top of page

Anayasa Mahkemesi’nin 7088 Sayılı Kanun İptal Kararı (E.2025/223 ve K.2025/214) Işığında Göreve İade Edilen Kamu Görevlileri İçin Yeni Hukuk Düzeni: Büyük Tazminat Rehberi ve Stratejik Yol Haritası

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Mete ŞAHİN
    Av. Mete ŞAHİN
  • 16 Oca
  • 13 dakikada okunur
Anayasa Mahkemesi binası ve 7088 sayılı Kanun iptal kararı temsili görseli
Anayasa Mahkemesi, 14 Ocak 2026 tarihli kararıyla tazminat yasağını kaldırdı.

Giriş: İdari Yargıda Yeni Bir Dönemin Başlangıcı


Türkiye Cumhuriyeti hukuk tarihi, idari yargı pratiğini ve kamu personel rejimini kökünden sarsan, devlet ile birey arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan nadir kararlara tanıklık etmiştir. 14 Ocak 2026 tarihli ve 33137 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 6/11/2025 tarihli, E.2025/223 ve K.2025/214 sayılı kararı, tam da böyle bir tarihsel kırılma noktası olarak hukuk literatüründeki yerini almıştır. Bu karar, yalnızca bir yasa maddesinin iptali anlamına gelmemekte, aynı zamanda Olağanüstü Hal (OHAL) döneminin yarattığı hukuki travmaların onarılması, idarenin mali sorumluluğunun sınırlarının anayasal düzlemde yeniden çizilmesi ve "hak arama hürriyeti" kavramının teoriden pratiğe taşınması açısından devrim niteliğinde sonuçlar doğurmaktadır. Yıllardır süregelen "yargı yolu kapalılığı" doktrini, bu karar ile yerle bir olmuş ve hukuk devleti ilkesi, idarenin "ben yaptım oldu" anlayışına karşı kesin bir zafer kazanmıştır.


Bu kapsamlı analiz raporu, Anayasa Mahkemesi’nin 7088 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan "Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz." hükmünü iptal etmesinin hukuki, sosyolojik ve pratik sonuçlarını en ince ayrıntısına kadar irdelemek amacıyla hazırlanmıştır. Karar, KHK ile ihraç edilip sonradan iade edilen on binlerce kamu görevlisinin, ihraç süresince yaşadıkları manevi yıkım ve maddi kayıplar için devlete karşı tazminat davası açabilmesinin önündeki yasal engeli kaldırmıştır. Avukat Mete ŞAHİN olarak kaleme aldığımız bu çalışma, sadece bir hukuki bilgilendirme metni olmanın ötesinde, hak kaybına uğramış vatandaşlarımız için bir başvuru kaynağı, bir "Magna Carta" niteliği taşıyan bu kararın şifrelerini çözen bir rehber niteliğindedir.


Raporumuzda, iptal kararının gerekçelerinden başlayarak, idare hukukunun derinliklerine inen "hizmet kusuru" ve "kusursuz sorumluluk" tartışmalarına, maddi ve manevi tazminatın hesaplanma yöntemlerinden, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) kapsamındaki karmaşık süre ve usul sorunlarına kadar geniş bir yelpazede analizler sunulacaktır. Amacımız, 2026 yılı itibarıyla oluşan bu yeni hukuki atmosferde, mağdurların izlemesi gereken stratejik yol haritasını netleştirmektir.


I. Tarihsel ve Hukuki Bağlam: OHAL Rejiminden Normalleşmeye Sancılı Geçiş


Anayasa Mahkemesi’nin bu tarihi kararını tam manasıyla kavrayabilmek için, kararın köklerinin uzandığı sosyo-politik zemini ve hukuki arka planı derinlemesine analiz etmek elzemdir. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) dönemi, Türk idare hukukunda daha önce eşi benzeri görülmemiş bir "istisna hali" yaratmıştır. Bu dönemde yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), yasama organının denetiminden geçici olarak bağımsızlaşan yürütme organının, "devletin bekası" gerekçesiyle bireysel hak ve özgürlükleri sınırlandırdığı, hatta askıya aldığı bir hukuk düzeni inşa etmiştir.


1.1. "Liste Usulü" İhraçların Hukuki Anatomisi ve "Sivil Ölüm"

Normal hukuk düzeninde, bir kamu görevlisinin memuriyetten çıkarılması (ihraç), 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu veya ilgili özel kanunlar çerçevesinde yürütülen disiplin soruşturması sonucunda tesis edilen bireysel bir idari işlemdir. Bu işlem, savunma hakkı, somut deliller ve gerekçeli karar gibi usuli güvencelere tabidir. Ancak OHAL döneminde uygulanan yöntem, idare hukukunun bu temel prensiplerini askıya almıştır. Binlerce kamu görevlisi, haklarında kişiselleştirilmiş bir idari işlem tesis edilmeksizin, KHK ekli listelerinde isimleri yayımlanmak suretiyle, "terör örgütlerine aidiyet, iltisak veya irtibat" suçlamasıyla kamu görevinden çıkarılmıştır.


Bu yöntem, hukuk sosyolojisi literatüründe "sivil ölüm" (civil death) olarak adlandırılan durumu yaratmıştır. İhraç edilen kişiler sadece işlerini kaybetmemiş; pasaportları iptal edilmiş, özel sektörde çalışmaları engellenmiş, sosyal güvenlik hakları kısıtlanmış ve toplum nezdinde "sakıncalı" ilan edilerek sosyal bir izolasyona mahkum edilmiştir. 7088 sayılı Kanun, esasen 689 sayılı KHK'nın TBMM tarafından onaylanarak kanunlaşmış halidir ve bu sürecin yasal kılıfını oluşturmuştur. Kanunlaşan bu KHK'lar, idari yargı denetimini by-pass ederek, işlemlerin "yasama tasarrufu" zırhına bürünmesini sağlamış ve uzun süre yargısal denetimden kaçırılmıştır.


1.2. İade Süreci ve "Tazminatsız İade" Doktrini

Devlet mekanizması, zaman içinde yapılan incelemeler, istihbari bilgilerin teyidi ve yargılamalar sonucunda, ihraç edilen personelin bir kısmının aslında terör örgütleriyle irtibatlı olmadığını veya haklarında yeterli delil bulunmadığını tespit etmiştir. Bu tespitler neticesinde, ya yeni bir KHK ile ya da OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararlarıyla iade süreçleri başlamıştır. Ancak devlet, iade ettiği personelin geçmişe dönük haklarını teslim ederken, "mali yükü sınırlamak" ve "idari istikrarı korumak" adına son derece katı bir tutum sergilemiştir.


7088 sayılı Kanun'un 2. maddesi, iade edilenlere geriye dönük maaşlarının ve sosyal haklarının ödeneceğini hükme bağlarken, aynı maddenin sonuna eklenen “Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz” cümlesiyle, yargı yolunu tazminat talepleri açısından kesin olarak kapatmıştır. Bu hüküm, devletin "pardon" derken bile sorumluluktan kaçtığının, kişinin yıllarını çalan bir hatayı sadece "birikmiş maaşı ödeyerek" telafi edebileceğini varsayan bir anlayışın ürünüdür. Oysa hukuk devleti, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan tüm zararları, yani manevi çöküntüyü, kariyer kaybını, sağlık sorunlarını ve itibar zedelenmesini de tazmin etmekle yükümlüdür.


1.3. Anayasa Mahkemesi İçtihadının Evrimi

Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki tutumu zaman içinde evrilmiştir. Mahkeme, ilk aşamada OHAL KHK'larını denetleme yetkisi olmadığını belirtmişse de, bu KHK'lar kanunlaştıktan sonra (7088 sayılı Kanun örneğinde olduğu gibi) denetim yetkisini kullanmaya başlamıştır. AYM, daha önce 30/06/2022 tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı kararıyla, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla iade edilenler için getirilen tazminat yasağını iptal etmiştir. Bu karar, hukuk dünyasında büyük bir heyecan yaratsa da, idari yargı organları (İdare Mahkemeleri ve Danıştay), bu iptal kararının sadece "Komisyon kararıyla iade edilenleri" kapsadığını, doğrudan KHK listesiyle iade edilenler (7088 sayılı Kanun mağdurları) için yasağın sürdüğünü belirterek davaları reddetmeye devam etmiştir.


İşte 14 Ocak 2026'da yayımlanan K.2025/214 sayılı karar, bu ikiliği ortadan kaldırmış ve iade şekli ne olursa olsun tüm kamu görevlileri için tazminat yolunu açmıştır. Bu karar, AYM'nin "norm denetimi" yetkisini kullanarak, yasama organının "tazminat yasağı" iradesini, Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi gereğince geçersiz kılması anlamına gelmektedir.


II. Anayasa Mahkemesi Kararının (K.2025-214) Derinlemesine Hukuki Analizi


14 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete Anayasa Mahkemesi iptal kararı metni
K.2025/214 sayılı karar, idari yargıda yeni bir dönemi başlattı.

Anayasa Mahkemesi’nin Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi’nin itiraz başvurusu üzerine verdiği bu karar, hukuk tekniği, anayasal yorum metodolojisi ve insan hakları doktrini açısından son derece sağlam temellere dayanmaktadır. Kararın gerekçesinde öne çıkan temel argümanları, hukukçular ve hak arayanlar için madde madde analiz etmek gerekmektedir.


2.1. Denetim Rejimi: Olağanüstü Hal Hukukundan Olağan Hukuka Dönüş

Kararın en kritik usul tespitlerinden biri, mahkemenin bu incelemeyi OHAL hukukuna (Anayasa m. 15) göre değil, olağan dönem hukukuna göre yapmış olmasıdır. Başvuru konusu kural bir OHAL KHK'sı ile getirilmiş ve sonradan kanunlaşmış olsa da, AYM, kuralın etkilerinin OHAL süresini aştığını, kişilerin geleceğe dönük haklarını kalıcı olarak kısıtladığını ve OHAL sona erdikten sonra da uygulanmaya devam ettiğini tespit etmiştir. Mahkeme, "olağanüstü hal süresiyle sınırlı olmayan, kalıcı sonuçlar doğuran düzenlemelerin, Anayasa'nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine tabi olması gerektiğini" vurgulamıştır. Bu tespit, devletin "OHAL şartları" arkasına sığınarak temel hakları süresiz olarak askıya alamayacağının en net ilanıdır.


2.2. Etkili Başvuru Hakkı (Anayasa Madde 40) İhlali

Mahkeme, iptal kararının merkezine Anayasa’nın 40. maddesini yerleştirmiştir. 40. madde, temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama gecikmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğunu belirtir. Madde metni açıktır: "Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir."


AYM'nin gerekçesindeki mantık silsilesi şu şekildedir:

  1. Hukuka Aykırılık Karinesi: Bir kişinin göreve iade edilmesi (ister KHK ile ister Komisyon ile), o kişinin baştan itibaren terör örgütü irtibatı olmadığını, yani ihraç işleminin "sebep unsuru" yönünden sakat (hukuka aykırı) olduğunu idarenin bizzat kabul etmesi anlamına gelir. İdare, kendi işlemiyle kişiyi iade ederek, önceki işlemin hatalı olduğunu ikrar etmiştir.


  2. Zararın Varlığı: Hukuka aykırı bir işlem (ihraç), kişinin maddi (maaş, özlük hakları) ve manevi (elem, ıstırap, itibar kaybı) varlığında kaçınılmaz bir zarara yol açar.


  3. Giderim Yükümlülüğü: Hukuk devletinde, idarenin eyleminden doğan zararın giderilmesi anayasal bir zorunluluktur. İdare, "pardon" diyerek bu yükümlülükten kurtulamaz.


  4. Yargı Yolunun Kapatılması: Kanun koyucu, "tazminat isteyemez" hükmünü getirerek, bu zararın giderilmesi için yargıya başvurma yolunu (etkili başvuru hakkını) tamamen kapatmıştır.


  5. Sonuç: Yargı yolunu yasayla kapatmak, devletin kişilerin hak ihlallerine karşı etkili bir giderim mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmaz. Bu durum, Anayasa'nın 40. maddesinin açık ihlalidir ve kural iptal edilmelidir.1


2.3. Hukuk Devleti ve İdarenin Mali Sorumluluğu (Madde 2 ve 125)

Mahkeme, kuralı 40. maddeye aykırı bularak iptal ettiği için, ayrıca Anayasa’nın 2. (Hukuk Devleti) ve 125. (İdarenin Mali Sorumluluğu) maddeleri yönünden inceleme yapmaya gerek görmemiştir. Ancak doktriner açıdan bakıldığında, iptal edilen kuralın bu maddelere de aykırı olduğu tartışmasızdır. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmünü amirdir. Bu hüküm, idare hukukunun "kusurlu sorumluluk" (hizmet kusuru) ve "kusursuz sorumluluk" (sosyal risk) ilkelerinin anayasal dayanağıdır. Kanun koyucunun bir yasa maddesiyle (7088 sayılı Kanun), Anayasa'nın bu emredici hükmünü (125. madde) etkisiz hale getirmesi, normlar hiyerarşisine aykırıdır ve AYM'nin iptal kararı bu hiyerarşiyi yeniden tesis etmiştir.


III. Tazminat Hukukunda Yeni Paradigma: İade Edilen Personel Neleri Talep Edebilir?


Göreve iade edilen memurlar için maddi ve manevi tazminat hesaplama tablosu
Maaş faizleri, ek dersler ve manevi yıpranma bedeli tazminat kapsamında talep edilebilir.

AYM'nin iptal kararı, "tazminat talebinde bulunamaz" cümlesini hukuk aleminden silmiştir. Bu silinme, idare hukukunda bir boşluk yaratmamakta, aksine Anayasa ve genel hükümlerin tekrar uygulama alanı bulmasını sağlamaktadır. Peki, bu yeni dönemde iade edilen personel somut olarak neleri talep edebilir?


3.1. Manevi Tazminat: İtibarın ve Ruhsal Bütünlüğün Bedeli

Bu kararın en büyük ve en yaygın etkisi manevi tazminat alanında olacaktır. İhraç edilen kamu görevlileri, süreç boyunca "terör örgütü üyesi", "hain", "sakıncalı personel" gibi ağır yaftalamalarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum, sadece kişinin kendisini değil, eşini, çocuklarını ve yakın çevresini de etkileyen bir sosyal travmaya dönüşmüştür.


  • Talebin Temeli: Türk Borçlar Kanunu ve İdare Hukuku ilkelerine göre manevi tazminat, duyulan elem ve ıstırabın kısmen de olsa giderilmesini, kişinin ruhsal dengesinin onarılmasını amaçlayan bir tatmin aracıdır. Zenginleşme aracı değildir, ancak idarenin kusurunun ağırlığını hissettirecek ölçüde olmalıdır.


  • Somutlaştırma: Artık her iade edilen personel, yaşadığı bu sürecin ağırlığına dayanarak dava açabilir. Davalarda şu hususlar özellikle vurgulanmalıdır:

    - İhraç süresinin uzunluğu (bazı personel 7-8 yıl açıkta kalmıştır).

    - İhraç nedeniyle yaşanan spesifik travmalar (boşanma, nişan atma, çocukların okulda yaşadığı dışlanma, psikolojik tedavi görme, intihara teşebbüs vb.).

    - Sosyal çevredeki itibar kaybı (komşuların selam vermemesi, akrabaların dışlaması).


  • Miktar Beklentisi: Danıştay'ın manevi tazminat miktarlarını belirlerken takdir yetkisi geniştir. 2026 yılı ekonomik koşullarında, ihraç süresine ve yaşanan mağduriyetin yoğunluğuna bağlı olarak 250.000 TL ile 1.500.000 TL arasında değişen manevi tazminat taleplerinin mahkemelerce makul karşılanabileceği öngörülmektedir.


3.2. Maddi Tazminat: Görünmeyen Kayıpların Telafisi

7088 sayılı Kanun'un iptal edilmeyen kısımları, iade edilenlere "mali ve sosyal hakların ödeneceğini" belirtmektedir. Ancak idareler, bu ödemeleri yaparken "dar yorum" yapmakta ve sadece "çıplak maaş" (katsayı x gösterge) üzerinden hesaplama yapmaktadır. AYM kararı sonrası şu kalemler de dava konusu edilebilir:


  • Yasal Faiz: İdareler, birikmiş maaşları öderken genellikle faiz ödememekte veya faiz başlangıç tarihini iade tarihi olarak almaktadır. Oysa hukukta faiz, paranın zaman değeridir. 2016 yılında ödenmesi gereken bir maaşın, 2026 yılında faizsiz olarak ödenmesi, enflasyon karşısında reel bir erimedir. AYM kararı sonrası, her bir maaşın hak edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi talep edilebilir.


  • Ek Ödemeler ve Döner Sermaye: Eğer kişi çalışsaydı kesin olarak alacağı düşünülen (sabit döner sermaye, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ders ücretleri) ancak maaş hesabına dahil edilmeyen kalemler maddi tazminat olarak istenebilir.


  • Fiili Kayıplar ve Masraflar: İhraç nedeniyle lojmandan çıkarılma sonucu ödenen fahiş kiralar, taşınma masrafları, iptal edilen pasaport nedeniyle gidilemeyen yurtdışı görevlerinden doğan kayıplar, avukatlık ücretleri gibi doğrudan ihraç işlemiyle illiyet bağı kurulabilen maddi zararlar tazmin edilmelidir.


  • Şans Kaybı (Perte de Chance): İhraç edilmeseydi terfi edecek, akademik unvan alacak veya yurtdışı görevine gidecek olan personelin bu "muhtemel" kazanımları da maddi tazminat kapsamında değerlendirilebilir.


3.3. Özlük Haklarının İadesi

İade edilen personelin, ihraçta geçen sürelerinin derece ve kademe ilerlemesinde sayılması, hizmet puanlarının eklenmesi, emeklilik keseneklerinin (SGK primlerinin) güncel katsayılar üzerinden yatırılması gibi özlük hakları da "tam yargı davası" kapsamında eksiksiz talep edilmelidir. Özellikle öğretmenler ve akademisyenler için hizmet puanı ve akademik teşvik ödemeleri kritik önemdedir.


IV. Usul Hukuku Labirenti: Zamanaşımı, Süreler ve Stratejik Hamleler


İdari yargı, usul kurallarının en katı uygulandığı hukuk dalıdır. Davayı esastan kazanacak kadar haklı olsanız bile, süreyi bir gün kaçırmanız davanın reddedilmesine neden olur. AYM'nin iptal kararı sonrası en karmaşık tartışma alanı "Zamanaşımı" ve "Dava Açma Süresi" olacaktır. Bu bölümde, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) çerçevesinde bir yol haritası çizeceğiz.


4.1. "Yasal Engel" ve Sürelerin Başlangıcı

Normal şartlarda, idari eylem ve işlemlerden doğan zararların tazmini için İYUK'un 13. maddesi uyarınca, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıl içinde idareye başvurulması gerekir. İdare, "İhraç işlemi 2016'da oldu, üzerinden 10 yıl geçti, dava açamazsınız" savunması yapacaktır. Ancak bu savunma, AYM kararı ışığında geçersizdir.


Danıştay'ın yerleşik "Hukuki Engel" doktrinine göre, kişilerin dava açmasının önünde yasal bir engel varsa veya yargı yolu kapalıysa, bu engel kalktığı tarihte süreler işlemeye başlar. 7088 sayılı Kanun'un m.2/2 hükmü, kişilerin tazminat davası açmasını yasaklayan somut bir yasal engeldi. Vatandaşın, kanunda "dava açamazsın" yazarken dava açması beklenemezdi. Dolayısıyla, süreler işlememiş, durmuştur.


  • Yeni Milat: AYM kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı 14 Ocak 2026 tarihi, bu engelin kalktığı ve sürelerin işlemeye başladığı tarihtir.


4.2. Senaryo Bazlı Yol Haritası

Mağdurların hukuki durumuna göre izlemesi gereken yollar farklılık gösterir:


A. Halihazırda Derdest (Devam Eden) Davası Olanlar

Bu grup en avantajlı konumdadır. Eğer kişi daha önce cesaret edip dava açmış ve davası İdare Mahkemesi, İstinaf veya Danıştay aşamasında derdest ise:

  • Etki: Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, kesinleşmemiş davalara derhal uygulanır (Derhal Uygulama İlkesi). Mahkemeler, "lehe kanun/düzenleme" ilkesi gereği AYM kararını dikkate almak zorundadır.

  • Hamle: Davanın görüldüğü mahkemeye derhal bir dilekçe vererek, K.2025/214 sayılı AYM kararını sunmak, "yasal dayanağın ortadan kalktığını" belirtmek ve davanın kabulünü talep etmek gerekir.


B. Daha Önce Hiç Dava Açmamış Olanlar

Çoğunluk bu gruptadır. Kanundaki yasak nedeniyle dava açmamışlardır.


  • Hamle: 14 Ocak 2026 tarihinden itibaren 60 gün içinde (en geç 15 Mart 2026 mesai bitimine kadar) ilgili kuruma (Bakanlık, Genel Müdürlük vb.) iadeli taahhütlü posta veya KEP yoluyla başvurarak maddi ve manevi tazminat talep edilmelidir.


  • Süreç: Kurum 30 gün içinde cevap vermezse (zımni ret) veya reddederse, ret tarihinden/zımni ret süresinin dolmasından itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır. Dikkat: Doğrudan dava açmayınız, önce idareye başvuru zorunludur (İYUK m.13).


C. Davası Kesinleşmiş (Reddedilmiş) Olanlar

Daha önce dava açıp, "kanun maddesi gereği tazminat alamazsınız" denilerek davası reddedilen ve kararı kesinleşenler için durum daha tekniktir.


  • Hamle: İYUK'un 53. maddesi kapsamında "Yargılamanın Yenilenmesi" talebinde bulunulabilir. Her ne kadar AYM iptal kararları doğrudan yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmasa da, Danıştay'ın "hukuki dayanağın ortadan kalkması" durumunu lehe yorumladığı kararlar mevcuttur. Ayrıca, bu durum "yeni bir hukuki durum" yarattığı için idareye yeniden başvuru yapılıp, yeni bir dava süreci de başlatılabilir. Bu grup mutlaka uzman bir idare hukuku avukatıyla strateji belirlemelidir.


4.3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

  • Görevli Mahkeme: İdare Mahkemeleridir. Asliye Hukuk veya İş Mahkemeleri görevsizdir.

  • Yetkili Mahkeme: İYUK m.36/c uyarınca, kamu görevlilerinin görevine son verilmesi veya görevden uzaklaştırılması ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlisinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir. Ancak iade işlemi ve tazminat talebi Bakanlık merkezinden kaynaklandığı için Ankara İdare Mahkemeleri de yetkili olabilir. Garanti yol, son görev yeri mahkemesinde dava açmaktır.16


V. İdarenin Olası Savunma Taktikleri ve Karşı Argümanlar


Yeni dönemde açılacak davalarda idare (Bakanlıklar, Valilikler), Hazine'yi koruma refleksiyle yoğun bir savunma hattı kuracaktır. Olası savunmalar ve bunlara karşı geliştirilecek hukuki argümanlar şunlardır:


5.1. "Zamanaşımı" Savunması

  • İdare: "İşlem 2016'da oldu, dava açma süresi geçti."

  • Cevap: "7088 sayılı Kanun'un m.2/2 hükmü dava açmamı engelleyen mücbir sebep ve yasal bir engeldi. Bu engel AYM'nin 14.01.2026 tarihli kararıyla kalktı. Başvuru sürem yeni başladı. Danıştay İDDK'nın yerleşik içtihatları bu yöndedir".


5.2. "Sebepsiz Zenginleşme" Savunması

  • İdare: "Toplu maaş ödedik, bu yeterlidir. Ayrıca tazminat ödenmesi sebepsiz zenginleşme olur."

  • Cevap: "Manevi tazminat zenginleşme aracı değil, tatmin aracıdır. Ödenen maaşlar geçmiş emeğin karşılığıdır, çekilen acının değil. Devletin kusurlu işlemiyle yarattığı manevi tahribat, maaşla ölçülemez."


5.3. "AYM Kararları Geriye Yürümez" (Anayasa m.153)

  • İdare: "Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararları geriye yürümez, geçmiş işlemlere uygulanamaz."

  • Cevap: "Geriye yürümeme ilkesi, kazanılmış hakları korumak içindir. İdarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan tazminat ödememe durumu, idare lehine bir 'kazanılmış hak' yaratmaz. Kamu düzenini ve temel hakları ilgilendiren konularda, AYM kararları geçmişe etkili sonuçlar doğurur (Ex Tunc etkisi). Ayrıca derdest davalarda AYM kararı derhal uygulanır".13


VI. Tablo: AYM Kararı Sonrası Hukuki Durum Analizi

Bu tablo, 7088 sayılı Kanun'un iptalinden önceki ve sonraki hukuki durumu net bir şekilde karşılaştırmak için hazırlanmıştır.

Konu Başlığı

AYM Kararı Öncesi (7088 s. Kanun Dönemi)

AYM Kararı Sonrası (14.01.2026 ve Sonrası)

Yasal Durum

Tazminat talebi kanunen yasaktı (m.2/2).

Yasak iptal edildi, talep anayasal hak haline geldi (m.40).

Yargı Yolu

Mahkemeler davaları "yasak hükmü" nedeniyle reddediyordu.

Mahkemeler davaları esastan incelemek ve tazminata hükmetmek zorunda.

Dava Açma Süresi

Süreler geçmiş veya işlememiş sayılıyordu.

14 Ocak 2026'dan itibaren yeni bir 60 günlük başvuru süresi başladı.

Manevi Tazminat

Talep edilemiyordu.

İhraç süresine ve mağduriyete göre talep edilebilir (250k - 1.5M TL).

Maddi Tazminat

Sadece çıplak maaş ödeniyordu.

Faiz, ek ders, döner sermaye ve fiili zararlar da istenebilir.

Faiz Başlangıcı

Genelde iade tarihi veya dava tarihi alınıyordu.

Zararın doğduğu tarih (ihraç tarihi) veya hak ediş tarihi talep edilebilir.

İdarenin Tutumu

"Yasa var, ödeyemem" savunması yapılıyordu.

İdare hukuka aykırı işleminin sonuçlarına katlanmak zorunda.

VII. Sıkça Sorulan Sorular (SSS)


Soru

Yanıt

1. KHK ile ihraç edilip iade edildim, manevi tazminat alabilir miyim?

Kesinlikle evet. Anayasa Mahkemesi'nin 14 Ocak 2026 tarihli iptal kararı ile önünüzdeki yasal engel kalkmıştır. İdareye başvurup ardından dava açarak yaşadığınız acı ve ıstırap için manevi tazminat talep edebilirsiniz.

2. Dava açmak için son tarih nedir? Süreyi kaçırdım mı?

Süreyi kaçırmadınız, süre yeni başladı. AYM kararının yayımlandığı 14 Ocak 2026 tarihinden itibaren 60 gün içinde (15 Mart 2026'ya kadar) kurumunuza başvurmalısınız. Kurum reddederse, ret tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açmalısınız.

3. Sadece manevi tazminat mı, maddi kayıplarımı da isteyebilir miyim?

Her ikisini de isteyebilirsiniz. Maaşlarınız ödenmiş olsa bile, geç ödenmesinden kaynaklı yasal faiz farklarını, ödenmeyen ek ders/döner sermaye gibi kalemleri ve ihraç nedeniyle uğradığınız diğer somut maddi zararları talep edebilirsiniz.

4. Daha önce tazminat davası açtım ve reddedildi. Ne yapabilirim?

Kararınız henüz kesinleşmediyse (İstinaf/Danıştay aşamasındaysa), AYM kararını mahkemeye sunarak lehinize karar verilmesini isteyebilirsiniz. Karar kesinleştiyse, "yargılamanın yenilenmesi" veya "yeni hukuki durum" gerekçesiyle yeni bir süreç başlatmak için uzman bir avukatla görüşmelisiniz.

5. OHAL Komisyonu kararıyla iade edilenler ile KHK ile iade edilenler arasında fark var mı?

Artık yok. AYM, 2022'de Komisyon iadeleri için, 2026'da ise KHK iadeleri için yasağı kaldırdı. Şu an iade şekli ne olursa olsun (Komisyon, Mahkeme veya KHK listesi) herkes eşit şekilde tazminat hakkına sahiptir.

6. Ne kadar tazminat alabilirim? Tahmini bir rakam var mı?

Miktar; ihraç sürenize, yaşadığınız travmanın boyutuna (boşanma, hastalık vb.) ve mahkemenin takdirine göre değişir. 2026 yılı emsal kararlarında 250.000 TL ile 1.500.000 TL arasında değişen manevi tazminat rakamları görülmektedir.

7. Avukat tutmak zorunda mıyım?

Yasal olarak zorunlu değildir ancak idare hukuku, sürelerin ve usulün çok katı olduğu bir alandır. Dilekçedeki bir hata veya süre kaçırılması geri dönüşsüz hak kaybına yol açar. Bu nedenle uzman bir idare hukuku avukatıyla çalışmanız şiddetle tavsiye edilir.

8. Faiz ödemesi alabilir miyim? Hangi faiz uygulanır?

Evet. İade edildiğinizde size ödenen toplu maaşların, hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek "yasal faizini" talep edebilirsiniz. Enflasyon farkı değil, yasal faiz (%9 veya %24 değişen oranlar) uygulanır.

9. İdareye başvuru yapmadan direkt mahkemeye gidebilir miyim?

Hayır, sakın yapmayın. İdari Yargılama Usulü Kanunu'na (m.13) göre, tazminat davalarında önce idareye başvurup "ön karar" (ret cevabı) almanız zorunludur. Doğrudan açılan dava "idari merci tecavüzü" nedeniyle usulden reddedilir.

10. Yeşil pasaport, silah ruhsatı ve lojman haklarım ne olacak?

İade işlemi "tüm hüküm ve sonuçlarıyla" geçerlidir. Bu haklarınız iade edilmediyse, açacağınız tam yargı davasında veya iptal davasında bunları da talep edebilirsiniz. Silah ruhsatı ve pasaport iadesi yasal zorunluluktur.

11. Dava ne kadar sürer? Ne zaman sonuç alırım?

İdare Mahkemesi aşaması ortalama 8-12 ay sürer. İstinaf ve Danıştay süreçleri de eklendiğinde davanın kesinleşmesi 2-3 yılı bulabilir. Ancak yerel mahkemenin tazminat kararı, kesinleşmeden de (manevi tazminat hariç bazı durumlarda) işleme konulabilir.

12. Bu karar emekli olanları veya vefat edenlerin mirasçılarını kapsar mı?

Evet. İhraç edildikten sonra emekli olmuş olmanız hakkınızı ortadan kaldırmaz. Vefat eden personelin mirasçıları da, murislerinin (ölen kişinin) yaşadığı manevi acı ve maddi kayıplar için dava açma hakkına sahiptir.

Hak kaybı yaşamamak için süreci uzman bir idare hukuku avukatı ile yürütmek önemlidir.
Hak kaybı yaşamamak için süreci uzman bir idare hukuku avukatı ile yürütmek önemlidir.

VIII. Sonuç ve Stratejik Değerlendirme


Anayasa Mahkemesi'nin K.2025-214 sayılı kararı, Türkiye'de idari yargı pratiğinde bir milat, hukuk devleti ilkesinin restorasyonu adına atılmış dev bir adımdır. 7088 sayılı Kanun ile getirilen "tazminat yasağı", devletin vatandaşına karşı işlediği kusurlardan muaf tutulması girişimiydi; ancak yüksek mahkeme, "hukuk devletinde imtiyaz olmaz" diyerek bu girişimi boşa çıkarmıştır.


Bu karar, mağdurlar için sadece bir "para alma" meselesi değildir; aynı zamanda bir "itibar iadesi", "onur mücadelesi" ve devletle olan vatandaşlık bağının "hukuksal yüzleşme" yoluyla onarılması imkanıdır. Kamu görevine iade edilen on binlerce vatandaşımız için, yaşadıkları mağduriyetin yargı önünde tescil edilmesi ve "devletin borcunu ödemesi" fırsatıdır.


Ancak unutulmamalıdır ki, hak, kendiliğinden verilmez; hukukla aranır. Anayasa Mahkemesi kapıyı ardına kadar açmıştır, ancak o kapıdan içeri girmek için doğru anahtarı (doğru dilekçe, doğru zamanlama, doğru hukuki argümantasyon) kullanmak gerekir. 14 Ocak 2026 tarihi bir başlangıçtır ve 60 günlük başvuru süresi işlemeye başlamıştır. Bu sürenin sessizce geçirilmesi, hakkın ebediyen kaybedilmesi anlamına gelecektir.


Mağdurların, duygusal tepkiler yerine rasyonel hukuki stratejilerle hareket etmeleri, emsal kararları dosyalarına eklemeleri ve süreci profesyonel destekle yürütmeleri, adaletin tecellisi için hayati önem taşımaktadır.


Yasal Uyarı: Bu raporda yer alan bilgiler, 14.01.2026 tarihli mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve Danıştay içtihatları ışığında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olay, kişinin statüsüne, ihraç süresine ve özel durumuna göre farklılıklar gösterebilir. Hak kaybına uğramamak için hukuki adımlar atmadan önce mutlaka dosyanıza özgü profesyonel hukuki destek alınız.

bottom of page