme metninde kefaletin türü açıkça, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ve kanunun aradığı el yazısı şekil şartlarına uygun olarak belirtilmemişse, kural olarak kefaletin "adi kefalet" olduğu yasal bir karine olarak kabul edilir.


3.1. Adi Kefalet Sistemi ve Kefilin Savunma Hakları

Adi kefalet sistemi, kefil açısından en koruyucu olan, ona geniş savunma imkanları sunan kefalet türüdür. Türk Borçlar Kanunu'nun 585. maddesi uyarınca, adi kefalette kural olarak alacaklı konumundaki kiraya veren, öncelikle asıl borçlu olan kiracıya başvurmadan, onun aleyhine icra takibi başlatmadan ve onun malvarlığı üzerindeki yasal takip yollarını tamamen tüketmeden doğrudan doğruya kefile başvurarak ödeme talep edemez. Hukuk biliminde bu kurala "peşin dava def'i" veya "tartışma def'i" adı verilmektedir.


Eğer bir ev sahibi, sadece "kefil" sıfatıyla imza atmış bir kişiye, kiracıya hiçbir ihtar çekmeden veya icra işlemi başlatmadan doğrudan icra ödeme emri gönderirse, adi kefil icra dairesine giderek "Öncelikle asıl borçlu olan kiracıya başvurulması gerekmektedir, borcu ondan tahsil etmeyi deneyiniz" şeklinde yasal itirazda bulunma hakkına sahiptir. Bu itiraz, icra takibini durdurur. Ancak yasa koyucu, ticari hayatın ve mülkiyet haklarının tamamen kilitlenmesini önlemek adına, kiraya verenin doğrudan adi kefile başvurabilmesine olanak tanıyan bazı kesin ve istisnai haller belirlemiştir. Aşağıdaki dört durumdan herhangi birinin gerçekleşmesi halinde, kefalet adi kefalet olsa dahi, kiraya veren doğrudan kefilin kapısını çalabilir:


  1. Kiracı aleyhine yasal yollarla yapılan icra takibinin sonucunda, kiracının haczedilebilir hiçbir malvarlığının bulunmadığının resmi icra memurları tarafından tespit edilmesi ve "kesin aciz belgesi" alınmış olması.


  2. Kiracı aleyhine Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde hukuki takibat yapılmasının imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi (Örneğin kiracının yasa dışı yollarla yurtdışına kaçması veya adresinin hiçbir resmi kurumda bulunamaması).


  3. Asıl borçlu olan kiracının ticaret mahkemeleri tarafından iflasına karar verilmiş olması.


  4. Borçlu kiracıya, yetkili mahkemelerce mali durumunu düzeltmesi için konkordato (iflas anlaşması) mehli verilmiş olması.


Bu istisnai haller dışında, kira sözleşmesinde yalnızca "kefil" kelimesi geçiyorsa veya müteselsil ibaresi yasanın aradığı el yazısı şartına uygun yazılmamışsa, bu durum mutlak surette adi kefalet olarak nitelendirilir.


3.2. Müteselsil Kefalet Sistemi ve Doğrudan Başvuru Hakkı

Günümüz emlak ve kiralama uygulamalarında, kırtasiyelerden alınan matbu kira sözleşmelerinde veya emlak danışmanları tarafından hazırlanan taslaklarda en sık karşılaşılan ve mülk sahipleri tarafından özellikle talep edilen kefalet türü "müteselsil kefalet"tir. Türk Borçlar Kanunu'nun 586. maddesinde detaylı olarak düzenlenen müteselsil kefalet, kiraya verene olağanüstü bir tahsilat kolaylığı ve hızı sağlarken, kefili asıl borçlu olan kiracı ile adeta aynı seviyede, birinci dereceden sorumlu hale getirmektedir.


Müteselsil kefalet ilişkisinde kiraya veren, kiracının kira bedelini ödememesi, aidatları aksatması veya eve zarar vermesi durumunda, kiracıya hiçbir şekilde ihtarname çekmek, asıl borçluya icra takibi başlatmak veya dava açmak zorunda kalmaksızın, doğrudan doğruya müteselsil kefile yönelebilir ve borcun tamamının derhal ödenmesini talep edebilir. Kiraya veren bu sistemde son derece özgürdür; tahsilat stratejisine göre isterse sadece kiracıya icra takibi başlatır, isterse sadece maddi durumu daha iyi olan müteselsil kefile icra takibi başlatır, isterse de tahsilat şansını artırmak için her ikisine birden aynı anda müşterek icra takibi başlatabilir. Müteselsil kefilin, adi kefil gibi "Önce kiracıya git" deme hakkı, yani peşin dava def'i hakkı yasal olarak elinden alınmıştır.


Ancak bir kefalet sözleşmesinin hukuken "müteselsil kefalet" hükmünde sayılabilmesi ve kiraya verene bu üstün hakkı verebilmesi için son derece ağır bir şekil şartı öngörülmüştür. Kira sözleşmesinin üzerinde bilgisayar çıktısıyla, daktiloyla veya matbu harflerle "Müteselsil Kefil" veya "Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil" yazması kesinlikle yeterli değildir. Türk Borçlar Kanunu emredici olarak, kefilin "müteselsil kefil" olduğunu veya bu anlama gelen bir ifadeyi bizzat ve sadece kendi el yazısı ile sözleşme üzerine yazmasını şart koşmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik ve istikrarlı içtihatlarına göre, sözleşmede matbu olarak ne yazarsa yazsın, bu ibare kefilin kendi el yazısı ile eklenmemişse, sözleşme müteselsil kefalet olarak değerlendirilmez. Bu durumda sözleşme ya "adi kefalet" olarak kabul edilir ya da diğer geçerlilik şartlarında da eksiklik varsa tamamen geçersiz, yani yok hükmünde sayılır.

Kefalet Türünün Özellikleri

Kiraya Verenin Yasal Başvuru Sırası

Kefilin Sahip Olduğu Temel Savunma Hakkı (Def'i)

Sözleşmedeki Özel Geçerlilik Şartı

Adi Kefalet

Tahsilat için yasal olarak öncelikle asıl borçlu olan kiracıya başvurulmak zorundadır.

Alacaklıdan öncelikle asıl borçluya başvurulmasını talep edebilir.

Sadece yazılı olması ve miktar ile tarih şartlarını el yazısıyla taşıması yeterlidir.

Müteselsil Kefalet

Asıl borçluya gidilmeden, doğrudan doğruya kefile icra takibi başlatılabilir.

Asıl borçluya öncelikli gidilmesini talep etme hakkı bulunmamaktadır.

"Müteselsil Kefilim" ibaresinin mutlaka kefilin kendi el yazısı ile yazılması zorunludur.

4. Kefalet Sözleşmesinin Kurulmasında Emredici Geçerlilik Şartları


Kira sözleşmesinde kefalet için zorunlu el yazısı şartı ve azami miktar

2026 yılı güncel hukuki uyuşmazlıklarına bakıldığında, icra dairelerinde ve sulh hukuk mahkemelerinde görülen kira davalarında, kefiller aleyhine başlatılan takiplerin çok büyük bir bölümünün, şekil şartlarına uyulmaması sebebiyle iptal edildiği görülmektedir. Türk Borçlar Kanunu, kefalet sözleşmeleri için öngördüğü şekil şartlarını birer "geçerlilik şartı" (sıhhat şartı) olarak düzenlemiştir. Kanun koyucu bu sıkı şartları getirirken, kefilin bir anlık duygusal tepkiyle, sosyal baskıyla veya dalgınlıkla alelade bir imza atarak tüm ekonomik geleceğini karartmasını engellemeyi; onu düşünmeye, riskleri kendi bedensel eylemiyle (yazarak) idrak etmeye zorlamayı hedeflemiştir.


Bir kira sözleşmesinde kefilin hukuken geçerli bir şekilde sorumlu tutulabilmesi için aşağıdaki temel unsurların eksiksiz olarak, aynı anda ve doğru bir biçimde var olması gerekmektedir. Bu şartlardan herhangi birinin dahi eksikliği, sözleşmeyi "kesin hükümsüz" (mutlak butlanla batıl) hale getirir ve ev sahibinin kefilden hiçbir hak talep edememesine yol açar.


4.1. Fiil Ehliyeti ve Asıl Borcun Geçerliliği Kriterleri

Geçerli bir kefalet ilişkisinden söz edebilmek için atılması gereken ilk adım, kefil olacak kişinin hukuken bu sorumluluğu üstlenebilecek yetkinliğe sahip olmasıdır. Türk hukuku uyarınca, sözleşmeye kefil olarak taraf olacak kişinin tam fiil ehliyetine sahip olması mutlak bir şarttır. Türk Medeni Kanunu anlamında ayırt etme gücüne (temyiz kudretine) sahip olan, 18 yaşını doldurmuş (ergin kılınmış) ve herhangi bir mahkeme kararıyla kısıtlanmamış (vesayet altına alınmamış) her gerçek kişi kira sözleşmelerine kefil olabilir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanlar, ergin olmayan çocuklar veya yasal olarak kısıtlılık kararı bulunan kişiler kesinlikle kefil olamazlar. Dahası, yasa koyucu kefaleti öylesine ağır bir işlem olarak görür ki, kanuni temsilciler (veliler veya vasiler) dahi, vesayetleri altındaki kısıtlı kişiler veya çocuklar adına onların malvarlığını bağlayacak şekilde kefalet sözleşmesi yapamazlar.


Gerçek kişilerin yanı sıra tüzel kişiler de (örneğin anonim şirketler, limited şirketler, dernekler veya vakıflar) kira sözleşmelerinde kiracının borçlarına kefil olarak gösterilebilirler. Ticaret şirketlerinin kefil olmasında, şirketi temsile yetkili organların (yönetim kurulu veya müdürler) şirket ana sözleşmesindeki yetki sınırları dâhilinde hareket etmesi gerekmektedir. Tüzel kişilerin kefaletinde el yazısı kuralı, kurumun kaşesi ve yetkili imzası bağlamında farklı değerlendirilse de, limitin belirli olması zorunluluğu tüzel kişiler için de aynen geçerlidir.


4.2. Yazılı Şekil Şartı ve İspat Yükümlülüğü

Türk hukuk sisteminde kural olarak sözleşmeler şekil serbestisi ilkesine tabidir; yani taraflar sözlü olarak dahi bağlayıcı sözleşmeler kurabilirler. Ancak kanun koyucu, kefalet sözleşmesini bu genel kuralın kesin bir istisnası olarak düzenlemiştir. Kefalet sözleşmesi mutlak surette yazılı şekilde yapılmalıdır. Sözlü olarak verilen hiçbir kefalet taahhüdü, şahitlerle ispat edilse dahi hukuken geçerli değildir ve borç doğurmaz.


Günümüz teknolojik iletişim çağında sıkça karşılaşılan yanılgılardan biri de dijital mesajlaşmaların kefalet sayılmasıdır. Örneğin, bir arkadaşının ev kiralamasına aracı olan bir kişinin, ev sahibine anlık mesajlaşma uygulamaları (WhatsApp, Telegram, SMS) üzerinden "Siz evi kiralayın, kiracı benim yakın arkadaşımdır, kirayı ödemezse kefili benim, ben ödeyeceğim" şeklinde gönderdiği yazılı mesajlar, kanunun aradığı nitelikli yazılı şekil şartını karşılamaz ve geçerli bir kefalet sözleşmesi kurmaz. Kefalet beyanı, ya bizzat kira sözleşmesinin ilgili bölümüne yazılmalı ya da kiracı ile kiraya veren arasındaki söz konusu kira ilişkisine açıkça atıf yapan, imzalı, ayrı bir yazılı belge (kefaletname) olarak fiziksel ortamda düzenlenmelidir. Yazılı bir metin bulunmadıkça, kefalet fiilen ve ispat hukuku açısından kanıtlanmış sayılmaz.


4.3. Kefilin Kendi El Yazısı İle Belirtmesi Gereken Zorunlu Unsurlar

Yazılı şekil şartının sağlanması, sözleşmenin geçerliliği için sadece ilk adımdır ve tek başına asla yeterli değildir. Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesi gereğince, kefalet beyanının en can alıcı noktalarının matbu (bilgisayar çıktısı, daktilo yazısı veya matbaa baskısı) olmaması, bizzat ve sadece kefilin kendi el yazısıyla (kalemle) sözleşme üzerine işlenmesi emredilmiştir. Bu devrim niteliğindeki kuralın psikolojik ve hukuki amacı, kefilin tam olarak ne kadarlık bir maddi yük altına girdiğini somut olarak görmesi, rakamları bizzat yazarken bu riski zihinsel olarak idrak etmesi ve böylece düşünmeden atılacak imzaların önüne geçilmesidir.


Bir kira sözleşmesinde kefilin bizzat kendi el yazısıyla yazması gereken zorunlu unsurlar şunlardır:


  1. Sorumlu Olunan Azami Miktar (Kefalet Limiti): Kefilin sorumlu olacağı en üst sınırın net bir rakam olarak (örneğin "500.000 Türk Lirası'na kadar sorumluyum" veya "Azami 500.000 TL ile kefilim") kendi el yazısıyla metne dökülmesi zorunludur. Uygulamada, kırtasiyelerden alınan standart matbu kira sözleşmelerinde veya dikkatsizce hazırlanan kontratlarda yer alan "Kiracının doğacak tüm borçlarından sorumluyum", "Sözleşme devam ettiği müddetçe kefilim" veya "Kiracı evde oturduğu sürece her türlü borca kefilim" gibi ucu açık, net bir rakam içermeyen soyut ifadeler, kefaleti mutlak surette geçersiz kılar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yirmi üç Mayıs ikibin on dokuz tarihli emsal kararı ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.03.2023 tarihli güncel kararları uyarınca, kefilin sorumlu olduğu azami miktar belirtilmemişse veya bu miktar kefilin kendi el yazısıyla yazılmamışsa, kefalet sözleşmesi yasa gereği kesin olarak geçersizdir (batıldır).


  2. Kefalet Tarihi: Kefilin hangi tarihten itibaren sorumluluk altına girdiğini gösteren tarihin de bizzat kefilin el yazısıyla kontrata atılmış olması emredici bir şarttır. Kefalet tarihinin sözleşme üzerinde bilgisayarla yazılmış olması veya tamamen eksik bırakılarak sadece imza atılması, sözleşmeyi temelden sakatlar ve geçersiz hale getirir.


  3. Kefalet Türü (Müteselsil İbaresinin Yazılması): Daha önce detaylandırıldığı üzere, kefalet müteselsil olacaksa ve ev sahibi doğrudan kefile gitme hakkını elde etmek istiyorsa, "Müteselsil kefilim", "Müşterek ve müteselsil kefilim" veya buna eşdeğer hukuki anlama gelen bir ibarenin de kesinlikle kefilin el yazısıyla eklenmesi yasal bir zorunluluktur. Bu ibare el yazısı ile eklenmezse, diğer şartlar (limit ve tarih) tam olsa bile sözleşme müteselsil kefalet değil, adi kefalet olarak kabul edilir.


  4. Islak İmza: Elbette yazılan tüm bu zorunlu unsurların altına kefilin fiziksel olarak ıslak imzasını atması gerekmektedir. Günümüzde yaygınlaşan elektronik imza uygulamaları ile atılan kefalet imzaları, kanunun aradığı bizzat el yazısıyla doldurma ruhuna ve şekil şartlarına aykırı görüldüğünden, geçerli bir kefalet olarak kabul edilmemektedir. Kefalet sözleşmesinin bu sayılanlar dışındaki geri kalan bölümleri matbu veya adi yazılı şekilde düzenlenebilir, ancak kritik unsurlar el yazısı olmak zorundadır.


Eğer kiraya veren mülk sahibi, sözleşme yapılırken kefile sadece boş bir alana imza attırıp, azami limiti ve tarihi sonradan kendisi tükenmez kalemle veya bir başkası aracılığıyla doldurursa, belgede sahtecilik ve sonradan doldurma iddiası gündeme gelecek olup, ispatlanması halinde sözleşmenin geçersizliği mahkemelerce hüküm altına alınacaktır.


5. Kefalette Eş Rızası Kurumu: Aile Birliğinin Ekonomik Olarak Korunması


Kefalet sözleşmesinde eş rızası kuralı ve ticari istisnalar 2026

Kefalet hukukunda, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile getirilen ve vatandaşları uygulamada en çok şaşırtan, aynı zamanda en çok icra takibinin iptal edilmesine sebep olan yeniliklerin başında "Eş Rızası" şartı gelmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun beş yüz seksen dördüncü maddesine göre; kefil olmak isteyen kişi evli ise, kefalet sözleşmesinin hukuken geçerli olabilmesi için mutlak surette eşinin yazılı rızasını almak zorundadır.


Kanun koyucunun bu devrim niteliğindeki kuralı getirmesindeki temel felsefe, aile birliğini ve ailenin ekonomik bütünlüğünü korumaktır. Kefil olan eşin, sırf bir arkadaşına veya akrabasına yardım etmek amacıyla, kendi ödeme gücünü aşan ve ödeyemeyeceği boyutta bir borcun altına girmesi, ailenin müşterek mallarının (oturdukları evin, kullandıkları arabanın, bankadaki tasarrufların veya maaşların) haczedilmesine ve nihayetinde aile birliğinin ekonomik çöküntüye uğrayarak dağılmasına yol açabilmektedir. Bu sosyolojik ve ekonomik gerçeği göz önünde bulunduran yasa koyucu, "Ailenin ortak bütçesini ve geleceğini riske atıyorsan, diğer eşin mutlaka onayını almalısın" ilkesini benimsemiştir.


5.1. Eş Rızasının Hukuki Dayanağı, Şekli ve Zamanlaması

Kira sözleşmesine kefil olunurken alınacak eş rızasının geçerli olabilmesi için belirli hukuki nitelikleri taşıması gerekir. Eş rızası, zamanlama olarak en geç kefalet sözleşmesinin kurulması anında (sözleşme imzalanırken) veya sözleşmenin kurulmasından önce verilmiş olmalıdır. Sözleşme imzalandıktan aylar sonra alınacak bir rıza, başlangıçta geçersiz olan sözleşmeyi kural olarak geçerli hale getirmez.


Rıza beyanı mutlaka yazılı olmak zorundadır. Ancak kefaletin bizzat kendisinde aranan o çok katı nitelikli şekil şartlarına (el yazısıyla miktar ve tarih yazma zorunluluğuna) eş rızası için gerek yoktur. Eşin "adi yazılı" bir belge ile onay vermesi yeterlidir. Örneğin, kira sözleşmesinin alt kısmına veya arka sayfasına eşin "Eşimin bu sözleşmeye kefil olmasına özgür irademle rıza gösteriyorum" şeklinde bir cümle yazıp imzalaması hukuken rıza şartını karşılar. Rıza beyanı veren eşin, fiil ehliyetine ve ayırt etme gücüne sahip olması zorunludur. Ayrıca verilecek bu eş rızası, genel, ucu açık ve soyut bir izin şeklinde olamaz; hangi kiracı için, hangi kira sözleşmesi için ve en önemlisi hangi azami miktar için rıza gösterildiği somut olarak belirli olmalıdır.


Eğer yasanın emrettiği bu eş rızası alınmadan bir konut veya işyeri kira sözleşmesine kefil olunmuşsa, sözleşme baştan itibaren kesin hükümsüzdür (batıldır). Uygulamada bunun sayısız örneği yaşanmaktadır: Ev sahibi, kiracısına kefil olan kişiye sözleşmeyi imzalatır, ancak kefilin evli olduğunu sorgulamaz veya eş rızası kuralını bilmediği için eşten imza almaz. İlerleyen yıllarda kiracı evi terk eder ve yüklü bir borç bırakır. Ev sahibi tahsilat için kefile icra takibi başlattığında, kefil mahkemede "Ben evliyim, eşim bu sözleşmeye rıza vermedi" şeklinde itirazda bulunur. Bu durumda mahkeme, Türk Borçlar Kanunu madde 584 gereği kefaleti kesin olarak geçersiz sayar ve ev sahibi kefilden bir kuruş dahi tahsil edemez. Bu nedenle eş rızası, aslında sadece kefilin ailesini değil, doğru uygulandığında ev sahibinin alacağını da koruyan kritik bir güvenlik mekanizmasıdır. Ayrıca, kefalet sözleşmesinde daha sonradan kefilin yükümlülüklerini ve sorumluluk miktarını artıracak herhangi bir değişiklik yapılacaksa, bu değişiklik için de yeniden eşin rızasının alınması zorunludur.


Ancak çok önemli bir usul kuralı olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.02.2024 tarihli güncel kararına göre; mahkemeler, önlerine gelen bir alacak veya icra davasında, kefalet akdinde eş rızasının bulunup bulunmadığı hususunu kendiliğinden (re'sen) araştıramaz ve dikkate alamazlar. Yani mahkeme hakimi, sözleşmeye bakıp "Bu kefil evli mi acaba, eşinin rızası var mı?" diye sormaz. Bu hayati eksikliğin, mutlak surette kefil veya kefilin eşi tarafından bir savunma (def'i) olarak dosyaya sunulması gerekmektedir. Taraflar bu itirazı yapmazsa, sözleşme geçerliymiş gibi hüküm kurulabilir.


5.2. Ticari Hayatın Gerekleri Doğrultusunda Eş Rızası İstisnaları

Türk Borçlar Kanunu'nun eş rızasını her durumda zorunlu kılan ilk hali, ticari hayatı durma noktasına getirmiş, banka kredilerinde ve ticari işletme kiralamalarında büyük krizlere yol açmıştır. Bu krizin aşılması için kanun koyucu, ticari hayatı hızlandırmak ve gereksiz bürokrasiyi azaltmak amacıyla kanuna bazı önemli istisnalar eklemiştir. Aşağıda sayılan istisnai durumlarda, kişi evli olsa dahi kefil olurken eş rızası aranmaz:


  • Ticari İşletme Sahipleri ve Esnaflar: Ticaret siciline kayıtlı bir ticari işletme sahibi (tacir) veya esnaf siciline kayıtlı bir esnaf olan kişilerin, bizzat kendi ticari işletmeleriyle veya esnaflık faaliyetleriyle ilgili verecekleri kefaletlerde eş rızası zorunluluğu kaldırılmıştır.


  • Şirket Ortakları ve Yöneticileri: Bir ticaret şirketinin (Örneğin Limited Şirket veya Anonim Şirket) ortağı veya yöneticisi konumunda olan kişinin, kendi şirketinin borçlarına veya şirketinin kiraladığı bir işyeri sözleşmesine kefil olması durumunda eş rızası aranmaz.


  • Özel Mesleki Kefaletler: Kanunlarca kamu personeline veya belirli meslek mensuplarına zorunlu kılınan özel kefaletlerde ve banka teminat mektuplarında da eş rızası istisnası uygulanmaktadır.


Ancak bu istisnaların sınırları çok net çizilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.10.2022 tarihli kararında açıkça ifade edildiği üzere; eğer borçlu, kişinin kendi şirketi değilse, ticari istisna uygulanmaz. Örneğin, dev bir anonim şirketin yönetim kurulu başkanı dahi olsa, sırf bir akrabasının veya arkadaşının şahsi konut kirasına kefil oluyorsa, bu işlem kendi ticari faaliyetiyle ilgili olmadığı için yine eşinin rızasını almak zorundadır. Sonuç olarak, sıradan bir vatandaşın (memur, işçi, emekli veya ev hanımı) kendisinin veya başkasının konut veya işyeri kirasına kefil olması durumunda eş rızası yasal olarak mutlak surette zorunludur.


6. Kira Sözleşmelerinde Kefilin Sorumluluğunun Kapsamı ve Sınırları


Kefilin sorumluluğu, toplumdaki genel kanının aksine sonsuz, sınırsız ve belirsiz değildir. Bir konut veya işyeri kira sözleşmesine usulüne uygun olarak kefil olan bir vatandaşın hangi borç kalemlerinden, ne miktarda sorumlu olacağı, hem sözleşmeye kendi el yazısıyla yazdığı "azami limit" ile hem de Türk Borçlar Kanunu'nun koruyucu hükümleri ile sıkı sıkıya sınırlandırılmıştır.


6.1. Sorumluluk Doğuran Borç Kalemleri

Türk Borçlar Kanunu'nun 589. maddesi gereğince, kefilin maddi sorumluluğu daima ve her şart altında sözleşmede belirtilen ve el yazısıyla yazılan "azami miktar" (kefalet limiti) ile sınırlıdır. Kefil, bu tavan limiti geçmemek kaydıyla aşağıda detaylandırılan kalemlerden sorumlu tutulabilir:


  1. Asıl Kira Borcu ve Yan Giderler: Kiracının ödemekle yükümlü olduğu aylık kira bedelleri asıl sorumluluk kalemidir. Bununla birlikte, sözleşmede aksi açıkça kararlaştırılmadıkça, taşınmazın kullanımıyla ilgili olan ve kiracının ödemediği apartman aidatları, ortak alan yakıt giderleri ve elektrik/su gibi yan giderler de kural olarak asıl borcun bir parçası kabul edilir ve kefil bu borçlardan da sorumludur.


  2. Gecikme Zararları ve Hor Kullanma: Kiracının borcunu vaktinde ifa etmemesinde kusurlu olması veya ödemede gecikmesi nedeniyle kiraya verenin uğradığı doğrudan zararlar. Ayrıca kiracının taşınmazı kullanım amacı dışında tahrip etmesi, demirbaşlara zarar vermesi sonucu doğan "hor kullanma tazminatı" da kefilin sorumluluk alanı içindedir. Ancak kefil, kiracının kusurundan bağımsız, binanın doğal yıpranmasından kaynaklanan olağan zararlardan sorumlu tutulamaz.


  3. Hukuki Masraflar ve İcra Giderleri: Kiracıya karşı tahsilat amacıyla yöneltilen icra takibi masrafları, mahkeme harçları, avukatlık vekalet ücretleri ve ihtarname masrafları. Ancak kanun koyucu burada önemli bir nüans getirmiştir; kefilin bu yargılama ve takip masraflarından sorumlu tutulabilmesi için, kiracının borcu ödemediği durumunun kefile vaktinde uygun bir ihtar ile bildirilmiş olması gerekmektedir.


  4. Faizler: Ödenmeyen kira bedelleri üzerinden işleyen ve işlemekte olan yasal temerrüt faizleri veya sözleşmede belirlenmişse geçerli akdi faizler.


Çok önemli bir yasal kural olarak kefil, aksine bir anlaşma olmadıkça kural olarak yalnızca sözleşme kurulduktan sonraki tarihlerde doğan borçlardan sorumlu tutulabilir. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihten öncesine ait, geçmişe dönük kira borçları için kefilin sorumlu tutulabilmesi, ancak bunun sözleşmede çok açık ve net bir ifadeyle kararlaştırılmasıyla mümkündür.


6.2. Kira Bedeli Artışlarının Kefilin Sorumluluğuna Etkisi

Kira sözleşmelerinin doğası gereği, kira bedeli her yıl TÜFE oranında veya tarafların anlaşması doğrultusunda yenilenerek artmaktadır. Kiranın aydan aya veya yıldan yıla artması, kefilin en çok endişe ettiği ve "Benim sorumluluğum da kirayla birlikte sonsuza kadar artacak mı?" sorusunu sorduğu konudur.


Hukuken kiranın artması, kefilin sorumluluğunu otomatik olarak o oranda artırmaz. Kefili hukuken bağlayan ve onu koruyan tek nihai sınır, sözleşmeyi ilk imzalarken kendi el yazısıyla yazdığı azami miktar (limit) değeridir. Örneğin; kira sözleşmesi başlarken aylık kira 10.000 Türk Lirası ise ve kefil el yazısıyla "Azami 200.000 Türk Lirası'na kadar sorumluyum" şeklinde bir limit koymuşsa, yıllar içinde enflasyon sebebiyle aylık kira 50.000 Türk Lirası'na çıksa dahi kefilin ödemekle yükümlü olacağı toplam meblağ hiçbir şart altında 200.00 Türk Lirası'nı aşamaz. Bu yazılı limit; biriken ve artan kiraları, ödenmeyen aidatları, mahkeme masraflarını ve faizleri de içine alan mutlak ve delinmez bir tavan fiyattır.


Eğer ev sahibi, yıllar içinde artan kira bedelleri karşısında ilk yazılan kefalet limitinin yetersiz kaldığını düşünürse ve kefilin sorumluluk miktarını (limitini) artırmak isterse, bu sonradan yapılacak değişiklik, en baştaki katı geçerlilik şartlarına tabidir. Yani limit artırımı için kefilin yeniden kendi el yazısıyla yeni limiti yazması ve evli ise eşinden bu yeni limit için tekrar yazılı rıza alması yasal bir zorunluluktur. Bu şekil şartlarına uyulmadan yapılan, örneğin sadece "Kefalet limiti artırılmıştır" şeklinde bir not düşüp imza atılan her türlü değişiklik kesin olarak hükümsüzdür ve kefili bağlamaz.


7. Kefilin Sorumluluğunun Süre Yönünden Sınırlandırılması ve Zaman Aşımı Kriterleri


Kira sözleşmeleri Türk hukuk uygulamasında çoğunlukla "Bir yıllık" olarak düzenlenir. Ancak Borçlar Kanunu'nun kiracıyı koruyan hükümleri gereği, kiracı sözleşmeyi feshetmedikçe veya yasada sayılan haklı bir tahliye sebebi (ihtiyaç, on yıllık süre, tahliye taahhüdü vb.) oluşmadıkça, sözleşme her yıl aynı şartlarla otomatik olarak birer yıl uzar. Bu otomatik uzama durumunda kefilin sorumluluğunun uzayıp uzamayacağı, ne kadar süreceği uygulamada en çok ihtilaf yaratan hukuki sorunlardan biridir. Kanun koyucu bu sorunu belirli süre kurallarıyla çözüme kavuşturmuştur.


7.1. Süreli ve Süresiz Kefalet Ayrımları


Süreli Kefalet: Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu belirli bir zamansal sınıra bağlanmışsa, buna süreli kefalet denir. Örneğin kefalet maddesinde açıkça "Kefilliğim yalnızca 01.01.2026 ile 01.01.2027 tarihleri arasındaki 1 yıllık ilk kira dönemi için geçerlidir" veya "Sadece 12 aylık kira süresince sorumluyum" şeklinde net bir süre belirtilmişse, bu sürenin bitiminde kefalet sözleşmesi ve kefilin sorumluluğu kendiliğinden sona erer. Kiracı evde uzun yıllar oturmaya devam etse dahi, uzayan yıllarda doğacak borçlar için kefilin hiçbir hukuki sorumluluğu kalmaz. Kefil, süreli kefalette sürenin sonunda borcundan tamamen kurtulur (Türk Borçlar Kanunu madde 600). Eğer sözleşme metninde kefaletin süreli mi süresiz mi olduğu konusunda bir tereddüt veya belirsizlik varsa, yasa gereği kefaletin kiracı içeride kaldığı müddetçe "süresiz" olduğu kabul edilir ve ispat yükü süreli olduğunu iddia eden kefile düşer.


Süresiz Kefalet: Eğer kefalet beyanında yasanın aradığı el yazısıyla azami miktar ve başlangıç tarihi yazılmış ancak kefaletin kaç yıl geçerli olacağına dair bir bitiş süresi veya zaman sınırı konulmamışsa (ki kırtasiye kontratlarında durum genellikle böyledir), bu hukuken "süresiz kefalet" olarak adlandırılır.


7.2. Gerçek Kişiler İçin Getirilen On Yıllık Mutlak Zaman Aşımı Kuralı

Eski dönemlerde süresiz kefaletler, kiracı 15- 20 yıl aynı evde otursa bile kefili o süre boyunca borç tehdidi altında tutardı. Ancak Yeni Borçlar Kanunu, hiç kimsenin ömür boyu veya belirsiz onlarca yıl boyunca bir başkasının borcunun kefili olarak kalmaması gerektiği ilkesinden hareketle, gerçek kişilere yönelik devrim niteliğinde bir koruma kuralı getirmiştir.


Türk Borçlar Kanunu'nun 598. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; gerçek kişiler (şahıslar) tarafından verilen süresiz kefaletler, kefalet sözleşmesinin kurulmasından (imzalanmasından) başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden, hiçbir ihtara gerek kalmaksızın ortadan kalkar. Yani bir kira ilişkisi sorunsuz şekilde 15 yıl sürse ve kiracı 13. yılda kiraları ödememeye başlasa bile, gerçek kişi olan kefilin sorumluluğu 10. yılın sonunda otomatik olarak bittiği için, ev sahibi 11. yıldan itibaren doğan borçlar için kefile başvuramaz. Sözleşmede kefaletin süresi için daha kısa bir süre kararlaştırılabilir ancak on yıldan daha uzun bir süre asla kararlaştırılamaz; kanunun bu hükmü emredicidir.

Kefalet Süresi Durumu

Sorumluluğun Kapsamı ve Bitişi

Süresi Açıkça Belirtilmiş (Süreli)

Sadece belirtilen süre (örneğin 1 yıl) içindeki borçları kapsar. Süre bitince kendiliğinden sona erer. Uzayan yıllar kefili bağlamaz.

Süre Belirtilmemiş (Süresiz)

Kiracı evde kaldığı sürece devam eder. Ancak gerçek kişiler için yasa gereği en fazla 10 yıl sürebilir. 10 yıl dolunca kesin olarak biter.

7.3. Kira Sözleşmelerinde Sürenin Uzaması, Kefaletin Sona Ermesi ve Dönme Hakkı

Kefil olunan bir sözleşmeden, asıl borçlu ile alacaklı anlaşıp sözleşmeyi feshetmediği sürece "Ben artık kefil olmak istemiyorum, vazgeçtim" diyerek tek taraflı irade beyanıyla çıkmak kural olarak mümkün değildir. Ancak yasa koyucu, kefilin ekonomik geleceğinin belirsizlik içinde kalmasını önlemek adına kesin sınırlar ve çıkış kapıları yaratmıştır.


Uygulamada sıkça ve hatalı biçimde "kira sözleşmelerinde 3 yıl geçince ihtarnameyle kefaletten çıkılır" şeklinde bilinen kural, aslında iş hukukuna (çalışanlara süreli olmayan kefalet) ilişkindir ve kira sözleşmelerinde uygulanmaz. Kira sözleşmesinin belirli olan ilk süresi bitip tarafların zımni onayıyla sözleşme uzadığında, kefilin sorumluluğu kanunen ilk dönemin sonunda otomatik olarak biter. Kefilin uzayan dönemden de sorumlu tutulabilmesi için, kefalet anında uzayan süreleri ve sorumlu olduğu azami miktarı kendi el yazısıyla açıkça belirtmiş olması kanuni bir zorunluluktur. Bu şart yoksa kefalet düşmüştür; kefilin çıkmak için ayrıca bir bildirim yapmasına dahi gerek yoktur. Geçerli bir uzatma onayı olsa bile, gerçek kişilerin verdiği kefalet sözleşmenin kurulmasından itibaren en fazla on yıl sonra her halükarda kendiliğinden ortadan kalkar.


Ayrıca, Türk Borçlar Kanunu, ileride doğacak bir borca kefalet durumlarında (örneğin gelecek ayların kirası), asıl borçlu olan kiracının mali durumunun sözleşmenin yapıldığı ilk tarihe göre ciddi şekilde bozulması, iflasın eşiğine gelmesi veya kefilin iyiniyetle var saydığından çok daha kötü bir duruma düşmesi halinde, kefile sözleşmeden dönme hakkı tanımaktadır. Bu olağanüstü durumlarda kefil, derhal alacaklıya (kiraya verene) yazılı bir bildirimde bulunarak, borç henüz muaccel olmadan (vadesi gelmeden) tek taraflı olarak kefalet sözleşmesinden dönebilir.


Tabii ki, daha önce saydığımız geçerlilik şartlarından (el yazısı, azami miktar, eş rızası) herhangi biri baştan eksikse, kefilin on yıl beklemesine veya kiracının mali durumunun bozulmasını ispatlamasına gerek yoktur. Sözleşme baştan itibaren kesin hükümsüz (mutlak butlan) olduğu için, aleyhine başlatılacak icra takibine doğrudan itiraz ederek veya bir "Menfi Tespit Davası" (borçlu olmadığının tespiti davası) açarak kefilliğin geçersiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Asıl borcun, yani kira ilişkisinin kiracının evi tahliye etmesiyle fiilen sona ermesi halinde de kefilin gelecek dönemlere ait sorumluluğu otomatik olarak biter.


8. İcra Takipleri Karşısında Kefilin Hukuki Hakları ve İtiraz Süreçleri


Kiracının kira bedelini ödememesi veya aidatları aksatması üzerine, kiraya verenin alacağını tahsil etmek için başvuracağı en yasal ve yaygın hukuki yol, İcra ve İflas Kanunu kapsamında ilamsız icra takibi başlatmaktır. Kefil, eğer geçerli bir müteselsil kefil ise, ev sahibi doğrudan icra dairesinden kefilin adresine bir "İlamsız İcra Ödeme Emri" tebligatı gönderecektir. Bu kritik aşamada kefilin hukuki haklarını çok iyi bilmesi, paniğe kapılmadan yasal süreleri kaçırmaması hayati önem taşır. Aksi takdirde geçersiz bir sözleşme bile olsa borç kesinleşebilir.


8.1. Yedi Günlük İtiraz Süresi ve İtiraz Usulü

Eline icra dairesinden resmi bir ödeme emri (tebligat zarfı) ulaşan kefilin, eğer ortada ödenmiş bir borç, haksız bir talep veya şekil şartlarına uyulmadığı için geçersiz olan bir kefalet sözleşmesi varsa, tebligatı teslim aldığı (muhtara bırakılmışsa muhtara bırakıldığı) günden itibaren en geç yedi gün içinde icra dairesine giderek itiraz etme zorunluluğu vardır. Bu yedi günlük süre kesin ve hak düşürücüdür. Yedi gün içinde resmi itiraz dilekçesi verilmezse, icra takibi hukuken kesinleşir ve kefilin malvarlığına (maaşının dörtte birine, evine, arabasına, banka hesaplarına) haciz işlemi uygulanması aşamasına geçilir.


İtiraz dilekçesinde, durumun özelliğine ve sözleşmedeki eksikliğe göre çeşitli hukuki gerekçeler öne sürülebilir:


  • "Kefalet sözleşmesinde yasanın emrettiği eş rızası yoktur, kefalet mutlak butlanla batıldır."


  • "Kefalet azami sorumluluk limiti ve kefalet tarihi bizzat kendi el yazımla yazılmamıştır, sözleşme şekil yönünden geçersizdir."


  • "Ben adi kefilim, öncelikle asıl borçlu olan kiracıya gidilmesi ve onun aleyhindeki takibin semeresiz kalması gerekir (Peşin dava def'i ileri sürüyorum)."


  • "Talep edilen borç miktarı, sözleşmede kendi el yazımla belirttiğim azami kefalet limitimi aşmaktadır."


  • "Kira borcu asıl borçlu tarafından ödenmiştir."


Bu tarz somut hukuki argümanlarla süresi içinde ilgili icra dairesine yapılacak bir itiraz, ilamsız icra takibini otomatik olarak durdurur.


8.2. İtirazın İptali veya Kaldırılması Davalarında İspat Yükü

Kefilin itirazı üzerine takibin durması halinde, alacağına kavuşmak isteyen kiraya veren taraf, duran takibi devam ettirebilmek için mahkemede "İtirazın Kaldırılması" veya "İtirazın İptali" davası açmak zorunda kalacaktır. İtirazın kaldırılması davasında, kiraya veren alacağını ve kefaletin geçerliliğini İcra ve İflas Kanunu'nun 269/c maddesinde sayılan, noter onaylı veya imzası ikrar edilmiş kesin belgelerle ispat etmekle yükümlüdür.


Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, yasada sayılan geçerli bir şekil şartını (el yazısı, miktar, tarih) taşımayan kefalet sözleşmelerine dayalı olarak başlatılan takiplerde, mahkemeler kefilin itirazını haklı bularak icranın iptaline karar vermektedir. Hatta şartları oluşmuşsa, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle kiraya veren aleyhine icra inkar tazminatına dahi hükmedilebilmektedir. Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 25.10.2022 tarihli kararında belirtildiği üzere, Türk Borçlar Kanunu Madde 584'de belirtilen eş rızası eksikliği nedeniyle kefalet sözleşmesinin geçersizliği iddialarının incelenmesinde "Genel Mahkemeler" (Asliye Hukuk / Sulh Hukuk) görevlidir.


9. Kefilin Ödediği Bedeli Kiracıdan Geri Alması: Halefiyet ve Rücu Hakkı

Diyelim ki bir kefil, haciz ve icra tehdidi altında kalmamak için veya tamamen iyi niyetle, asıl borçlu olan kiracının ödemediği birikmiş kira borcunu kendi cebinden kiraya verene ödedi. Toplumda genellikle "Kefil ödediğiyle kalır, parası yanar" şeklinde yanlış bir inanış vardır. Ancak hukuk sistemimizde kefili koruyan ve adaleti sağlayan "Halefiyet" (yerine geçme) kuralı devreye girer.


Kefil, alacaklıya (kiraya verene) yaptığı ödeme ölçüsünde yasa gereği onun haklarına halef olur; yani hukuken kiraya verenin koltuğuna oturur ve onun yerine geçer. Türk Borçlar Kanunu ve kefalet hukuku prensipleri uyarınca kefil, asıl borçlu olan kiracıya dönerek (hukuki tabirle rücu ederek), ödediği tüm kira tutarını, yargılama masraflarını ve yasal faizini asıl borçludan talep etme hakkına sahiptir. Kefil, mağduriyetini gidermek için kiracıya karşı bizzat icra takibi başlatabilir veya alacak davası açabilir.


Bununla birlikte, kefilin kiracıyı dava edebilmesi ve rücu hakkını kullanabilmesi için, kiraya verene yaptığı ödemeyi ve kefalet ilişkisini belgelendirmesi gerekir. Kefalet parası bu şekilde hukuki yollarla geri alınabilir. Bu kural, kefilin başkasının borcu için yaptığı finansal fedakarlığın karşılıksız kalmamasını ve nihai mali yükün, asıl borcu yaratan ve hizmetten (evden) faydalanan kiracının üzerinde kalmasını sağlayan temel bir adalet mekanizmasıdır.


10. 2026 Yılı Güncel Yargıtay Kararları Işığında Kefalet Uyuşmazlıkları


Kira sözleşmesi kefil sorumluluğu güncel Yargıtay kararları 2026

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Dairelerinin güncel içtihatları, yerel mahkemeler için bağlayıcı bir rehber ve kanunun nasıl yorumlanması gerektiğini gösteren pusula niteliğindedir. 2024, 2025 ve 2026 yılı uygulamalarına yön veren son dönem Yargıtay kararları incelendiğinde, Yüksek Mahkeme'nin kefilin korunmasına yönelik şekil şartlarını son derece katı, tavizsiz bir şekilde yorumladığı ve esnetilmesine hiçbir koşulda izin vermediği açıkça görülmektedir.


  • El Yazısı Şartının Kesinliği ve Tavizsizliği: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) yirmi üç Mayıs ikibin on dokuz tarihli emsal kararı ve bu içtihadı ısrarla sürdüren Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.03.2023 tarihli kararında kesin bir dille belirtilmiştir ki; "Kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin el yazısı ile yazılmış ibare sözleşmede bulunmadığından, Türk Borçlar Kanunu Madde beş yüz seksen üç hükmü emredici kuralları gereği kefalet geçersizdir". Kiraya verenler, sözleşmede kırtasiye baskısı veya bilgisayar çıktısı olarak yer alan limit rakamlarına veya müteselsil ibarelerine kesinlikle güvenemezler.


  • İyiniyet Kuralı Savunmasının Mahkemelerce Reddedilmesi: Geçersiz bir kefalet sözleşmesine dayanan kiraya verenlerin mahkemelerde en çok öne sürdüğü argüman, "Kefil bu sözleşmeye özgür iradesiyle imza attığını inkar etmiyor, yıllar sonra icra gelince şekil eksikliğini (el yazısı veya eş rızası yokluğunu) ileri sürmesi dürüstlük kuralına ve Medeni Kanun'daki iyiniyet kurallarına aykırıdır" şeklindeki savunmadır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.09.2022 tarihli dönüm noktası niteliğindeki kararı bu kapıyı tamamen kapatmıştır: "Somut olayda iyi niyet kuralları gereğince kefalet sözleşmesine ilişkin TBK m. 583 hükmündeki şekil şartları aykırılığına dayanılamaz savunması geçersiz bulunmuş, emredici kuralların kamu düzeninden olduğu ve her ne şartta olursa olsun uygulanacağı vurgulanmıştır".


  • Eş Rızası Eksikliğinin Mahkemece Kendiliğinden (Re'sen) İncelenmemesi: Birçok vatandaş ve kefil, mahkemeye çıkıldığında hakimin dosyayı inceleyip eş rızasının eksik olduğunu kendiliğinden tespit edeceğini ve davayı reddedeceğini düşünür. Ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.02 .20224 tarihli güncel kararı bu hukuki yanılgıyı net bir şekilde gidermektedir: "Kefalet akdinde eş rızasının bulunup bulunmadığı hususunun mahkemece re'sen (kendiliğinden) nazara alınması söz konusu değildir". Yani mahkeme hakimi tarafların yerine geçip evlilik durumunu araştırmaz; bu hayati eksikliğin, mutlak surette kefil veya kefilin eşi tarafından bir itiraz veya savunma (def'i) olarak dosyaya resmen sunulması gerekmektedir. Sunulmadığı takdirde mahkeme davayı kabul edebilir.


  • İcra Emrinde Yanlış Taraf Gösterilmesi ve Usul Hataları: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 26.06.2024 tarihli kararında altı çizildiği üzere; icra ve iflas hukukunda usul ve şekil esastır. Hatalı düzenlenen icra takip taleplerinde müşterek ve müteselsil kefilin pozisyonu doğru tayin edilmezse, icra emrinde borçlu olarak yanlış sıfatla yer alırsa icra takibi usulden iptal edilebilmektedir.


Bu emsal kararlar silsilesi neticesinde 2026 yılı itibarıyla çıkarılacak en önemli sonuç şudur; kiraya veren mülk sahiplerinin matbu kırtasiye sözleşmeleriyle yetinmeyip hukuki destek alması gerektiği, kefillerin ise imza attıkları belgelerin kanuni unsurları taşıyıp taşımadığını detaylıca inceleyerek, gerçekten geçerli bir ekonomik yükümlülük altında olup olmadıklarını bilmelerinin şart olduğudur.


11. Sıkça Sorulan Sorular


1. Kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğu ne zaman ve nasıl biter?

Kefilin sorumluluğu; kira sözleşmesinde el yazısıyla belirtilen özel bir sürenin bitmesiyle, kiracının evi sorunsuz şekilde tahliye edip anahtarı teslim etmesiyle veya süresiz bir kefalet ise sözleşme tarihinden itibaren on yılın dolmasıyla kendiliğinden biter.


2. Kira sözleşmesine kefil olmak için eş rızası kesinlikle zorunlu mu?

Evet, Türk Borçlar Kanunu Madde 584 uyarınca kefil olacak kişi resmi olarak evli ise, kefaletin geçerli olabilmesi için mutlaka eşinin yazılı rızasını almak zorundadır. Eş rızası yoksa kefalet tamamen geçersiz (batıl) olur.


3. Eşimin haberi ve rızası olmadan attığım kefil imzası geçerli mi?

Hayır, hukuken geçerli değildir. Ticaret siciline kayıtlı bir işletme sahibi olmanız gibi kanuni istisnai bir durumunuz yoksa, eşinizin yazılı onayı olmadan attığınız kefalet imzası hiçbir sonuç doğurmaz ve icra takiplerinde itirazınızla iptal edilir.


4. Matbu kira kontratına sadece isim ve imza atarak yasal kefil olunur mu?

Hayır, matbu kağıda sadece isim ve imza atmak kefaleti geçerli kılmaz. Kefilin, sorumlu olacağı azami tutarı ve kefalet tarihini bizzat kendi el yazısıyla (kalemle) sözleşmeye yazması yasal bir zorunluluktur.


5. Şirket sahipleri veya esnaflar kefil olurken de eşinden izin almalı mı?

Hayır, kendi ticaret siciline veya esnaf siciline kayıtlı ticari faaliyetleriyle ya da yöneticisi/ortağı oldukları şirketleriyle ilgili konularda verecekleri ticari kefaletlerde eş rızası aranmaz. Bu, kanunun ticari hayatı hızlandırmak için tanıdığı özel bir istisnadır.


6. Sözleşmede süre yazmıyorsa gerçek kişilerde kefilin sorumluluğu ömür boyu sürer mi?

Hayır sürmez. Süresiz olarak yapılmış kefalet sözleşmelerinde dahi, gerçek kişi olan bir şahsın sorumluluğu kanun gereği en fazla on yıl sürer. On yılın sonunda kefalet yasa gereği kendiliğinden sona erer.


7. Kiracı kirayı ödemezse ev sahibi direkt olarak kefile icra gönderebilir mi?

Bu durum sözleşmedeki kefaletin türüne bağlıdır. Kefil, kendi el yazısıyla "Müteselsil kefilim" yazmışsa ev sahibi kiracıya uğramadan direkt kefile icra gönderebilir. Ancak bu el yazısı ibare yoksa (adi kefaletse), hukuken önce kiracıya icra başlatılması zorunludur.


8. Müteselsil kefil ile adi kefil arasındaki en temel yasal fark nedir?

Adi kefilde alacaklı mülk sahibi, tahsilat için önce asıl borçluya (kiracıya) başvurmak ve yasal yolları tüketmek zorundadır. Müteselsil kefilde ise alacaklı, asıl borçluya hiç başvurmadan, ihtara dahi gerek duymadan direkt olarak kefilin malvarlığına yönelebilir.


9. Kefil, icra baskısıyla ev sahibine ödediği parayı daha sonra kiracıdan geri alabilir mi?

Evet, kesinlikle geri alabilir. Kefil, kiracının borcunu ödediği anda hukuken "halefiyet" kuralı gereği alacaklının (ev sahibinin) yasal yerine geçer ve ödediği tüm tutarı yasal faiziyle birlikte kiracıdan icra yoluyla tahsil etme (rücu) hakkına kavuşur.


10. Ev sahibi yıllar içinde kirayı enflasyon oranında artırırsa kefilin sorumluluğu da sınırsız artar mı?

Hayır, artmaz. Kefilin sorumluluğu daima sözleşmeye en başta kendi el yazısıyla yazdığı "azami tutar" (kefalet limiti) ile sınırlandırılmıştır. Kira bedeli yıllar içinde on katına çıksa dahi, kefil o el yazısı limiti aşan bir meblağdan sorumlu tutulamaz.


11. Kefil Süresiz (Belirsiz Süreli) Hale Gelmiş Bir Kira Kontratından Sonradan Nasıl Yasal Olarak Çıkabilir?

Kira sözleşmesinin ilk süresi bitip sözleşme belirsiz süreli (süresiz) hale geldiğinde, kural olarak kefilin sorumluluğu ilk dönemin sonunda kendiliğinden sona erer; sözleşmeden çıkmak için fazladan 3 yıl beklemeye veya bildirim süresine gerek yoktur. Kefilin uzayan dönemden de sorumlu tutulabilmesi için, kefalet anında uzayan süreleri ve sorumlu olduğu azami miktarı kendi el yazısıyla açıkça belirtmiş olması kanuni bir zorunluluktur.


12. Kefile icra dairesinden ödeme emri (tebligat) gelirse ilk yapması gereken nedir?

Tebligatı aldığı günden itibaren en geç yedi gün içerisinde ilgili icra dairesine bizzat veya vekili aracılığıyla giderek borca, eş rızası eksikliğine veya el yazısı kuralına uyulmadığına dair yazılı itiraz dilekçesi sunmalıdır. Yedi günlük süre kaçırılırsa itiraz hakkı kaybedilir ve haciz işlemi başlar.


Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.

Yorumlar


bottom of page