2026 KAMULAŞTIRMA DAVALARI: AYM TEMYİZ SINIRINI İPTAL ETTİ – GÜNCEL PARASAL SINIRLAR
- Av. Mete ŞAHİN
- 23 Oca
- 10 dakikada okunur

GİRİŞ: 2026 YILI TÜRK YARGI SİSTEMİNDE PARADİGMA DEĞİŞİMİ VE HAK ARAMA HÜRRİYETİNİN YENİDEN TANIMLANMASI
2026 yılı, Türk hukuk tarihinde, özellikle mülkiyet hakkının korunması ve hak arama hürriyetinin etkinleştirilmesi bağlamında, usul hukuku kurallarının anayasal ilkeler ışığında yeniden şekillendiği bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçmektedir. Hukuk devletinin en temel parametrelerinden biri olan "yargı yoluna başvuru hakkı", salt şekli bir başvuru imkanı olmanın ötesinde, uyuşmazlığın esasının en yetkili yargı mercileri tarafından denetlenmesini talep etme hakkını da bünyesinde barındırır. Bu bağlamda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) kapsamında her yıl Yeniden Değerleme Oranı (YDO) nispetinde güncellenen parasal sınırlar, uzun yıllardır yargılamanın hızı ile adaletin tecellisi arasında hassas bir denge unsuru olarak görülmüştür. Ancak 2026 yılı başında Resmi Gazete’de yayımlanan ve hukuk camiasında geniş yankı uyandıran Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kamulaştırma bedel tespit davalarındaki temyiz kesinlik sınırını iptal eden kararı, bu dengenin "hak arama hürriyeti" lehine bozulduğunu ve mülkiyet hakkının korunmasında yeni bir dönemin başladığını müjdelemektedir.
Bu rapor, Anayasa Mahkemesi’nin 20 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan E.2025/124, K.2025/203 sayılı iptal kararını merkeze alarak, 2026 yılı itibarıyla Türk yargı sisteminde uygulanan tüm parasal sınırları, bu sınırların vatandaşın adalet erişimine etkilerini ve özellikle kamulaştırma davalarında mülk sahiplerinin izlemesi gereken stratejik yol haritasını en ince detaylarına kadar analiz etmeyi amaçlamaktadır. Raporumuz, sadece bir mevzuat derlemesi veya yargı kararı özeti olmanın ötesinde, hukuki güvenliğin sağlanması adına hem hukuk profesyonellerine hem de hak arayan vatandaşlara yönelik derinlikli bir rehber niteliği taşımaktadır. Özellikle yüksek enflasyonist ortamda %25,49 olarak belirlenen 2026 yılı yeniden değerleme oranının, dava açma maliyetlerinden kanun yollarına başvuru limitlerine kadar yarattığı domino etkisi, somut veriler ve yargısal içtihatlarla harmanlanarak sunulacaktır.
Raporda, öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının hukuki ve teorik temelleri irdelenecek, ardından bu kararın yürürlüğe gireceği tarihe kadar geçecek olan dokuz aylık "geçiş süreci"nde derdest davaların akıbeti tartışılacaktır. Akabinde, 2026 yılı için HMK, İYUK ve diğer özel kanunlarda belirlenen istinaf ve temyiz parasal sınırları, senetle ispat zorunluluğu, tüketici hakem heyeti sınırları gibi pratik hayatı doğrudan etkileyen veriler, karşılaştırmalı analizlerle ortaya konulacaktır. Amaç, avukatmetesahin.com okuyucularına, arama motorlarında karşılaşabilecekleri yüzeysel bilgilerin çok ötesinde, akademik derinliğe sahip ancak anlaşılır, uygulanabilir ve stratejik bir hukuki vizyon sunmaktır.
BÖLÜM I: ANAYASA MAHKEMESİ'NİN E.2025/124 SAYILI İPTAL KARARI VE HUKUKİ ANALİZİ

Anayasa Mahkemesi’nin 8 Ekim 2025 tarihinde verdiği ve 20 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak hukuk dünyasına giren E.2025/124, K.2025/203 sayılı kararı, kamulaştırma hukukunda yıllardır tartışılan "kesinlik sınırı" sorununa anayasal bir neşter vurmuştur. Bu karar, sadece bir kanun maddesinin iptali değil, aynı zamanda mülkiyet hakkının özüne dokunan usuli kısıtlamaların hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığının tescilidir.
1.1. İptal Davasının Arka Planı ve İtirazın Konusu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, baktığı bir temyiz incelemesi sırasında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan ve miktar veya değeri belirli bir tutarın (2025 yılı için 580.000 TL civarı, 2026 yılı projeksiyonunda 682.000 TL) altında kalan davalarda Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) kararlarının kesin olduğuna dair hükmün, "kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar" yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varmıştır.
İtirazın temelinde yatan mantık şudur: Kamulaştırma bedel tespit davaları, niteliği itibarıyla basit bir alacak verecek davası değildir. Burada idare, kamu gücünü kullanarak bir vatandaşın mülkiyet hakkını sona erdirmekte ve bunun karşılığında bir bedel ödemektedir. Anayasa’nın 46. maddesi, kamulaştırmada "gerçek karşılığın" ödenmesini emreder. Ancak, dava konusu taşınmazın değeri kanunla belirlenen temyiz sınırının altında kaldığında, yerel mahkeme ve istinaf mahkemesinin belirlediği bedelin "gerçek karşılık" olup olmadığının Yargıtay tarafından denetlenmesi engellenmektedir. Bu durum, taşınmazı örneğin 500.000 TL değerinde olan bir vatandaş ile 5.000.000 TL değerinde olan bir vatandaş arasında, kanun yollarına erişim bakımından eşitsizlik yaratmakta ve mülkiyet hakkının korunmasında zafiyet oluşturmaktadır.
1.2. Anayasa Mahkemesi'nin Gerekçesi ve Mülkiyet Hakkı Perspektifi
Anayasa Mahkemesi, yaptığı incelemede itirazı haklı bularak söz konusu düzenlemeyi iptal etmiştir. Mahkemenin gerekçesi, hukuk devleti ve ölçülülük ilkesi üzerine inşa edilmiştir.
1.2.1. Hak Arama Hürriyeti ve Hükmün Denetlenmesini Talep Hakkı
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti, sadece mahkemeye başvurmayı değil, mahkemece verilen kararın hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesini istemeyi de kapsar. AYM, kararında, istinaf mercilerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak ilk defa esasa ilişkin hüküm kurduğu durumlarda, bu kararın temyiz edilememesinin, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini vurgulamıştır. Özellikle kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında, uyuşmazlığın özü "değerin belirlenmesi"dir. Değerin kendisi yargılama sonucunda ortaya çıkacağından, davanın başında veya sonunda belirlenen bir parasal sınıra göre temyiz yolunun kapatılması, vatandaşın taşınmazının gerçek değerinden yoksun kalması riskini doğurur.
1.2.2. Kanunilik ve Öngörülebilirlik Sorunu
AYM, iptal gerekçesinde "kanunilik" ilkesine özel bir vurgu yapmıştır. HMK’da yapılan değişikliklerle parasal sınırların belirlenmesinde "davanın açıldığı tarih" esas alınsa da, kamulaştırma davalarında dava açıldığı tarihte ortada kesin bir "dava değeri" bulunmamaktadır. İdare bir kıymet takdir etmektedir, vatandaş ise daha yüksek bir değer talep etmektedir. Mahkemece belirlenecek nihai bedel yargılama sonunda belli olmaktadır. Bu belirsizlik içinde, hangi tarihteki parasal sınırın uygulanacağının ve kesinlik sınırının neye göre (idarenin teklifi mi, mahkemenin kararı mı, aradaki fark mı) belirleneceğinin net olmaması, hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir. Yüksek mahkeme, bu belirsizliğin keyfi uygulamalara ve hak kayıplarına yol açabileceğini belirterek, düzenlemenin Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik şartını sağlamadığına hükmetmiştir.
1.2.3. Mülkiyet Hakkının "Gerçek Değer" Güvencesi
Kararın en can alıcı noktası, Anayasa'nın 46. maddesine yapılan atıftır. Kamulaştırmanın anayasal meşruiyeti, taşınmazın "gerçek karşılığının" peşin ödenmesine bağlıdır. Gerçek karşılığın tespit edilip edilmediği ise ancak etkin bir yargısal denetimle mümkündür. Parasal sınır gerekçesiyle Yargıtay denetiminin kapatılması, taşınmazın değerinin hatalı belirlenmesi ihtimalini artırır ve bu da mülkiyet hakkının (Anayasa m. 35) ihlaline yol açar. AYM, devletin vatandaşa mülkü karşılığında ödeyeceği bedelin doğruluğunun, usul ekonomisi (yargının iş yükünün azaltılması) gerekçesine feda edilemeyecek kadar önemli olduğunu teyit etmiştir.
1.3. Karşı Oy ve Hukuki Tartışmalar
Karara muhalif kalan üye Ömer Çınar, sorunun HMK 362. maddesindeki genel düzenlemeden ziyade, Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesindeki özel düzenlemeden kaynaklandığını savunmuştur. Karşı oy gerekçesine göre, Kamulaştırma Kanunu özel bir kanundur ve bedel tespitine ilişkin usulleri düzenler. Eğer bir iptal kararı verilecekse, bu özel kanundaki hükümler üzerinden gidilmeliydi. Ayrıca, HMK’daki genel hükmün sadece kamulaştırma davaları için iptal edilmesinin, kanunun diğer davalardaki (ticari, alacak vs.) uygulanabilirliği açısından karmaşa yaratabileceği endişesi dile getirilmiştir. Ancak çoğunluk görüşü, hak arama hürriyetinin genişletilmesi yönünde irade göstermiş ve genel kanundaki istisnayı iptal ederek sorunu kökten çözmeyi tercih etmiştir.
BÖLÜM II: İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞÜ VE GEÇİŞ SÜRECİNDE UYGULAMA SORUNLARI
Anayasa Mahkemesi, verdiği iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından (20 Ocak 2026) itibaren dokuz ay sonra (20 Ekim 2026) yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu "tehir-i icra" (erteleme) kararı, hukuk pratiğinde ciddi tartışmaları ve stratejik hamleleri beraberinde getirmektedir.
2.1. Yürürlük Tarihinin Ertelenmesinin Anlamı
AYM, iptal hükmünün derhal yürürlüğe girmesi halinde, temyiz sınırlarına ilişkin yasal bir boşluk oluşacağını ve bunun kamu düzenini bozabileceğini öngörmüştür. 9 aylık süre, yasama organı olan TBMM’ye, iptal gerekçeleri doğrultusunda yeni, adil ve Anayasa’ya uygun bir yasal düzenleme yapması için tanınan bir süredir. Meclis, bu süre zarfında kamulaştırma davalarında temyiz sınırını tamamen kaldırabilir, daha düşük ve makul bir sınır belirleyebilir veya değer tespitine ilişkin farklı bir kanun yolu mekanizması geliştirebilir.1
2.2. Derdest (Görülmekte Olan) Davaların Akıbeti
Bu noktada, halihazırda mahkemelerde süren veya İstinaf aşamasında olan kamulaştırma davaları için kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: "20 Ekim 2026 tarihine kadar verilecek kararlarda temyiz sınırı uygulanacak mı?"
Teorik olarak, iptal kararı yürürlüğe girene kadar eski kanun hükmü (HMK 362/1-a) yürürlüktedir. Yani mahkemeler, 9 aylık sürede 682.000 TL’nin altındaki davalar için "kesinlik nedeniyle temyiz talebinin reddine" karar verebilirler. Ancak, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş bir hükmün uygulanmaya devam edilmesi, hukuk devleti ilkesini zedeler.
2.2.1. Bekletici Mesele Talebi
Bu süreçte avukatların ve hak sahiplerinin izlemesi gereken en doğru strateji, derdest dosyalarda mahkemeden "bekletici mesele" talep etmektir. Temyiz veya istinaf dilekçelerinde, "Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/124 sayılı iptal kararı ile uygulanan hükmün Anayasa’ya aykırılığı saptanmıştır. Her ne kadar karar 9 ay sonra yürürlüğe girecek olsa da, Anayasa’ya aykırı olduğu bilinen bir hükmün uygulanması mülkiyet hakkını ihlal edecektir. Bu nedenle, yeni yasal düzenlemenin yapılması veya 9 aylık sürenin dolması beklenmelidir." şeklinde bir savunma geliştirilmelidir. Yargıtay’ın ve Bölge Adliye Mahkemelerinin, Anayasa’ya aykırılığı sabit olan konularda vatandaşı mağdur etmemek adına bekletici mesele yapma veya lehe yorumla temyiz yolunu açma eğiliminde olmaları beklenmektedir.
2.2.2. Bireysel Başvuru Yolu
Eğer mahkemeler bekletici mesele talebini reddeder ve 9 aylık sürede kesinlik sınırını gerekçe göstererek temyiz yolunu kapatırsa, bu durum açık bir hak ihlali doğurur. Bu aşamada, iç hukuk yolları tüketilmiş sayılacağından, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı doğar. Başvuruda, AYM’nin kendi iptal kararına atıf yapılarak, mülkiyet hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ileri sürülmelidir. AYM’nin bu tür başvurularda "pilot karar" usulüyle ihlal kararı vermesi kuvvetle muhtemeldir.
BÖLÜM III: 2026'DA KAMULAŞTIRMA DAVALARI: VATANDAŞ İÇİN ADIM ADIM REHBER

Kamulaştırma, kamu yararı gerekçesiyle özel mülkiyetin devlet tarafından bedeli ödenerek alınmasıdır. Ancak bu süreçte "kamu yararı" ile "bireysel mülkiyet hakkı" sıklıkla çatışır. AYM'nin son kararı ve 2026 parasal sınırları ışığında, mülkü kamulaştırılan bir vatandaşın izlemesi gereken yol haritası aşağıda detaylandırılmıştır.
3.1. Sürecin Başlaması ve Uzlaşma Daveti
İdare (Belediye, Karayolları, DSİ vb.), kamulaştırma kararı aldıktan sonra bir kıymet takdir komisyonu kurar ve tahmini bir bedel belirler. Ardından mülk sahibini pazarlığa davet eder.
2026 Stratejisi: Enflasyonist ortamda idarenin ilk teklifi genellikle piyasa rayicinin altında kalmaktadır. Uzlaşma görüşmesinde idarenin teklifini kabul ederseniz, tutanak imzalanır ve süreç biter; dava açma hakkınız kalmaz. Eğer teklif edilen bedel, emsal taşınmazların (sarı site ilanları değil, resmi tapu satışları) çok altındaysa, uzlaşmama tutanağı tutturarak mahkeme sürecini beklemek genellikle daha lehedir.
3.2. Bedel Tespiti ve Tescil Davası (Asliye Hukuk Mahkemesi)
Uzlaşma olmazsa, idare taşınmazın bedelinin tespiti ve kendi adına tescili için Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açar.
Davalı Konumu: Bu davada mülk sahibi "davalı" konumundadır ancak pasif kalmamalıdır. Taşınmazın değerini artıran tüm unsurları (ağaçlar, yapılar, konum, imar durumu, emsal satışlar) mahkemeye sunmalıdır.
Bilirkişi İncelemesi: Davanın kaderini bilirkişi raporu belirler. Bilirkişiler, 2026 yılı birim fiyatlarını ve emsal satışları dikkate alarak bir değer biçer. Rapora itiraz süresi 2 haftadır ve bu süre hak düşürücüdür. Etkin bir itiraz, bedelin artırılmasını sağlar.
3.3. Kanun Yolları: İstinaf ve Temyiz (Yeni Dönem)
Mahkeme bir karar verdiğinde:
İstinaf: Karar tebliğ edildikten sonra 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf başvurusu yapılabilir. 2026 yılı için istinaf sınırı 50.000 TL'dir. Kamulaştırma bedelleri neredeyse her zaman bu sınırın üzerindedir, yani istinaf yolu açıktır.
Temyiz: İstinaf mahkemesinin kararı da tatmin edici değilse, Yargıtay yolu gündeme gelir.
Eski Uygulama: Değer farkı 682.000 TL'nin altındaysa Yargıtay yolu kapalıydı.
Yeni Durum (AYM Kararı Sonrası): Değer ne olursa olsun Yargıtay yolu Anayasal bir hak olarak talep edilmelidir. AYM, "gerçek değerin" tespiti için Yargıtay denetimini zorunlu görmüştür. Avukatınız, temyiz dilekçesinde AYM'nin iptal kararına dayanarak dosyanın Yargıtay'a gönderilmesini sağlamalıdır.
3.4. Acele Kamulaştırma ve El Atma Durumları
Acele kamulaştırma (2942 s. K. m. 27), idarenin yurt savunmesı veya acele işlerde mahkemece belirlenen "tahmini bedeli" bankaya yatırıp taşınmaza el koymasıdır. Bu, mülkiyetin geçişi değildir, sadece el koymadır. Asıl bedel tespiti davası sonradan açılır.
Dikkat: Acele kamulaştırma bedeli nihai bedel değildir. Bankadaki parayı çekebilirsiniz (ihtirazi kayıtla), bu dava açma hakkınızı etkilemez. Asıl davada bedel genellikle acele kamulaştırma bedelinden yüksek çıkar ve aradaki farkı faiziyle alırsınız.

BÖLÜM IV: STRATEJİK DEĞERLENDİRME VE UZMAN GÖRÜŞÜ
2026 yılı, "enflasyonist yargı" döneminin en belirgin hissedildiği yıl olacaktır. Parasal sınırların bu denli yükselmesi, yargının hızlanmasını sağlasa da, adalete erişim noktasında daralmalar yaratmaktadır. Özellikle 682.000 TL gibi, Türkiye şartlarında orta halli bir vatandaşın tüm birikimi olabilecek bir rakamın altındaki hatalı kararların Yargıtay'a taşınamaması ciddi bir sorundur.
Ancak Anayasa Mahkemesi'nin kamulaştırma kararındaki yaklaşımı, bu daralmaya karşı bir "hak eksenli" duruştur. AYM, "usul ekonomisi (hız) mülkiyet hakkından (adalet) üstün değildir" mesajını vermiştir. Bu karar, ilerleyen dönemlerde diğer dava türleri (örneğin iş davaları veya tüketici davaları) için de emsal teşkil edebilir. Avukatların, temyiz sınırlarına takılan diğer dosyalarda da bu kararı emsal göstererek Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunmaları, hukukun gelişimi açısından elzemdir.
Avukat Mete Şahin Hukuk Bürosu olarak tavsiyemiz; 2026 yılında açılacak her davada, sadece davanın esasına değil, usuli sınırlara da (ispat sınırı, temyiz sınırı) en baştan dikkat edilmesidir. Dava değeri belirlenirken, sınırların hemen altında kalmamaya (örneğin 49.000 TL yerine 51.000 TL gibi) özen gösterilmeli, "belirsiz alacak davası" veya "kısmi dava" mekanizmaları bu sınırlar gözetilerek kullanılmalıdır.
BÖLÜM V: SIKÇA SORULAN SORULAR
Soru 1: Kamulaştırma davamda belirlenen bedel 500.000 TL. Yargıtay’a (Temyize) başvurabilir miyim?
Cevap: Normalde HMK 362 uyarınca 682.000 TL’nin altındaki davalar temyiz edilemez. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/124 sayılı iptal kararı ile kamulaştırma davalarında bu sınır iptal edilmiştir. Karar henüz yürürlüğe girmemiş olsa da (Ekim 2026’da girecek), temyiz dilekçesi vererek AYM kararı uyarınca dosyanın incelenmesini veya bekletici mesele yapılmasını talep etmelisiniz. Hakkınızdan vazgeçmeyin.
Soru 2: 2026 yılında arkadaşıma 50.000 TL borç verdim, elimde senet yok. Paramı nasıl alırım?
Cevap: 2026 yılı senetle ispat sınırı 41.000 TL’dir. 50.000 TL’lik alacağı tanıkla ispat edemezsiniz. Eğer elinizde "delil başlangıcı" sayılacak (WhatsApp yazışması, e-mail, banka dekontunda açıklama vb.) bir belge varsa, mahkeme tanık dinleyebilir. Hiçbir belge yoksa, karşı tarafa "yemin" teklif etmekten başka çareniz kalmayabilir.
Soru 3: Tüketici Hakem Heyetine başvurmadan doğrudan mahkemeye gidersem ne olur?
Cevap: Dava değeriniz 186.000 TL’nin altındaysa (2026 sınırı), mahkeme davanızı "dava şartı yokluğu" nedeniyle usulden reddeder. Hem zaman kaybedersiniz hem de karşı tarafın avukatlık ücretini ödemek zorunda kalırsınız.
Soru 4: İstinaf Mahkemesi kararı ne zaman kesinleşir?
Cevap: Eğer dava değeri 2026 yılı için 682.000 TL’nin altındaysa, İstinaf Mahkemesi’nin kararı verildiği anda kesinleşir. Üzerindeyse, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’a başvurulmazsa kesinleşir.
Soru 5: İdare, arazimi "Acele Kamulaştırma" ile aldı. Bu para nihai midir?
Cevap: Hayır. Acele kamulaştırma bedeli, idarenin tarlaya girebilmek için yatırdığı bir "depo" bedelidir. Asıl bedel, sonradan açılacak "Bedel Tespiti ve Tescil" davasında belirlenir. Genellikle asıl bedel daha yüksek çıkar. Acele kamulaştırma parasını bankadan çekmeniz, dava hakkınızı kaybettirmez.
Soru 6: Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı geriye yürür mü? Eski dosyalarım açılır mı?
Cevap: Hayır, kesinleşmiş (yargı süreci bitmiş) dosyalar için AYM iptal kararları geriye yürümez. Dosyanız kapandıysa yapacak bir şey yoktur. Ancak davası süren (derdest) dosyalar için bu karar uygulanır.
Soru 7: Vergi Mahkemesi davamı reddetti, ceza 100.000 TL. Danıştay’a gidebilir miyim?
Cevap: Hayır. İdari yargıda 2026 temyiz sınırı 1.660.000 TL’dir. 100.000 TL’lik dava Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf) aşamasında kesinleşir. Danıştay yolu kapalıdır.
Soru 8: Temyizde duruşma istersem avukatım konuşabilir mi?
Cevap: Evet, ancak dava değerinin 1.023.000 TL’yi aşması gerekir. Bu sınırın altındaysa duruşma talebiniz reddedilir, dosya kağıt üzerinden incelenir.
Soru 9: Kamulaştırmasız El Atma davalarında da bu sınırlar geçerli mi?
Cevap: Evet. Kamulaştırmasız el atma (hukuki veya fiili) davaları da birer "tazminat" davası niteliğindedir ve HMK’daki genel istinaf (50.000 TL) ve temyiz (682.000 TL) sınırlarına tabidir. Ancak AYM'nin iptal kararı "kamulaştırma bedel tespiti" davalarına özgüdür; el atma davaları için kıyasen uygulanması talep edilmelidir.
Soru 10: Dava açarken harçlar ne kadar arttı?
Cevap: 2026 yılında tüm yargı harçları ve maktu harçlar %25,49 oranında artmıştır. Başvurma harcı, karar ve ilam harcı bu oranda zamlanmıştır.
Soru 11: AYM kararı yürürlüğe girene kadar (Ekim 2026) mahkemeler temyiz talebimi reddederse ne yapmalıyım?
Cevap: 30 gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru yapmalısınız. "Mahkemeye erişim hakkım ve mülkiyet hakkım, Anayasa'ya aykırılığı tespit edilmiş bir kanunla engellendi" diyerek hak ihlali kararı alabilirsiniz.
Soru 12: 2026 yılında avukatlık ücretleri arttı mı?
Cevap: Evet, her yıl olduğu gibi 2026 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi de enflasyon oranında güncellenerek Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Dava maliyetlerinizi hesaplarken bu güncellemeyi dikkate almalısınız.
Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.