Nafaka Kaldırma Davası Şartları ve Güncel Yargıtay Kararları (2026)
- Av. Mete ŞAHİN

- 5 gün önce
- 15 dakikada okunur

1. Türk Medeni Hukukunda Nafaka Kurumunun Temelleri ve Kaldırılması Davasının Hukuki Doğası
Türk aile hukuku sistemi, evlilik birliğinin kurulması, devamı ve sona ermesi süreçlerinde tarafların ve müşterek çocukların ekonomik, sosyal ve psikolojik bütünlüklerini korumayı en üstün amaç olarak benimsemiştir. Bu koruyucu mekanizmaların en somut ve uygulamada en sık karşılaşılan aracı şüphesiz ki nafaka kurumudur. Hukuk sistemimizde genel olarak tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve yardım nafakası olmak üzere dört temel nafaka türü bulunmaktadır. Her bir nafaka türünün hukuki doğası, ihdas ediliş amacı ve sona erme veya mahkeme kararıyla kaldırılma şartları, kanun koyucu tarafından Türk Medeni Kanunu (TMK) çerçevesinde titizlikle düzenlenmiştir. 2026 yılı itibarıyla yürürlükte olan güncel mevzuat ve yerleşik Yargıtay içtihatları incelendiğinde, nafaka kararlarının mutlak, değişmez ve ömür boyu sürecek kesin hükümler olmadığı açıkça görülmektedir. Sosyal ve ekonomik hayatın dinamik yapısı, tarafların mali durumlarında zaman içinde meydana gelen olağanüstü veya öngörülemez değişiklikler, nafaka kararlarının da değişen şartlara uyarlanmasını hukuki bir zorunluluk haline getirmektedir.
Nafakanın kaldırılması davası, özünde yenilik doğuran bir hukuki müessesedir. Taraflardan birinin mahkemeye başvurarak, daha önce hükmedilmiş olan nafaka yükümlülüğünün kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi sebebiyle tamamen ortadan kaldırılmasını talep etmesi sürecini ifade eder. Aile hukuku bağlamında nafaka ödemekle yükümlü olan taraf (nafaka borçlusu), nafaka alacaklısının ihtiyaç durumunun tamamen ortadan kalktığını, kanunun aradığı olumsuz şartların vücut bulduğunu veya kendi ödeme gücünün objektif kriterler çerçevesinde bütünüyle yok olduğunu ispat etmek suretiyle mahkemeden bu yükümlülüğün sona erdirilmesini isteyebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en temel husus, nafakanın kaldırılması davasının geçmişe etkili (makable şamil) olmamasıdır. Mahkeme tarafından verilen kaldırma kararı kural olarak kararın kesinleştiği veya davanın açıldığı tarihten itibaren ileriye yönelik sonuç doğurur; bu tarihten önce birikmiş ve muaccel hale gelmiş (ödenmesi gereken) nafaka borçları hukuken geçerliliğini korur ve icra takibine konu edilebilir.
Bu makale, adaletin tesis edilmesi ve hak arama hürriyetinin etkin kullanılması amacıyla, nafaka yükümlülüğünün hangi somut hukuki gerekçelerle, hangi usul kurallarına tabi olarak ve ne tür delillerle kaldırılabileceği konusunu 2026 yılı güncel mevzuatı ışığında tüm yönleriyle ele almaktadır. Boşanma davalarının karmaşık doğası ve sonrasında devam eden ekonomik yükümlülükler, vatandaşların doğru, bilimsel ve güncel hukuki bilgiye ulaşmasını hayati derecede önemli kılmaktadır.
2. Tedbir Nafakasının Hukuki Niteliği ve Kaldırılma Koşulları
Boşanma veya ayrılık davalarının açılmasıyla birlikte taraflar arasında başlayan hukuki ihtilaf süreci, çoğunlukla uzun yıllara yayılan çekişmeli yargılamalara sahne olmaktadır. Bu uzun ve yıpratıcı süreçte eşlerin ve varsa müşterek çocukların barınma, beslenme, eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel insani ihtiyaçlarının güvence altına alınması devletin pozitif yükümlülükleri arasındadır. İşte bu noktada tedbir nafakası kurumu devreye girmektedir. Tedbir nafakası, boşanma veya bağımsız ayrılık davası açıldığında, mahkeme hakimi tarafından yargılama sonuçlanıncaya kadar geçerli olmak üzere, yoksulluğa düşecek ve ekonomik desteğe muhtaç kalacak eş ile müşterek çocuklar yararına hükmedilen geçici nitelikte bir koruma tedbiridir. Tedbir nafakasının hükmedilebilmesi için eşlerin boşanmadaki kusur oranları dikkate alınmaz; yani daha ağır kusurlu olan eş bile, eğer ekonomik durumu diğer eşten daha kötüyse ve geçimi tehlikedeyse, dava süresince diğer eşten tedbir nafakası alabilir.
2.1. Tedbir Nafakasının Geçici Doğası ve Kendiliğinden Sona Ermesi
Hukuki terminolojide tedbir, tanımı gereği kalıcı bir çözüm değil, nihai karar verilinceye kadar durumu donduran veya koruyan bir ara çözümdür. Bu nedenle tedbir nafakası da sonsuza kadar devam edecek bir mali yükümlülük değildir. Türk Medeni Kanunu m.169 uyarınca boşanma davasında hükmedilen tedbir nafakası, kural olarak yerel mahkemenin davanın esasına ilişkin verdiği boşanma, ret veya ayrılık kararının kesinleşmesi anına kadar yasal varlığını sürdürür. Kararın kesinleşmesi, yerel mahkeme kararının taraflarca kanun yollarına (istinaf ve temyiz) taşınmaması veya bu yolların tüketilerek hukuki denetimden geçip nihai halini alması demektir. Boşanma kararı kesinleştiği anda, mahkemece hükmedilmiş olan tedbir nafakası kendiliğinden, hiçbir yeni başvuruya veya ayrı bir dava açılmasına gerek kalmaksızın otomatik olarak sona erer. Eğer yargılama neticesinde eş veya müşterek çocuklar lehine şartlar oluşmuşsa, karar kesinleştikten hemen sonra bu nafaka türü biçim değiştirerek çocuklar için iştirak nafakasına, eş için ise yoksulluk nafakasına dönüşür ve bu yeni hukuki statü üzerinden ödenmeye devam eder.
2.2. Davanın Seyri İçinde Tedbir Nafakasının Mahkemece İptali (Haklı Nedenin Kaybı)
Tedbir nafakası sadece boşanma davası ile birlikte istenmez; haklı bir nedene dayalı olarak fiili ayrılık durumunda (örneğin eşin evi terk etmesi, şiddet uygulaması veya müşterek konuta almaması gibi sebeplerle boşanma davası açılmaksızın ayrı yaşama) da talep edilebilir. Ancak TMK m.200 gereğince, koşullar değiştiğinde, taraflardan birinin haklı istemi üzerine mahkeme hakimi kararında gerekli maddi değişikliği yapabilir veya bağlanan tedbir nafakasının hukuki sebebi tamamen sona ermişse alınan bu önlemi tamamen kaldırabilir.
Tedbir nafakasının iptalini veya kaldırılmasını gerektiren haller genellikle şu şekillerde ortaya çıkar: Nafaka alacaklısı eşin dava devam ederken çok yüksek gelirli bir işe girmesi, yüklü bir mirasa kavuşması, şans oyunlarından büyük miktarda ikramiye kazanması veya kendi iradesiyle lüks bir hayat sürmeye başlaması tedbir nafakasının gerekliliğini ortadan kaldırır. Ayrıca, ayrı yaşamakta haklılık sebebine dayanılarak açılan bağımsız tedbir nafakası davasından sonra eşlerin barışarak yeniden aynı müşterek konutta bir araya gelmeleri ve fiilen karı-koca hayatına dönmeleri durumunda, nafakanın dayanağı olan "ayrı yaşama" olgusu ortadan kalktığı için borçlu eş mahkemeye başvurarak bağlanan tedbir nafakasının iptalini derhal talep edebilir. Yargılama sürecinde bu talepler, tarafların sosyo-ekonomik durumlarının kolluk kuvvetleri aracılığıyla yeniden araştırılması neticesinde hakkaniyet ilkesi gözetilerek karara bağlanır.
3. İştirak Nafakasının Sona Ermesi ve Çocukların Korunması İlkesi

Aile hukukunun en hassas dengesi müşterek çocukların üstün yararının korunmasıdır. Evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi durumunda, çocukların bakım, gözetim ve velayet hakkı mahkeme kararıyla eşlerden birine bırakılır. Velayet kendisine verilmeyen diğer ebeveyn ise çocuğun beslenme, barınma, giyim, sağlık, eğitim, kültürel gelişim ve ulaşım gibi temel ve sosyal giderlerine kendi mali gücü oranında katılmakla yasal olarak yükümlüdür. Bu kanuni katılma yükümlülüğünün maddi karşılığı iştirak nafakasıdır. İştirak nafakasının bağlanmasında ve miktarının tayin edilmesinde ebeveynlerin boşanma davasındaki kusur oranlarının hiçbir hukuki önemi yoktur; temel kıstas müşterek çocuğun ihtiyaçları ile nafaka borçlusu ebeveynin ekonomik gelir seviyesidir.
3.1. Reşit Olma (18 Yaş Sınırı) ile İştirak Nafakasının Otomatik Sonlanması
Türk Medeni Kanunu'nun 328. maddesinde yer alan açık düzenlemeye göre, ana ve babanın müşterek çocuğa yönelik hukuki bakım borcu ve ekonomik destek zorunluluğu, çocuğun ergin olmasına (18 yaşını doldurmasına) kadar devam eder. Bir birey yasal olarak 18 yaşını doldurduğu gün reşit (ergin) kabul edilir. Çocuğun 18 yaşını doldurmasıyla birlikte, mahkemece daha önceden hükmedilmiş olan iştirak nafakası yükümlülüğü tamamen kendiliğinden, hiçbir ek hukuki prosedüre, yeni bir mahkeme kararına veya ayrı bir dava açılmasına gerek kalmaksızın sona erer.
Bu durum uygulamada icra daireleri nezdinde de kesin bir kural olarak işletilir. Maaş haczi veya banka kanalıyla devam eden iştirak nafakası tahsilatları, çocuğun nüfus kayıtlarındaki doğum tarihine göre hesaplanan 18. yaş gününde hukuki dayanağını yitirir ve ödemeler yasal olarak durdurulur. Nafaka borçlusu ebeveyn, çocuğun reşit olduğu tarihi ispatlayan basit bir nüfus kayıt örneği ile ilgili icra müdürlüğüne başvurarak iştirak nafakası kesinti dosyasının işlemden kaldırılmasını sağlayabilir.
İştirak nafakasının kendiliğinden sonlanabileceği diğer kanuni istisnalar şunlardır:
Çocuğun 18 yaşını beklemeden mahkeme kararıyla ergin kılınması (kaza-i rüşt kararı alması).
Çocuğun 18 yaşından önce olağanüstü durumlarda yasal izinle evlenmesi (evlenme ile ergin kılınma prensibi).
Çocuğun yoksulluk halinin veya bakım ihtiyacının ortadan kalkması (örneğin lise çağında çok büyük bir servet edinmesi).
Nafaka yükümlüsü olan ebeveynin veya müşterek çocuğun vefat etmesi.
3.2. Velayetin Değiştirilmesi Kararlarının İştirak Nafakasına Etkisi
İştirak nafakasının ödenmesinin yegane hukuki sebebi çocuğun fiili bakımını üstlenen ebeveyne mali bir destek sunulmasıdır. Eğer zaman içinde şartların değişmesi (örneğin velayet sahibi ebeveynin çocuğa bakamaması, kötü muamelede bulunması veya haysiyetsiz bir hayat sürmesi) sebebiyle velayetin değiştirilmesi davası açılır ve mahkeme müşterek çocuğun velayetini nafaka borçlusu olan ebeveyne verirse, iştirak nafakası kurumu doğası gereği çöker. Zira bir ebeveynin, velayeti altında bulunan ve kendi yanında yaşayan çocuk için diğer ebeveyne nafaka ödemesi hukuken abestir. Aile mahkemeleri, velayetin değiştirilmesine hükmederken eş zamanlı olarak mevcut iştirak nafakasının da derhal kaldırılmasına re'sen (kendiliğinden) veya talep üzerine karar verir.
3.3. Eğitimi Devam Eden Ergin Bireylerde İştirakten Yardım Nafakasına Geçiş Süreci
İştirak nafakasının 18 yaş sınırıyla kesin olarak bittiği kuralı, modern toplum düzeninde eğitim hayatının uzun yıllar devam etmesi gerçeğiyle çatışabilmektedir. Kanun koyucu bu sosyal gerçeği öngörerek TMK madde 328'e çok önemli bir istisna eklemiştir. Çocuğun ergin (reşit) olmasına rağmen üniversite eğitimi, yüksek lisans veya dengi eğitim hayatı devam ediyorsa, ana ve babanın bakım borcu, çocuğun eğitimi normal süresinde tamamlanıncaya kadar devam etmek zorundadır.
Ancak burada prosedür kökten değişir. Reşit olan ve eğitimine devam eden çocuk için ödenecek nafakanın yasal adı artık iştirak nafakası değil, "yardım nafakası" veya uygulamadaki yaygın adıyla eğitim nafakasıdır. En önemli hukuki fark, iştirak nafakasının velayeti elinde bulunduran ebeveyn tarafından çocuk adına talep edilmesi, yardım nafakasının ise 18 yaşını doldurmuş, hukuki işlem ehliyetini kazanmış bireyin bizzat kendisi (kendi adına asaleten) tarafından açılacak bir dava ile talep edilmesidir. Eğer reşit olan çocuk lise veya üniversite eğitimini sonlandırırsa ve herhangi bir eğitim kurumuna kayıtlı değilse, ebeveynine karşı bu gerekçeyle yardım nafakası talep edemez veya bağlanmış olan yardım nafakası derhal kesilir.
Mahkemeler iştirak veya yardım nafakası miktarını belirlerken, çocuğun ihtiyaçları ile ebeveynin gelirini dengeler. Ebeveynin gelir durumu, SGK kayıtları, tapu araştırmaları, trafik tescil sorgulamaları ve kolluk kuvvetleri (polis/jandarma) tarafından hazırlanan kapsamlı sosyo-ekonomik durum (SED) raporu ile tespit edilir. Aşağıdaki tabloda, 2026 yılı güncel emsal kararları ve yerleşik yargı pratikleri ışığında, aylık ortalama gelire göre hükmedilmesi muhtemel iştirak nafakası tutarları ve kesinti oranları özetlenmiştir:
Nafaka Borçlusunun Aylık Ortalama Geliri (TL) | Takdir Edilen Ortalama İştirak Nafakası Miktarı (TL) | Yaklaşık Kesinti Oranı |
20.000 TL | 3.000 TL – 5.000 TL | %15 – %25 |
30.000 TL | 4.500 TL – 7.500 TL | %15 – %25 |
40.000 TL | 6.000 TL – 10.000 TL | %15 – %25 |
50.000 TL | 7.500 TL – 12.500 TL | %15 – %25 |
75.000 TL | 11.000 TL – 18.000 TL | %15 – %25 |
100.000 TL | 15.000 TL – 25.000 TL | %15 – %25 |
Not: Tabloda sunulan veriler, matematiksel kesinlik taşıyan kanuni sınırlar değil, hakimin takdir yetkisi ve somut olayın özelliklerine (çocuğun yaşı, sağlık durumu, özel okul masrafları vb.) göre değişebilen emsal oranlardır.
4. Yoksulluk Nafakasının Sona Ermesi: Kanuni Nedenlerle Kendiliğinden Bitiş
Yoksulluk nafakası, evlilik birliğinin boşanma kararı ile hukuken sona ermesi neticesinde, evlilik sırasındaki yaşam standardını kaybedecek ve ekonomik anlamda derin bir yoksulluğa düşecek olan eşe ödenen nakdi destek tutarıdır. Bu nafaka türünün temel felsefesi bir tarafı cezalandırmak değil, boşanmanın getirdiği mali çöküntüyü yumuşatmak ve zayıf durumdaki eşin toplumsal hayata tutunmasını sağlamaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (YHGK) 25.06.2025 tarihli, 2023/2-1141 E. ve 2025/395 K. sayılı kararına göre, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanmaya yol açan hadiselerde diğer eşten "daha ağır kusurlu olmaması" şartı aranmaktadır; yani eşin tamamen kusursuz veya en fazla diğer eşle "eşit kusurlu" olması gerekmektedir.
Kanun koyucu, yoksulluk nafakasının hangi hallerde dava açmaya bile gerek kalmadan kendiliğinden (otomatik olarak) sona ereceğini TMK m.176'da kesin çizgilerle belirtmiştir.
4.1. Yeniden Resmi Evlilik Yapılması
Yoksulluk nafakası alan alacaklı eşin, boşanmadan sonraki bir tarihte resmi makamlar (evlendirme memuru) huzurunda başka bir kişiyle yeni bir evlilik bağı kurması, yoksulluk nafakasının mutlak sona erme sebebidir. Yeni evlilik ile birlikte, yeni eşin bakım ve destek yükümlülüğü başlayacağından, önceki eşin nafaka borcu resmi nikahın kıyıldığı tam o anda, geçmişe değil geleceğe etkili olarak ortadan kalkar. Bu gibi durumlarda nafaka borçlusunun mahkemede ayrı bir iptal davası açmasına gerek yoktur. Yeni evliliğin nüfus kütüklerine tescil edilmesiyle birlikte alınacak bir vukuatlı nüfus kayıt örneği, icra müdürlüğüne sunularak devam eden kesintilerin derhal durdurulması sağlanır.
4.2. Nafaka Alacaklısının veya Borçlusunun Ölümü Durumunda Tereke ve Miras Hukuku Etkileşimi
İster yoksulluk nafakası ödeyen taraf olsun, isterse yoksulluk nafakası alan taraf olsun; taraflardan birinin ölümü halinde nafaka yükümlülüğü tamamen ortadan kalkar. Yoksulluk nafakası şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan kural olarak mirasçılara devredilmez, satılamaz ve temlik edilemez.
Ancak burada hukuk tekniği açısından çok kritik bir ayrım bulunmaktadır. Nafaka yükümlülüğünün ölümle sona ermesi, ölüm tarihinden sonra işleyecek aylar içindir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 01 Temmuz 2025 tarihli en güncel kararlarından birinde vurgulandığı üzere; evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olup geçmişe dönük birikmiş ve daha önce talep edilmiş tazminat ve nafaka borçları (ölümden önce muaccel hale gelmiş borçlar), bir borçlar hukuku alacağına dönüştüğü için terekeye geçer. Yani nafaka borçlusu öldüğünde, ölüm tarihine kadar ödenmemiş geçmiş ay nafakaları varsa, nafaka alacaklısı bu birikmiş meblağı ölen kişinin yasal mirasçılarından talep edebilir.
5. Mahkeme Kararıyla Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması: Yargıtay İçtihatları ve İspat Kriterleri

Yoksulluk nafakasının kendiliğinden sona ermediği, ancak şartların köklü bir şekilde değiştiği hallerde, nafaka borçlusunun görevli aile mahkemesinde "Nafakanın Kaldırılması Davası" açarak bu değişikliği yasal delillerle ispat etmesi zorunludur. Aksi takdirde, fiili durum ne olursa olsun yasal yükümlülük devam eder. Yargıtay uygulamaları ışığında bu davanın kabulü için aranılan şartlar son derece sıkı şekil ve ispat şartlarına bağlanmıştır.
5.1. Nafaka Alacaklısının Başkasıyla Fiilen Evli Gibi Hayat Sürmesi
Hukuk sistemimizde nafakanın iptali taleplerinin temelinde yatan en yaygın sebep, nafaka alacaklısının başka bir kişiyle karı-koca ilişkisi içinde yaşamasına rağmen sadece nafaka almaktan mahrum kalmamak için resmi nikah yapmaktan kaçınmasıdır. Kanun koyucu, dürüstlük kuralına aykırı olan bu hakkın kötüye kullanımını engellemek amacıyla, nafaka alacaklısının resmi bir akit olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşamasını nafakanın kaldırılması sebebi olarak kabul etmiştir.
Fiilen evli gibi yaşama olgusunun mahkemece kabul edilebilmesi için şu üç unsurun bir arada ve kesintisiz olarak var olması aranır:
Süreklilik ve Devamlılık: Tarafların birlikteliğinin kısa süreli flört, nişanlılık aşaması veya geçici bir tatil beraberliğinden öte, zaman içinde devamlılık arz eden köklü bir ilişki olması gerekir.
Aynı Çatı Altında (Müşterek) Yaşama: Kişilerin ortak bir haneyi paylaşmaları, evin anahtarını birlikte kullanmaları ve uyku-uyanıklık döngülerinin büyük bir kısmını aynı konutta geçirmeleri gerekmektedir.
Ekonomik ve Sosyal Birliktelik: Tarafların yaşam masraflarını ortak idare etmeleri, çevrelerine, komşularına ve ailelerine karşı kendilerini bir aile bütünlüğü, "karı-koca" gibi tanıtmaları şarttır.
Bu fiili durumun kanıtlanması oldukça meşakkatlidir. Nafaka borçlusu, davasını sosyal medya (Instagram, Facebook) paylaşımları, tatil rezervasyon belgeleri, Whatsapp yazışmaları, müşterek ikametgaha (MERNIS) veya o adrese gelen elektrik, su, doğalgaz faturalarına ait kayıtlar ve en önemlisi tarafları bir arada gören komşu, kapıcı veya esnafın yeminli tanık beyanları ile ispat etmelidir. Bu delillerin toplanması neticesinde fiili birliktelik kanıtlanırsa, yoksulluk nafakası geçmişe yönelik değil, davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere tamamen kaldırılır.
5.2. Yoksulluk Durumunun Tamamen Ortadan Kalkması (Yoksulluğun Zevali)
Yoksulluk nafakasının varlık sebebi olan ekonomik mağduriyet (yoksulluk) sonradan tamamen ortadan kalkarsa, nafaka yükümlülüğü de mahkeme kararıyla kaldırılır. Eğer nafaka alacaklısı eş, boşanma sonrasında kendi standartlarını evlilik sırasındaki refah seviyesine ulaştıracak veya asgari geçim şartlarını başkasına muhtaç olmadan sağlayacak derecede bir zenginleşme yaşarsa, nafaka iptal edilir.
Yoksulluğun ortadan kalkması şu şekillerde ortaya çıkabilir ve mahkemeye
taşınabilir:
Kayıtlı (Sigortalı) ve Düzenli Çalışma: Nafaka alacaklısının resmi bir kuruma kayıtlı olarak yüksek ve düzenli gelir getiren bir işe girmesi.
Kayıt Dışı (Sigortasız) Çalışma: Uygulamada sıkça rastlanan, nafakayı kaybetmemek adına sigortasız çalışma durumudur. Bu halde nafaka borçlusu, SGK denetimi, işyeri kamera kayıtlarının incelenmesi veya emniyet araştırması ile bu gizli çalışmayı ispat ederek nafakanın iptalini isteyebilir.
Olağanüstü Zenginleşme: Miras kalması, gayrimenkul edinimi, milli piyango gibi büyük çaplı şans oyunlarından gelir elde edilmesi yoksulluğu anında bitiren sebeplerdir.
Çalışma İmkanından Kasıtlı Kaçınma: Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına (örneğin 2018/6836 E., 2019/7645 K.) göre, genç, sağlıklı, üniversite mezunu veya meslek sahibi bir kişinin sırf eski eşinden nafaka alabilmek adına kasten çalışmaktan kaçınması dürüstlük kuralına aykırıdır. Bu tür kapasite ve imkana sahip olduğu halde iradi olarak iş gücüne katılmayan tarafın nafaka talebi reddedilebilir veya sonradan kaldırılabilir.
Yargıtay İçtihatlarında İndirim ve Kaldırma Arasındaki Hassas Çizgi: Yargıtay kararlarında çok net bir ayrım vardır: Nafaka alacaklısının ekonomik ve sosyal durumundaki "kısmi iyileşmeler" nafakanın tamamen kaldırılmasını gerektirmez. Örneğin, asgari ücretle geçici bir işe girmek yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmayabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 04.07.2019 tarihli ve 2019/2282 E., 2019/8150 K. sayılı emsal kararında açıkça belirtildiği üzere; "Ekonomik ve sosyal durumdaki kısmi değişiklik yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasını gerektirmez". Bu gibi kısmi iyileşme hallerinde hakim, TMK madde 4 uyarınca hakkaniyet ilkesini gözeterek nafakayı tamamen iptal etmek yerine miktarında "azaltma/indirim" yoluna gitmeyi tercih eder.
5.3. Toplum Ahlakına Aykırı ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Olgusu
Kanun koyucunun belirlediği bir diğer iptal nedeni, nafaka alacaklısının toplumun genel geçer ahlak kurallarına, yerleşik örf ve adetlerine açıkça ters düşen, sürekli ve aleni olarak "haysiyetsiz bir hayat" sürmesidir. Bu kavram soyut görünse de Yargıtay kararlarıyla sınırları çizilmiştir. Arada bir yapılan tasvip edilmeyen davranışlar bu kapsama sokulamaz; davranışın bir yaşam tarzı haline gelmiş olması (itiyat edinilmesi) şarttır. Örneğin; uyuşturucu madde bağımlılığı ile yaşamak, sürekli ve ağır alkolizm, kumar bağımlılığı nedeniyle tüm malvarlığını kaybetme alışkanlığı veya toplum ahlakına mugayir suçların (örneğin fuhuş, dolandırıcılık gibi yüz kızartıcı suçların) meslek edinilmesi haysiyetsiz hayat sürmenin somut delilleridir. Bu durumun ispatı, kesinleşmiş ceza mahkemesi kayıtları, uyuşturucu tedavisi görüldüğüne dair hastane ve AMATEM raporları, kolluk tutanakları ve kuvvetli tanık beyanları ile mümkündür.
6. Süresiz Nafaka Tartışmaları, Yasa Değişikliği Beklentileri ve 2026 Yılı Yüksek Yargı Görüşleri
Kamuoyunda yıllardır bitmek bilmeyen "süresiz nafaka yasası" tartışmaları, özellikle 2025 ve 2026 yıllarında nafaka borçluları arasında yeni bir düzenleme çıktığına dair büyük bir beklenti yaratmıştır. Vatandaşlar arasında, 1 gün evli kalana dahi ömür boyu nafaka bağlandığı ve bu durumun yeni yasayla 1 yıl veya 5 yıl ile sınırlandırıldığına dair asılsız haberler yayılmaktadır.
2026 yılı itibarıyla yürürlükteki kanuni durum ve gerçekler şunlardır: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiş, yoksulluk nafakasını belirli bir süreyle (örneğin 3 yıl, 5 yıl vb.) sınırlandıran yeni bir yasa düzenlemesi kesinlikle bulunmamaktadır. TMK madde 175'te yer alan yoksulluk nafakasının "...geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir" hükmü halen tüm geçerliliğiyle yürürlüktedir.12 Ancak "süresiz" ibaresi, nafakanın kayıtsız şartsız "ömür boyu" ödeneceği anlamına gelmez. Kanunda belirtilen iptal şartları (evlenme, zenginleşme, haysiyetsiz hayat vb.) gerçekleştiği an bu süre kesilir.
Yüksek Yargının Konuya Yaklaşımı:
Yargıtay Görüşü: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, mevcut kanun lafzının (TMK m.175) çok açık olduğunu belirterek, hakime baştan bir süre tayin etme (örneğin "nafakanın boşanmadan itibaren sadece 3 yıl süreyle ödenmesine" şeklinde bir karar verme) yetkisi tanımamaktadır. Yargıtay'a göre kanun, hakime herhangi bir takdir hakkı tanımamış, süresini durumun gerekleri göz önünde tutarak belirlemeyi emretmemiştir.
Anayasa Mahkemesi (AYM) Görüşü: Süresiz nafaka uygulamasının ölçülülük ilkesine ve mülkiyet hakkına aykırı olduğu iddiasıyla açılan iptal davalarında Anayasa Mahkemesi, mevcut "süresiz" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Yüksek Mahkemenin gerekçesi, şartlar değiştiğinde nafaka borçlusunun her zaman dava açarak nafakanın kaldırılmasını veya azaltılmasını talep edebilme hakkının bulunmasıdır.
7. Nafakanın Kaldırılması Davasında Usul Hukuku, Görevli Mahkemeler ve İspat Yükü

Nafakanın kaldırılması davaları, sadece haklı olmanın yetmediği, bu haklılığın usul kurallarına uygun delillerle ispat edilmesinin zorunlu olduğu teknik yargılamalardır. Bir dilekçe örneğinde de görülebileceği üzere (örneğin; Kayseri Nöbetçi Aile Mahkemesine sunulan, davacının yeni evlilik masraflarını ve davalının değişen mali durumunu bildirdiği bir nafakanın kaldırılması dilekçesi), değişen koşulların maddi vakıalarla mahkemeye sunulması şarttır.
7.1. Görevli ve Yetkili Mahkeme Kuralları
Türk Medeni Kanunu'nun 177. maddesi amir hükmü gereğince, nafakanın kaldırılması davalarında hukuken görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile mahkemesi teşkilatının bulunmadığı daha küçük ilçelerde ise davalar, Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür. Yetkili mahkeme (davanın fiziki olarak hangi il/ilçede açılacağı) kural olarak, nafaka alacaklısının (davalının) yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca bu dava türü herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Nafaka yükümlülüğü devam ettiği müddetçe, iptal sebeplerinin öğrenildiği her an dava açılabilir.
7.2. 2026 Yılı İtibarıyla Dava Masrafları, Harçlar ve Avukatlık Ücret Tarifesi
Nafakanın kaldırılması davasında devlet tarafından alınan harçlar maktu (sabit) değil, nispidir. Yani mahkemeye ödenecek peşin harç, kaldırılması talep edilen aylık nafaka miktarının bir yıllık toplam değeri üzerinden orantısal olarak hesaplanır. Hukuk büromuzun analizlerine ve güncel resmi yargı tarifelerine göre, 2025-2026 yıllarında aylık 5.000 TL bedelli bir yoksulluk nafakasının kaldırılması talebiyle açılacak bir davanın yaklaşık başlangıç mahkeme masrafları aşağıdaki gibidir:
Mahkeme Harç ve Gider Kalemi | 2025-2026 Emsal Tutar (TL) | Açıklaması |
Başvurma Harcı | 615,40 TL | Dava açılışında devlete ödenen sabit harç |
Peşin Harç | 615,40 TL | Dava değerine (1 yıllık nafaka bedeli) göre hesaplanan nispi harç |
Gider Avansı (Masraf) | 2.150,00 TL | Tebligat, tanık, bilirkişi ve müzekkere işlemleri için alınan depo tutarı |
Vekalet Pulu | 138,00 TL | Davanın avukat ile takibi halinde baroya ödenen pul bedeli |
Vekalet Harcı | 87,50 TL | Vekaletname ibraz harcı |
Toplam Ortalama Mahkeme Gideri | ~3.606,30 TL | Sadece mahkeme veznesine yatan tutardır. |
Eğer dava alanında uzman bir avukat aracılığıyla takip edilecekse, mahkeme masraflarına ek olarak avukatlık ücreti devreye girer. Resmi Gazete'de yayımlanan Türkiye Barolar Birliği 2025-2026 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne (AAÜT) göre, Aile Mahkemelerinde görülen davalar (nafaka iptal davaları dahil) için belirlenen avukatlık yasal alt sınırı 60.000,00 TL'dir. Avukatlık Kanunu gereğince bu ücret ödenir ve üzerine KDV eklenir. Dava değeri ve zorluğuna göre avukat ile müvekkil arasındaki sözleşmeyle bu alt sınırın üzerinde bir vekalet ücreti belirlenmesi hukuken mümkündür.
7.3. Delil İkamesi, Tanık Dinletilmesi ve Sosyo-Ekonomik Durum Araştırması
İddia eden iddiasını ispatla mükelleftir ilkesi gereği, nafakanın kaldırılmasını isteyen davacı her türlü yasal delili mahkemeye sunmalıdır. Öncelikli olarak mahkeme, emniyet birimlerine müzekkere yazarak tarafların detaylı Sosyo-Ekonomik Durum (SED) Raporunu hazırlatır. Bu raporda tarafların gayrimenkulleri, araçları, aylık gelir ve giderleri resmi olarak tescil edilir. Tapu Sicil Müdürlüğü, SGK, Trafik Tescil ve Bankalara müzekkere yazılarak mali durum araştırılır.
Tanık delili, özellikle fiilen evli gibi yaşama veya haysiyetsiz hayat sürme iddialarının ispatında kilit rol oynar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 140/5 uyarınca ön inceleme duruşmasında verilen "kesin süre" belge niteliğindeki deliller içindir; tanık bildirme hakkını düşürmez. Davalı veya davacı, tahkikat aşamasında dilekçeyle tanık isim ve adreslerini bildirip, HMK m.324 uyarınca tanık dinletme avansını usulüne uygun şekilde mahkeme veznesine yatırdığı takdirde, mahkemenin bu tanıkları usulünce çağırıp yeminli olarak dinlemesi yasal bir zorunluluktur. Aksi takdirde, eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olur ve karar istinaf/temyiz incelemesinden bozulur.
8. Nafaka Yükümlülüğünün İhlali, İcra Takipleri ve Tazyik Hapsi Yaptırımı
Mahkemece verilmiş resmi bir nafakanın kaldırılması kararı bulunmadığı sürece, nafaka borçlusunun ekonomik sıkıntıları veya davalının haksız olduğunu düşünmesi ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Birikmiş veya aylık cari nafaka borcunun ödenmemesi durumunda alacaklı taraf, İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde icra takibi başlatarak borçlunun maaşına, banka hesaplarına ve taşınmazlarına haciz koydurabilir. İcra takibine rağmen borç ödenmemekte ısrar edilirse, süreç ceza yargılamasına taşınır. Nafaka alacaklısının (veya vekilinin) İcra Ceza Mahkemesine yapacağı şikayet başvurusu üzerine, borçlu hakkında nafaka hükümlerine uymama suçundan dava açılır. Mahkeme, haklı mazereti olmaksızın nafakayı ödemeyen borçluyu 3 aya kadar tazyik hapsi (zorlama hapsi) ile cezalandırır. Bu bir adli veya idari para cezasına çevrilemeyen, ertelenemeyen sıkı bir hapis türüdür. Ancak İİK hükümlerine göre, borçlu hapis kararından sonra veya hapis cezasını çekerken nafaka borcunun tamamını (vekalet ücreti ve masraflarla birlikte) icra dosyasına öderse, tazyik hapsi anında düşer ve borçlu derhal tahliye edilir. Geçmişe dönük nafaka borçlarının tahsil edilebilmesi, kararın kesinleşmesinden itibaren genel hükümlere göre 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir; bu süre geçerse geçmiş alacakların icra yoluyla tahsili hukuken mümkün olmaz.
9. Sıkça Sorulan Sorular
1. Yeni nafaka yasası (Süresiz nafakanın kaldırılması) 2026'da çıktı mı?
Hayır. 2026 yılı itibarıyla yoksulluk nafakasını 1, 3 veya 5 yıl gibi belirli sürelerle kısıtlayan yeni bir yasa meclisten geçmemiştir. Mevcut TMK 175. maddedeki süresiz nafaka uygulaması yasal geçerliliğini sürdürmektedir.
2. İştirak nafakası ödüyorum, çocuğum 18 yaşına bastığında ne yapmalıyım?
Çocuğunuz 18 yaşını doldurduğu gün reşit olduğu için iştirak nafakası kendiliğinden (otomatik) biter. Dava açmanıza gerek yoktur. Sadece kimlik fotokopisiyle icra dairesine gidip kesintiyi durdurabilirsiniz.
3. Üniversite okuyan 18 yaşından büyük çocuğa nafaka ödenmesi zorunlu mu?
İştirak nafakası 18 yaşında kesin bitse de, eğitimi (lise, üniversite) devam eden reşit çocuk bizzat dava açarak ebeveyninden eğitim giderleri için "yardım nafakası" talep edebilir. Hakkaniyete göre bu nafaka bağlanır.
4. Eski eşim asgari ücretle işe girdi, yoksulluk nafakası hemen kalkar mı?
Yargıtay kararlarına göre asgari ücretle işe girmek yoksulluğu tamamen bitiren bir durum sayılmadığından nafaka tamamen kaldırılmaz. Ancak mahkemeye başvurarak gelir artışı sebebiyle nafaka miktarında "indirim (azaltma)" talep edebilirsiniz.
5. Eski eşim başkasıyla resmi nikahsız, imam nikahlı yaşıyor. Nafakayı nasıl iptal ederim?
Nafaka alacaklısının başkasıyla fiilen evli gibi yaşadığını tespit ettiğiniz an "nafakanın kaldırılması davası" açmalısınız. Bu durumu aynı evde yaşamayı ispatlayan faturalar, şahitler ve sosyal medya fotoğraflarıyla kanıtlarsanız mahkeme nafakayı tamamen iptal eder.
6. Boşanma davasında bağlanan tedbir nafakası dava bitince ne olur?
Tedbir nafakası geçici bir korumadır. Mahkemenin boşanma kararı istinaf veya Yargıtay aşamalarını geçip kesinleştiği gün tedbir nafakası kendiliğinden düşer ve şartları varsa iştirak veya yoksulluk nafakasına dönüşerek devam eder.
7. Eski eşimin yeniden resmi nikahla evlendiğini öğrendim, dava açmalı mıyım?
Hayır. Nafaka alan kişinin resmi makamlarca yeni bir evlilik yapması yoksulluk nafakasını kendiliğinden ve anında sona erdirir. Dava açmaya gerek olmaksızın, vukuatlı nüfus kayıt örneğini icra dairesine sunmanız yeterlidir.
8. Nafakanın kaldırılması davasında hangi mahkeme görevli ve yetkilidir?
Bu davalarda görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Yetkili yer mahkemesi ise kural olarak davanızı açacağınız tarafın (nafaka alacaklısının) resmi yerleşim yerindeki (ikametgahı) mahkemedir.
9. Nafaka borcunu ödeyemezsem gerçekten hapse girer miyim?
Evet. İcra takibine rağmen nafakayı ödememek suçtur. Karşı tarafın şikayeti üzerine İcra Ceza Mahkemesi, nafaka borçlusuna 3 aya kadar tazyik hapsi cezası verir. Ancak borcu ödediğiniz an hapis cezası kalkar.
10. Ekonomik kriz sebebiyle işimi kaybettim, nafakayı ödeyemiyorum, iptal olur mu?
Sadece işsiz kalmanız nafakanın tek taraflı iptali için yeterli değildir. Ancak ödeme gücünüzün geçici veya kalıcı olarak ciddi oranda düştüğünü ispatlayarak mahkemeden "nafakanın uyarlanması (azaltılması)" davası açabilirsiniz.
11. Nafaka davası açarken şahit (tanık) bildirmek zorunlu mudur?
Kanunen zorunlu değildir ancak ispat için kritik öneme sahiptir. Özellikle kayıt dışı çalışma, lüks hayat sürme veya başka biriyle evli gibi yaşama iddiaları mahkemede çoğunlukla yeminli şahit ifadeleriyle kanıtlanmaktadır.
12. Eski eşim vefat etti, geçmişe dönük ödemediği nafakaları mirasçılarından alabilir miyim?
Evet. Yoksulluk nafakası yükümlülüğü ölümle sona erse de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre vefat tarihine kadar olan geçmiş aylara ait ödenmemiş (muaccel) nafaka borçları terekeye geçer ve yasal mirasçılardan tahsil edilebilir.
Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.



Yorumlar