top of page

5275 Sayılı Kanun Kapsamında Hapis Cezasının İnfazının Hastalık, Gebelik ve Engellilik Nedeniyle Ertelenmesi: 2026 Güncel Rehberi

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Mete ŞAHİN
    Av. Mete ŞAHİN
  • 1 saat önce
  • 19 dakikada okunur
Hapis cezasının hastalık nedeniyle ertelenmesi ve ceza infaz hukuku şartları

Modern ceza infaz hukukunun temel gayesi, yalnızca suç işleyen bireyin özgürlüğünü kısıtlayarak onu cezalandırmak değil, aynı zamanda bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü koruyarak onu topluma yeniden sağlıklı bir şekilde kazandırmaktır. Hapis cezasının infazı, doğası gereği mahkûmun özgürlüğünün kısıtlanmasını gerektirse de, devletin hükümlü üzerindeki gözetim, koruma ve sağlık hakkını temin etme yükümlülüğü kesintisiz olarak devam etmektedir. Bu kapsamda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, hükümlülerin yaşam hakkı ve sağlık hakkını güvence altına alan son derece hayati ve özel düzenlemelere yer vermiştir. En güncel uygulamalarıyla ele alacağımız 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on altıncı maddesi, "Hapis Cezasının İnfazının Hastalık Nedeni ile Ertelenmesi" başlığı altında, sağlık sorunları nedeniyle ceza infaz kurumunda kalması hayati risk taşıyan veya insan onuruna aykırı sonuçlar doğuracak kişilerin hukuki durumunu detaylı bir şekilde düzenlemektedir.


Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin üçüncü maddesinde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın on yedinci maddesinde kesin bir dille yasaklanan "insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ve işkence yasağı", devletlerin cezaevlerindeki sağlık koşullarını optimum düzeyde tutmasını emretmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, taraf devletlerin hürriyeti bağlayıcı ceza uyguladığı kişilerin sağlık hizmetlerine erişimini sağlamakla ve cezaevi koşullarının mahkûmun sağlığını telafisi imkansız şekilde bozmasını engellemekle pozitif yükümlü olduğunu pek çok emsal kararında net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu bağlamda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on altıncı maddesi, evrensel insan hakları standartlarının Türk iç hukukundaki en önemli yansımalarından birini oluşturmaktadır.


1. Ceza İnfaz Hukukunda Hastalık Kavramı ve İnfazın Ertelenmesi Kurumunun Hukuki Temelleri


Ceza infaz hukukunda hastalığa bağlı erteleme kurumu, cezanın bireyselleştirilmesi ilkesinin en somut örneklerinden biridir. Hukuk sistemimizde "hastalık" tek başına bir tahliye veya infazdan vazgeçme sebebi değildir. Kanun koyucu, hastalık kavramını kademelendirmiş ve her tıbbi rahatsızlığın cezanın infazını durdurmayacağını açıkça belirtmiştir. Hastalığın infazı erteleyebilmesi için, belirli yasal eşikleri aşması, kişinin cezaevinde kalmasını imkansız kılması veya ölümcül bir tehlike yaratması gerekmektedir.


İnfazın hastalık nedeniyle ertelenmesi (infazın geri bırakılması), yargılama aşamasında verilen cezanın şartlı olarak cezaevine girmeden dışarıda infaz edilmesini sağlayan genel "cezanın ertelenmesi" kurumundan tamamen farklı bir müessesedir. İnfazın ertelenmesi, cezası kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiş, hatta cezaevine girmiş bir hükümlünün, kanunda sayılan meşru sağlık mazeretleri (akıl hastalığı, hayati tehlike arz eden fiziksel hastalık, ağır engellilik, gebelik) nedeniyle cezaevine girme veya cezaevinde kalma sürecinin yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla geçici olarak durdurulmasıdır.


Bu noktada vatandaşların ve hukuki süreçleri takip eden bireylerin en çok karıştırdığı iki farklı kurumu birbirlerinden ayırmak, konunun daha iyi anlaşılması için elzemdir. Türk Ceza Kanunu kapsamındaki ceza ertelemesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamındaki infaz ertelemesinin farkları aşağıdaki tabloda detaylı olarak gösterilmiştir.

Karşılaştırma Kriteri

Türk Ceza Kanunu Madde 51 (Cezanın Ertelenmesi)

5275 Sayılı Kanun Madde 16 (İnfazın Hastalık Nedeniyle Ertelenmesi)

Kararı Veren Makam

Ceza davasına bakan yargılama mahkemesi (Hâkim).

İnfazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığı (İnfaz Savcısı).

Zamanlama

Yargılama bittiğinde, hüküm (karar) verilirken uygulanır.

Ceza kesinleştikten sonra veya cezaevinde infaz sürerken uygulanır.

Uygulama Şartı

İki yıl veya daha az süreli hapis cezası verilmiş olması şarttır.

Ceza miktarının bir önemi yoktur (Ağırlaştırılmış müebbet dahi olabilir).

Gerekçe

Kişinin sabıkasız geçmişi ve tekrar suç işlemeyeceği kanaati.

Tamamen tıbbi ve objektif zorunluluklar (Hastalık, gebelik, engellilik).

Tıbbi Rapor Zorunluluğu

Tıbbi bir rapora ihtiyaç duyulmaz, hâkimin takdiri esastır.

Adli Tıp Kurumu veya tam teşekküllü hastane raporu kesinlikle zorunludur.

Sürecin Sonucu

Denetim süresi suçsuz geçirilirse ceza tamamen infaz edilmiş sayılır.

Hastalık iyileştiğinde kişi geri kalan cezasını çekmek üzere cezaevine döner.

Tablo 1: Türk Ceza Kanunu Madde Elli Bir ile 5275 Sayılı Kanun Madde On Altı Arasındaki Temel Hukuki Farklar


2. Akıl Hastalığına Tutulan Hükümlülerin İnfaz Süreçleri ve Tedavi Prosedürleri (Madde 16/1)


5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on altıncı maddesinin birinci fıkrası, akıl hastalığına tutulan hükümlülerin infaz sürecini, fiziksel hastalıklardan ayırarak tamamen özel bir rejime tabi tutmuştur. Madde metninin emredici hükmüne göre, akıl hastalığına tutulan hükümlünün cezasının infazı derhal geriye bırakılır ve hükümlü, tıbbi olarak iyileşinceye kadar Türk Ceza Kanunu'nun elli yedinci maddesinde sınırları çizilen yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınır.


Akıl hastalığının ceza infaz hukukundaki yeri son derece spesifiktir. Hapis cezasının toplumsal faydası, caydırıcılık vasfı ve bireyi ıslah etme amacı, kişinin işlediği suçu, devletin verdiği cezayı ve cezaevi kurallarını zihinsel olarak idrak edebilmesine bağlıdır. İleri derecede akıl hastalığına düçar olmuş bir mahkûm, ceza infaz kurumunun asgari disiplin kurallarına dahi uyum sağlayamayacağı gibi, uygulanan cezanın kefaret veya psikolojik rehabilitasyon işlevini de kavrayamaz. Bu nedenle kanun koyucu, zihinsel melekelerini yitirmiş kişilerin standart kapalı veya açık ceza infaz kurumlarında tutulmasını kesin bir dille yasaklamıştır.


Bu fıkranın uygulanmasında hukuki açıdan en çok dikkat çeken ve hükümlü lehine olan kural "mahsup" (cezadan düşme) işlemidir. Akıl hastası olan hükümlünün, Türk Ceza Kanunu'nun elli yedinci maddesi kapsamında resmi bir sağlık kurumunda (örneğin devlete ait ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinin mahkûm koğuşlarında veya adli psikiyatri kliniklerinde) geçirdiği zorunlu koruma ve tıbbi tedavi süreleri, tamamen cezaevinde geçmiş sayılmaktadır. Yani mahkûm, hekimlerin kararıyla iyileşene kadar hastanede tutulur; eğer hastanede geçen bu tedavi süresi, mahkûmun mahkemece çarptırıldığı toplam hapis cezasını süre olarak karşılarsa, kişi tıbben iyileştiğinde tekrar cezaevine gönderilmez ve infaz hukuken tamamlanmış kabul edilir.


Burada önemle vurgulanması gereken bir ayrım bulunmaktadır: Psikolojik rahatsızlıkların tamamı on altıncı maddenin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilerek tahliye sebebi sayılmaz. İnfaz ertelemesi kararı verilebilmesi için mevcut rahatsızlığın, kişinin hayatını yönlendirme, dış dünyayı algılama veya cezaevi fiziki koşullarını idrak etme yeteneğini tamamen ortadan kaldıran seviyede ağır bir "akıl hastalığı" (örneğin kronik şizofreni, ileri derece bipolar bozukluğun manik veya ağır depresif atakları, ağır psikotik bozukluklar) olması şarttır. Yaygın görülen anksiyete, panik atak, hafif depresyon veya uyum bozuklukları gibi klinik rahatsızlıklar kural olarak cezaevinden tahliye veya infaz ertelemesi nedeni sayılmamaktadır; bu tür rahatsızlıkların tıbbi tedavisi cezaevi revirlerinde çalışan uzman hekimler eşliğinde veya devlet hastanelerinin psikiyatri polikliniklerinde ayakta tedavi yöntemleriyle devam ettirilir.


3. Hayati Tehlike Arz Eden Fiziksel Hastalıklarda İnfazın Geri Bırakılması (Madde 16/2)


Hayati tehlike arz eden hastalıklarda mahkumların tam teşekküllü hastane tedavi süreçleri ve infaz tehiri

Akıl hastalıkları dışındaki her türlü fiziksel ve kronik rahatsızlık (örneğin çeşitli kanser türleri, ağır kalp yetmezlikleri, son evre böbrek yetmezliği, karaciğer sirozu ve benzerleri), 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on altıncı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Kural olarak, cezaevine giren her hastanın cezası otomatik olarak ertelenmez. Kanunun açık ve kesin hükmüne göre, "Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur". Adalet Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan protokoller gereğince, Türkiye genelindeki büyük devlet hastanelerinde ve üniversite araştırma hastanelerinde güvenlikli "mahkûm koğuşları" bulunmaktadır. Hükümlülerin ağır ameliyatları, diyaliz süreçleri, kemoterapi veya radyoterapi gibi meşakkatli tedavi süreçleri kural olarak bu mahkûm koğuşlarında yatarak infaz şeklinde, yani kişi resmi olarak cezaevinde sayılmaya devam edilerek gerçekleştirilir.


Ancak hukukun insan hayatına verdiği mutlak değer gereği, bu sert kuralın çok önemli bir istisnası bulunmaktadır: Eğer cezanın infazına tam teşekküllü bir hastanenin mahkûm koğuşunda dahi devam edilmesi, tıbbi veriler ışığında "mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa", o mahkûmun cezasının infazı tıbben iyileşinceye kadar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından geri bırakılır.


İnfaz hukukunda "hayat için kesin tehlike" (mutlak ölüm riski veya iyileşme şansının fiziksel şartlar nedeniyle tamamen ortadan kalkması) kriteri son derece dar ve sıkı yorumlanan bir hukuki standarttır. Bu tehlike durumu, basit bir cerrahi operasyon riskinden ziyade; mahkûmun bağışıklık sisteminin çökmesi sebebiyle mahkûm koğuşunda hastane enfeksiyonu kapma riskinin ölümcül seviyede olması, cezaevi ve mahkûm koğuşunun yarattığı psikolojik stresin kanser gibi hastalıkların terminal (son) evresini doğrudan hızlandırması veya kişinin tıbben sürekli olarak tam donanımlı bir evde bakım ve aile şefkati kombinasyonuna muhtaç olması gibi ekstrem durumlarda tıp otoritelerince kabul edilir. İnfaz savcıları ve Adli Tıp Kurumu uzmanları, bu kritik eşiğin aşılıp aşılmadığını belirlerken yalnızca hastalığın adını değil; hastalığın mevcut evresini, hapishane koşullarının spesifik fiziki yetersizliklerini ve acil tıbbi müdahaleye erişim imkanlarını bir bütün olarak değerlendirir.


4. Ağır Hastalık veya Engellilik Nedeniyle Hayatını Yalnız İdame Ettirememe Durumu (Madde 16/6)


Türk ceza adalet sistemine 24 Ocak 2013 tarihinde eklenen ve 2014 yılında yapılan yasal düzenlemelerle kapsamı daha da netleştirilen on altıncı maddenin altıncı fıkrası, ceza infaz hukukunda insan hakları ve engelli hakları odaklı en önemli dönüm noktalarından birini teşkil etmektedir. İlgili kanun hükmüne göre; maruz kaldığı ağır bir hastalık veya kalıcı engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve aynı zamanda toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı kolluk kuvvetlerince değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı, üçüncü fıkrada belirlenen sağlık kurulu raporu usulüne göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.


Bu insan odaklı fıkra, özellikle boyundan aşağısı felçli olan hastalar, ampute edilerek uzuvlarını kaybetmiş bireyler, her iki gözünü kaybederek görme yetisinden tamamen yoksun kalanlar, ileri evre Alzheimer, Demans veya Parkinson hastaları gibi kendi temel öz bakım ihtiyaçlarını (tuvalet ihtiyacını giderme, banyo yapma, kendi kıyafetlerini giyebilme, yemek yeme) başkalarının yardımı olmaksızın yerine getiremeyen dezavantajlı kişileri kapsamaktadır.


Bu erteleme türünün hukuken fiiliyata geçirilebilmesi için üç temel şartın bir arada ve eksiksiz bulunması yasal bir zorunluluktur:


  1. Ağır Hastalık veya Engellilik Durumunun Varlığı: Kişinin tıbben bu ağır durumda olduğunun Adalet Bakanlığınca belirlenmiş tam teşekküllü hastane sağlık kurulu ve kesin merci olan Adli Tıp Kurumu tarafından belgelenmesi gerekmektedir.


  2. Hayatını Yalnız İdame Ettirememe Kriteri: Mahkûmun cezaevi fiziki şartlarında (ranza sistemi, kalabalık koğuş düzeni, ortak havalandırma alanları) cezaevi personelinin veya diğer mahkûmların sürekli yardımı olmaksızın asgari biyolojik ve insani yaşam faaliyetlerini sürdüremeyecek olması şarttır.


  3. Toplum Güvenliği Bakımından Ağır ve Somut Tehlike Oluşturmama: Devletin kamu düzenini sağlama görevi gereği en kritik kıstas budur. Mahkûm fiziksel olarak yatağa bağımlı veya ağır engelli olsa dahi, eğer yattığı yerden yasa dışı bir örgütü yönetmeye devam edebilecek bir organize suç örgütü lideriyse veya terör suçu kapsamında dışarıdaki silahlı eylemleri teknolojik iletişim araçlarıyla koordine etme potansiyeli somut istihbari verilere dayanıyorsa, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı "toplum güvenliği" kriterinin ihlali nedeniyle tıbbi rapor olumlu olsa bile erteleme talebini reddetmek zorundadır. Buradaki toplumsal tehlike olgusu, savcılığın soyut bir şüphesine veya varsayımına değil, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Jandarma Genel Komutanlığı istihbarat birimleri tarafından yapılacak güncel, somut istihbari araştırma ve detaylı güvenlik değerlendirmesine dayanmalıdır.


5. Gebe Kadınlar ve Yeni Doğum Yapan Kadın Hükümlülere Yönelik Özel İnfaz Düzenlemeleri (Madde 16/4 ve 16/5)


Gebe kadınlar ve yeni doğum yapan kadın hükümlüler için hapis cezasının ertelenmesi süreci

Kadın hükümlülerin gebelik ve doğum süreçleri, hem annenin ruhsal ve fiziksel bütünlüğü hem de masum doğacak veya yeni doğan çocuğun üstün yararı gözetilerek kanun koyucu tarafından çok özel bir koruma şemsiyesi altına alınmıştır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on altıncı maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları bu hassas süreçleri detaylı bir hukuki zemine oturtmaktadır.


5.1. Cezaevine Girmeden Önceki Gebelik ve Lohusalık Durumu (Madde 16/4)

Kesinleşmiş hapis cezasının infazı için savcılıktan çağrı kağıdı (davetiye) alan veya hakkında yakalama kararı çıkartılmış bulunan bir kadın, ceza infaz kurumuna henüz fiziksel olarak alınmadan önce gebe (hamile) olduğunu devlet hastanelerinden alacağı raporla belgelerse veya doğum yaptığı tarihten itibaren henüz bir yıl altı ay (toplamda on sekiz ay) geçmemişse, hapis cezasının infazı infaz işlemlerini yürüten Cumhuriyet Başsavcılığınca doğrudan geri bırakılır. Bu emredici hüküm, yeni doğan bebeğin anne sütüne, anne sıcaklığına ve sürekli bakımına muhtaç olduğu en kritik gelişim dönemini cezaevi demir parmaklıkları ardında değil, dışarıda sağlıklı, özgür ve hijyenik bir aile ortamında geçirebilmesi gibi yüksek bir insani amaçla ihdas edilmiştir.


Bu noktada akla gelebilecek trajik ihtimaller de kanunda düzenlenmiştir. Eğer on sekiz aylık bu yasal bekleme süresi zarfında talihsiz bir şekilde çocuk hayatını kaybederse veya velayeti/bakımı yasal merciler (mahkemeler veya Sosyal Hizmetler) tarafından anneden alınarak koruyucu aileye veya başka bir akrabaya verilirse, kadının elindeki infaz erteleme kararı tamamen iptal edilmez ancak yasal süre daraltılır: Bu tür olumsuz durumlarda, kanunun açık lafzına göre doğum tarihinden itibaren iki ay geçmesiyle birlikte kadının hapis cezasının infazına başlanır.


5.2. Cezaevine Girdikten Sonra Gebe Kalma Halleri ve Yasal İstisnalar (Madde 16/5)

Kanun koyucu, gebelik müessesesinin cezaevinden tahliye olmak veya cezadan kaçmak amacıyla kötü niyetle suistimal edilmesini önlemek adına 24 Ocak 2013 tarihinde kanun maddesine beşinci fıkrayı ekleyerek önemli bir sınırlama getirmiştir. Bu bağlayıcı hükme göre, kapalı ceza infaz kurumuna girdikten sonra gebe kalan kadın hükümlüler hakkında, eğer aşağıdaki iki istisnai durumdan biri varsa infazın ertelenmesi hakkı uygulanmaz:


  • Kadın hükümlünün koşullu salıverilmesine (şartlı tahliyesine) altı yıldan daha fazla bir süre kalmışsa, veya


  • Hükümlü kadın, cezaevindeki eylem ve disipline aykırı tutumları nedeniyle kurum idare ve gözlem kurulunca "tehlikeli" sayılan bir profile sahipse, gebelik ve doğum nedeniyle infazın ertelenmesi hükümleri işletilmez.


Bu istisna kapsamına giren, yani cezaevindeyken kasten hamile kalsa da tahliye olamayacak kadın hükümlülerin cezalarının gebelik ve lohusalığa denk gelen ilgili kısmı, tahliye edilmeksizin, ceza infaz kurumları bünyesinde hamile ve lohusa kadınlar için özel olarak inşa edilen, tıbbi donanıma sahip, uygun, havalandırması olan ve hijyenik bölümlerde infaz olunur. Ancak, bu iki istisnai durum (şartlı tahliyeye altı yıldan fazla kalması veya resmi olarak tehlikeli sayılması) mevcut değilse, kapalı cezaevinde hamile kalan kadınlar da tıpkı dışarıdaki kadınlar gibi tam teşekküllü sivil hastanelerde doğum yapmak ve bir buçuk yıl sürecek lohusalık dönemi için infaz tehiri hakkından eksiksiz faydalanabilirler.


6. Çocuğunun Ağır Hastalığı Nedeniyle Kadın Hükümlünün Cezasının Ertelenmesi (Madde 16/A)


Türk ceza adalet sistemine ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a en son 28 Mart 2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun ile eklenen "Madde 16/A" hükmü, amansız hastalıklara yakalanan çocukların anne şefkatinden ve bakımından mahrum kalmaması adına atılmış çok değerli, çağdaş ve insan hakları odaklı bir reformdur. Bu yeni madde, klasik on altıncı maddeden farklı olarak mahkûmun kendi bedensel hastalığı veya gebeliği üzerine değil, tamamen çocuğunun ağır hastalığı üzerine kurgulanmıştır.


Söz konusu özel infaz ertelemesinden faydalanabilmenin kümülatif (birlikte gerçekleşmesi gereken) şartları şunlardır:


  • Hükümlünün cinsiyetinin kadın (anne) olması gerekmektedir. (Erkek hükümlüler, yani babalar bu haktan mevzuat gereği yararlanamamaktadır).


  • Kadın hükümlünün mahkemelerce çarptırıldığı toplam hapis cezası süresinin (birden fazla dosyası varsa içtimai haliyle) on yıl veya daha az olması yasal bir zorunluluktur.


  • Hükümlünün on sekiz yaşını henüz doldurmamış, bakıma muhtaç seviyede, engelli veya tıbben ağır hasta statüsünde bir çocuğunun bulunması ve bu durumun devlet hastanelerince belgelenmesi şarttır.


Bu sıkı şartları sağlayan kadın hükümlülerin hapis cezalarının infazı, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öncelikle bir yıla kadar ertelenebilir. İnfaz savcılığı, bir yıllık sürenin bitiminde hastanelerden çocuğun güncel tedavi ve sağlık durumunu inceleterek, her defasında altı ayı geçmemek şartıyla bu erteleme süresini en fazla dört kez daha uzatma yetkisine sahiptir. Bu hukuki matematik, çocuğun hastalığı nedeniyle annenin toplamda kesintisiz olarak maksimum üç yıla kadar erteleme alabileceği anlamına gelmektedir.


Madde 16/A kapsamında verilen ertelemeler, kadının serbest bırakıldığı anlamına gelse de sıkı denetimli serbestlik koşullarına tabidir. Cumhuriyet Başsavcılığı, anneyi tahliye ederken belirli bir yerleşim bölgesini (örneğin ikamet ettiği şehri) terk etmemesi, belirlenen polis veya jandarma karakoluna düzenli günlerde imza atması (adli kontrol mekanizması) veya yurt dışına çıkış yasağı gibi ciddi güvenlik tedbirlerine hükmeder. Bu adli yükümlülüklerin mazeretsiz ihlali, erteleme kararının derhal kaldırılmasına ve kadının yeniden yakalanarak cezaevine geri gönderilmesine yol açar.


7. İnfazın Ertelenmesi Sürecinde Tıbbi Raporlama ve Adli Tıp Kurumu İşlemleri


İnfazın ertelenmesi için zorunlu olan Adli Tıp Kurumu onaylı sağlık kurulu heyet raporu

Ceza infaz hukukunda hastalığa dayalı erteleme kararları, suistimallerin, rüşvetin ve keyfiliğin önlenmesi adına son derece titiz, çok kademeli, objektif ve bürokratik bir tıbbi belgeleme sürecine tabidir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on altıncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, sürecin yetkili ve son karar mercii infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığıdır. Ancak savcılık bu kararı kendi tıbbi bilgisiyle değil, kanunun emrettiği sağlık kurullarının raporlarıyla alır.


A. Başvuru Sürecinin Başlaması ve Re'sen Yürütülen İşlemler

İnfaz tehiri (erteleme) işlemleri uygulamada üç farklı şekilde hukuki olarak başlatılabilir:


  1. Hükümlü veya Kanuni Temsilcisinin Bizzat Talebi: Kişi henüz dışarıda cezasının kesinleşmesini veya çağrı kağıdını beklerken ya da halihazırda cezaevi içindeyken, kendisi, vasisi veya avukatı aracılığıyla doğrudan savcılığa veya Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne resmi bir dilekçe vererek talepte bulunabilir.


  2. Kurum İdaresinin Re'sen (Kendiliğinden) Başlatması: Cezaevinde aniden durumu ağırlaşan, bilincini kaybeden veya kanser gibi amansız hastalıkların ileri evresine geçen mahkûmlar için Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü, hükümlünün veya ailesinin bir hukuki talebi olmasını beklemeksizin kendiliğinden (re'sen) sağlık kurullarına sevk işlemini idari bir zorunluluk olarak başlatır.


  3. Sağlık Durumunun Değişmesi Üzerine Yeniden İnceleme Talebi: Geçmiş yıllarda başvuru yapılıp Adli Tıp Kurumu tarafından reddedilmiş olsa dahi, aradan geçen zaman zarfında hastalığın ölümcül şekilde ilerlemesi veya yepyeni tıbbi bulguların ortaya çıkması durumunda hukuki süreç her zaman en baştan başlatılabilir; bu konuda kanuni bir sınırlama yoktur.


B. Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu (ATK) Onay Mekanizması

Salt bir uzman doktorun, özel bir klinikteki profesörün veya standart bir özel hastanenin raporu, Türk ceza hukukunda infaz ertelemesi için asla geçerli ve yeterli kabul edilmez. Kanun, adaletin tecellisi ve eşitlik ilkesi gereği kararın tıbbi dayanağını iki zorunlu alternatife bağlamıştır:


  • Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından ortaklaşa belirlenmiş tam teşekküllü devlet araştırma hastanelerinin veya üniversite hastanelerinin sağlık kurulları tarafından düzenlenen ve mutlaka Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından bilimsel olarak onaylanan heyet raporları.


  • Doğrudan İstanbul'da bulunan Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu (veya duruma göre diğer ihtisas kurulları) tarafından hasta bizzat muayene edilerek düzenlenen ana raporlar.


Pratikte ve 2026 yılı güncel prosedürlerinde süreç şu şekilde ağır ve güvenli işler: Hasta hükümlü, jandarma personeli veya infaz koruma memurları eşliğinde sıkı güvenlik önlemleri altında bulunduğu ildeki tam teşekküllü devlet hastanesine sevk edilir. Hastalığının niteliğine göre Nöroloji, Psikiyatri, Onkoloji, Kardiyoloji veya Dahiliye gibi birden fazla uzmanlık bölümünden heyet muayenesine girer. Hastane sağlık kurulu, hastalığın tıbbi niteliğini, yasal metinde aranan hayati tehlike taşıyıp taşımadığını veya kişinin cezaevi koşullarında yalnız başına hayatını idame ettirip ettiremeyeceğini açıkça belirten bir "Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporu" yazar. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı, yasalar gereği tek başına bu devlet hastanesi raporuyla yetinemez; tüm hastane dosyasını, çekilen tomografileri, kan tahlillerini ve epikriz raporlarını resmi kanallarla İstanbul'daki Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderir. Adli Tıp Kurumu, ya dosya üzerinden hastane raporunun tıbbi gerçekliğini onaylar ya da tıbbi şüphe duyduğu hallerde hastanın ring araçlarıyla bizzat İstanbul'a getirilerek kendi uzman kurullarında fiziken muayene edilmesini zorunlu kılar. Adli Tıp Kurumunun verdiği nihai rapor doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığı, bağlayıcı hukuki kararını verir.


8. Cumhuriyet Başsavcılığının Karar Verme Süreci, Hükümlünün Yükümlülükleri ve İnfaz Hâkimliğine İtiraz Yolları


Adli Tıp Kurumundan "infazı ertelenmelidir" yönünde olumlu rapor gelmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tahliye edilerek infazı ertelenen veya dışarıdayken cezaevine girmesi aylar/yıllar boyunca geciktirilen kişi, cezası affedilmiş veya beraat etmiş özgür bir vatandaş statüsünde değildir; hukuken hâlâ "hükümlü" sıfatını taşımaya devam eder ve sadece cezasının fiili infazı kanun gereği askıya alınmıştır. Bu hukuki durum, devlete karşı zayıf konumda olan bireye özgürlük sağlarken, aynı zamanda kamu düzenini korumak adına kişiye birtakım sıkı ve zorunlu yükümlülükler yükler.


  • Adres Bildirim ve İletişim Zorunluluğu: Hükümlü veya akli melekeleri yerinde değilse yasal temsilcisi (vasisi), Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen geri bırakma süresi boyunca kalacağı tam ikametgah adresini, varsa tedavisinin yatarak süreceği sivil hastaneyi ve iletişim bilgilerini gecikmeksizin Başsavcılığa bildirmek zorundadır.


  • Periyodik Sağlık Denetimi ve Rapor Yenileme: Hastalık nedeniyle verilen ertelemeler, ömür boyu süren, kontrolsüz ve şartsız bir af niteliği taşımaz. Adli Tıp Kurumu raporunda özel bir süre (örneğin altı ay veya üç ay sonrasında kontrol) belirtilmişse o sürenin bitiminde; şayet raporda belirli bir süre belirtilmemişse ve kalıcı bir hastalık teşhisi konmuşsa bile her bir yıllık dönemin sonunda, hükümlünün güncel sağlık durumu aynı yasal raporlama usulüyle (tam teşekküllü hastane kurulu ve Adli Tıp Kurumu onayı silsilesiyle) baştan incelettirilir. Yeni yapılan muayenede hastalığın tıbben iyileştiği veya hayati tehlikenin bilimsel olarak ortadan kalktığı rapor edilirse, Cumhuriyet Başsavcılığınca erteleme kararı derhal iptal edilerek mahkûm, kalan cezasını çekmek üzere yeniden cezaevine gönderilir.


  • Kolluk Kuvvetleri Vasıtasıyla İzleme ve Denetim: Cumhuriyet Başsavcılığı, hükümlünün bildirdiği adreste bulunan emniyet müdürlüğü veya jandarma komutanlığı birimlerinden, mahkûmun gerçekten belirtilen adreste yatalak veya hasta yatıp yatmadığının, normal sosyal yaşantısına katılıp katılmadığının veya suç işlemeye devam edip etmediğinin istihbari olarak gizlice izlenmesini ve raporlanmasını talep edebilir.


  • Maddi Teminat Şartı (Takdiri Kural): İnfaz savcısı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un on yedinci maddesinin beşinci fıkrasının kıyasen uygulanmasıyla, kaçma şüphesi hissettiği durumlarda infazın ertelenmesini, hükümlünün sosyal ve mali gücüne göre belirlenecek makul bir güvence (teminat) bedelinin adliye veznesine yatırılması şartına bağlayabilme yetkisine sahiptir.


Tahliye olan veya cezaevine girmeyen hükümlü bu kanuni yükümlülüklere aykırı davranır, adresini gizler, izinsiz olarak şehir veya ülke dışına çıkar veya belirlenen tarihlerdeki tıbbi kontrollerine hastaneye gitmeyi kasten reddederse, erteleme kararı Cumhuriyet Başsavcılığınca derhal kaldırılır ve hakkında yakalama emri çıkarılır. Diğer yandan, Başsavcılığın ertelemenin kaldırılması yönündeki kararlarına veya Adli Tıp Kurumunun olumsuz raporu üzerine erteleme talebinin baştan reddedilmesi yönündeki işlemlere karşı, kanun yolları kapanmış değildir. Mahkûm veya yasal avukatı tarafından, işlemi tesis eden savcılığın bulunduğu yerdeki İnfaz Hâkimliğine yazılı şikayet veya itiraz başvurusunda bulunma hakkı Türk mahkemelerinde her zaman mevcuttur.


9. İstisnai Suç Tiplerinde ve Terör Suçlarında Hastalık Nedeniyle Erteleme Süreçlerinin İşleyişi


5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Hükümlünün Kendi İstemiyle İnfazın Ertelenmesi" başlıklı on yedinci maddesinin altıncı fıkrası gereğince; devlet aleyhine işlenen terör ve organize silahlı örgüt faaliyeti suçları, toplumsal infial yaratan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, mükerrirlere (tekerrür) özgü sert infaz rejimi uygulanan azılı suçlular ile basit disiplin ve tazyik hapsi cezası alanlar hakkında genel "kendi isteğiyle mazeretli infaz ertelemesi" kurumu hiçbir şekilde uygulanmaz.


Ancak, hukuki açıdan çok kritik bir ayrım mevcuttur: On altıncı madde kapsamında düzenlenen hastalık, engellilik, akıl hastalığı ve gebelik nedenlerine dayalı ertelemeler, insanın en temel hakkı olan "yaşam hakkı" ile doğrudan bağlantılı olduğu için on yedinci maddedeki bu genel cezalandırıcı yasaktan tamamen farklı bir hukuki değerlendirmeye tabidir. Ağır hasta olan, terminal dönem kanser vakası yaşayan veya kendi biyolojik ihtiyaçlarını gideremeyecek seviyede yatağa bağımlı felçli olan bir hükümlü, terör suçundan (Silahlı Terör Örgütü Üyeliği) veya cinsel istismar suçlarından mahkûm olmuş olsa dahi Madde 16/2 (kesin hayati tehlike) ve Madde 16/6 (hayatını yalnız idame ettirememe) kapsamında tıbbi incelemeye alınmak zorundadır.


Burada adaletin kestiği kilit nokta, altıncı fıkrada açıkça yer alan "toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmama" ön şartıdır. Başsavcılık, terör veya mafya suçlusunun ağır hasta olarak cezaevinden dışarı çıkması halinde örgütsel faaliyetlerine yattığı yerden destek verip veremeyeceğini Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet İstihbarat Şube ve Terörle Mücadele Şubesi gibi güvenlik birimlerine detaylıca araştırtır. Şayet devletin güvenliğine yönelik bir tehlike somut olarak tespit edilmezse ve Adli Tıp Kurumu tıbbi raporu da erteleme yönünde olumluysa kanunen erteleme verilebilir. Aksi halde, tıbbi rapor olumlu dahi olsa sırf tespit edilen "toplum güvenliği riski" nedeniyle infazın eve ertelenmesi kararı verilmez; bu durumda kişinin cezası, cezaevi kampüsleri içerisinde inşa edilmiş hastane formatındaki R Tipi (Rehabilitasyon) ceza infaz kurumlarında sıkı gözetim altında sürdürülür.


Aşağıdaki tabloda, kanun kapsamındaki tüm erteleme türleri, bu türlerin yasal süreleri, rapor şartları ve suç tipinin (terör, cinsel suçlar) engel oluşturup oluşturmadığı özetlenerek karşılaştırılmıştır:

İnfaz Erteleme Sebebi

Yasal Dayanak (5275 S.K.)

Azami Erteleme Süre Limiti

Adli Tıp Kurumu (ATK) Onay Şartı

Suç Tipinin (Terör, Cinsel Suç) Etkisi

Akıl Hastalığına Tutulma

Madde 16/1

Hastalık Tıbben İyileşene Kadar

Şarttır

Yok (İnfaz hastanede sürer)

Hayati Tehlike (Ağır Fiziksel)

Madde 16/2

Hastalık Tıbben İyileşene Kadar

Şarttır

Yok (Kişi sıkı denetimle çıkar)

Tek Başına Yaşayamayacak Engellilik

Madde 16/6

Durum Düzelene Kadar

Şarttır

"Toplum Güvenliği" incelemesine tabidir

Kadınlarda Gebelik ve Doğum

Madde 16/4

Doğum tarihinden itibaren tam 18 Ay

Devlet Hastanesi Durum Bildirir Raporu Yeterlidir

Yok (Ancak cezaevinde hamile kalanlarda şartlı tahliyeye 6 yıl şartı aranır)

Çocuğunun Ağır Hasta Olması

Madde 16/A

Maksimum 3 Yıl (1+0.5+0.5+0.5+0.5)

Şarttır

Sadece cezası 10 yıl ve altı olan kadınlar yararlanır

Hükümlünün Kendi Özel İsteğiyle

Madde 17

Maksimum 2 Yıl (1 yıl + 1 yıl)

Gerekmez (Özel mazeret yeterlidir)

Terör, Cinsel Suç, Tekerrür uygulananlar kesinlikle faydalanamaz

Tablo 2: 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Kapsamında Erteleme Türlerinin Objektif Karşılaştırmalı Analizi


10. Yargıtay İçtihatları Işığında 2026 Yılı Güncel Uygulama Pratikleri Üzerine İncelemeler


2026 yılı itibarıyla Yargıtay kararları ve Anayasa Mahkemesi (AYM) bireysel başvuru ihlal kararları güncel olarak incelendiğinde, yüksek yargının infaz ertelemesi müessesesine yaklaşımı belli başlı keskin ilkeler etrafında şekillenmiştir ve yerel savcılıklara yön vermektedir:


  • Adli Para Cezalarının Kesinlikle Ertelenememesi: Yargıtay Yedinci Ceza Dairesinin güncel ve yerleşik kararlarında, Türk Ceza Kanunu elli birinci maddesindeki ve İnfaz Kanunu on altıncı ile on yedinci maddelerindeki erteleme imkanlarının lafzi (kelime anlamı) olarak yalnızca "hapis cezaları" için geçerli olduğu kesin hükme bağlanmıştır. Adli para cezaları, doğrudan yargılamadan verilmiş veya hapis cezasından seçenek yaptırım olarak çevrilmiş olsa dahi, hiçbir şekilde sağlık veya hastalık mazeretiyle ödenmeyerek ertelenemez; bu cezaların tahsili amme alacakları olan 6183 sayılı Kanun usullerine veya savcılık taksitlendirme seçeneklerine tabidir.


  • Gebelik ve Doğum Ertelemesinde Nüfus Kaydı Vurgusu: Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarına göre, kadın hükümlünün cezaevi dışında doğum yapmasının ardından doğan çocuğun sağ olup olmadığı, devlet korumasına alınıp alınmadığı veya hukuken babaya ya da başka bir kuruma verilip verilmediği hususları, MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) üzerinden ve sosyal inceleme uzman raporlarıyla savcılıkça titizlikle denetlenmelidir. Çocuğun fiilen annenin yanında kalmadığı, vefat ettiği veya devlet yurduna verildiği tespit edilen durumlarda kadına tanınan on sekiz aylık (1.5 yıllık) mühlet hakkı derhal yasal süre olan iki aya indirilmelidir.


  • İnfaz Kesintisi ve Denetim Süresi Uyumu: Hapis cezasının ertelenmesinde başsavcılıkça veya mahkemece belirlenen denetim ve gözetim süresinin, kanuni alt ve üst sınırlarla asla çelişmemesi gerektiği, aksi durumun ceza hukukunun yasallık ilkesine aykırı olduğu ve Yargıtay tarafından inceleme aşamasında mutlak bir bozma sebebi sayıldığı kararlarda açıkça vurgulanmaktadır.


11. Sıkça Sorulan Sorular


1. Hastalık nedeniyle hapis cezasının ertelenmesi başvurusu tam olarak nereye ve nasıl yapılır? 

Başvuruların yapılacağı makam hükümlünün o anki fiziksel durumuna göre değişmektedir. Ceza henüz infaz edilmeye başlanmamışsa ve kişi dışarıda çağrı kağıdını (davetiyeyi) almışsa, hapis cezasının infazını yürütecek olan adliyedeki Cumhuriyet Başsavcılığı (İnfaz Bürosu) makamına yazılı ve detaylı tıbbi belgeler eklenmiş bir dilekçe ile yapılır. Şayet kişi çoktan cezaevine girmişse ve içeride hastalanmışsa, başvuru dilekçesi doğrudan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü aracılığıyla kurumun idari olarak bağlı olduğu infaz savcılığına iletilir.


2. Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu onayı olmadan sadece büyük bir devlet hastanesi raporuyla hapis cezası ertelenebilir mi? 

Hayır, kesinlikle ertelenemez. Kanun metni çok açıktır. Sadece özel hastane raporu, profesör kanaati veya devlet hastanesinden alınan standart bir sağlık kurulu heyet raporuyla ceza infazı geri bırakılmaz. Tam teşekküllü devlet veya üniversite hastanelerinden alınan resmi sağlık kurulu durum bildirir raporlarının, infaz savcılığı kanalıyla gönderilerek mutlaka İstanbul'daki Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu tarafından tıbben ve bilimsel olarak onaylanması veya raporun doğrudan Adli Tıp Kurumu kurullarınca hastanın muayene edilerek düzenlenmesi mutlak surette yasal bir zorunluluktur.


3. Depresyon, anksiyete veya panik atak gibi yaygın psikolojik rahatsızlıklar cezaevinden tahliye sebebi sayılır mı? 

Ceza infaz hukuku kuralı olarak hayır. Kanunun aradığı "akıl hastalığı" kriteri, kişinin gerçeği değerlendirme yetisini, doğru ile yanlışı ayırma kabiliyetini tamamen ortadan kaldıran (şizofreni, ağır paranoid durumlar, ileri evre psikozlar gibi) çok ağır ve kalıcı ruhsal hastalıklardır. Depresyon, kaygı bozukluğu (anksiyete) ve panik atak gibi nevrotik durumların psikiyatrik tedavisi, cezaevi şartlarında kurulan revirlerde, psikolog destekleriyle veya devlet hastanelerinin psikiyatri polikliniklerine cezaevi araçlarıyla sevk edilerek sürdürülmektedir.


4. Hamile kadınların kesinleşmiş hapis cezası hiçbir şarta bağlı olmaksızın otomatik olarak ertelenir mi? 

Cezaevine dışarıdan henüz girmeden önce tıbben gebe olduğunu kanıtlayan kadınların cezası, işledikleri suçun türüne (terör veya cinsel suç ayrımı olmaksızın) bakılmaksızın devlet hastanesi gebelik raporu savcılığa sunulduğunda, doğumdan sonraki süre de dahil olmak üzere toplam on sekiz ay süreyle derhal ertelenir. Ancak kapalı cezaevine girdikten sonra eş görüşmesinde hamile kalanlarda farklı bir kural işler; bu kişilerin şartlı tahliyesine altı yıldan fazla süre varsa veya kişi cezaevi yönetimince disiplin yönünden "tehlikeli" görülüyorsa erteleme verilmez, gebelik ve doğum süreci cezaevi içindeki özel mahkûm ve anne koğuşlarında infaz edilerek geçirilir.


5. Hastalık nedeniyle tahliye edilip dışarıda, evde veya hastanede geçirilen erteleme süreleri toplam hapis cezasından düşülür mü? 

Sadece "Akıl Hastalığı" teşhisi konulup, yüksek güvenlikli devlet psikiyatri hastanesinde kapalı alanda yatarak koruma ve tedavi altında geçirilen süreler Türk Ceza Kanunu hükümleri gereği hapis cezasından mahsup edilir (düşülür). Ancak bunun dışındaki fiziksel rahatsızlıklar (örneğin ileri evre kanser, felç) nedeniyle cezasının infazı geri bırakılıp evinde ailesiyle veya sivil hastanede özgürce tedavisine devam edilen kişilerin dışarıda geçirdiği bu erteleme süreleri hiçbir şekilde ceza süresinden düşülmez. Kişi tıbben iyileştiği gün, kalan cezasını günü gününe çekmek üzere yeniden cezaevine döner.


6. İnfazı hastalık sebebiyle ertelenen ve tahliye edilen bir hükümlü tedavi veya tatil amacıyla yurt dışına çıkabilir mi? 

Hayır, çıkamaz. İnfazın ertelenmesi kararı Cumhuriyet Başsavcılığınca verildiğinde, kanun gereği kişinin tıbbi tedavisi dışarıda sürerken adli kontrol mekanizmaları devreye girer. Savcı tarafından hükümlü hakkında "yurt dışına çıkış yasağı" yükümlülüğü konulur ve bu güvenlik kararı derhal emniyet sistemlerine ve hudut gümrük kapılarına dijital olarak bildirilir. Kişi sınır kapılarında tespit edilirse yakalanır ve erteleme kararı iptal edilerek cezaevine yollanır.


7. Kanser, ileri derece kalp yetmezliği veya sürekli diyaliz hastası olan her mahkûmun cezası kesin olarak hemen ertelenir mi? 

Hayır, sırf hastalığın tıbbi adına bakılarak erteleme kararı verilmez. Hastalığın teşhis edilmesi tek başına yeterli değildir. Hastalığın o anki evresinin, "mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike" oluşturması veya kişiyi "cezaevi fiziki koşullarında yalnız başına hayatını idame ettiremeyecek" kadar ağır duruma getirmesi gerekir. Tıbbi tedavisi (rutin kemoterapi veya haftalık diyaliz seansları) cezaevinden hastaneye jandarma eşliğinde sevk edilerek mahkûm koğuşunda başarılı ve güvenli bir şekilde yürütülebilen kanser veya böbrek hastalarının cezası infaz savcılığınca ertelenmez.


8. Mahkemece hapis cezasından paraya çevrilen veya doğrudan verilen "Adli Para Cezaları" ağır hastalık mazeretiyle ertelenebilir mi? 

Hayır, kesinlikle ertelenemez. Yargıtay'ın güncel içtihatları son derece nettir; ceza erteleme müessesesi yalnızca özgürlüğü bağlayıcı "hapis cezaları" için kanunda ihdas edilmiştir. Adli para cezaları, kişi yatağa bağımlı ağır hasta olsa bile yasal olarak sağlık mazeretiyle ertelenemez veya askıya alınamaz. Bu para cezalarının tahsili vergi dairelerince veya savcılık makamınca yasal taksitlendirme seçenekleri ve haciz kurallarına tabi olarak yürütülmeye devam eder.


9. Terör suçları, uyuşturucu ticareti veya cinsel suçlardan ağır hüküm giyen mahkûmlar hastalık ertelemesi hakkından faydalanabilir mi? 

Bu sayılan suç grupları, kanunun on yedinci maddesinde düzenlenen "kendi mazeretli isteğiyle" ceza ertelemesinden kati surette faydalanamazlar. Ancak hukuki konu "Ağır Hastalık ve İnsanın Yaşam Hakkı" olduğunda, kişi hangi ağır suçu işlemiş olursa olsun Adli Tıp Kurumu raporu alma hakkına ve başvurma hakkına sahiptir. Fakat kanunun altıncı fıkrası kapsamında (ağır hastalık) savcılık mutlaka "toplum güvenliği için somut tehlike oluşturmama" şartını emniyet istihbaratı vasıtasıyla araştırır. Terör ve organize suçlarda bu güvenlik tehlikesi genellikle mevcut bulunduğundan, kişi eve gönderilerek tahliye edilmez; bunun yerine cezası, Adalet Bakanlığının kurduğu tam teşekküllü R Tipi (Rehabilitasyon) yüksek güvenlikli cezaevlerinde infaz edilir.


10. Cumhuriyet Başsavcılığının hukuki ret kararına veya Adli Tıp Kurumunun tıbbi ret kararına karşı itiraz yolu açık mıdır? 

Evet, Türk hukuk sisteminde bu kararlara karşı yargı yolu açıktır. Cumhuriyet Başsavcılığının, mahkûmun erteleme talebini tıbbi raporları yetersiz bularak reddetmesi veya dışarıda tedavi gören hastanın aniden erteleme kararını kaldırarak polis zoruyla cezaevine geri çağırması gibi idari ve hukuki işlemlere karşı, hükümlünün kendisi, yasal vasisi veya özel avukatı vasıtasıyla işlemi yapan savcılığın bulunduğu adliyedeki İnfaz Hâkimliğine resmi ve yazılı itiraz başvurusunda bulunma anayasal hakkı her zaman mevcuttur.


11. Çocuğu ağır hasta olan kadın hükümlüler (anneler) için infaz erteleme şartları 2026 yılı itibarıyla nelerdir? 

Kanuna yeni eklenen Madde 16/A hükmü uyarınca; mahkemeden aldığı kesinleşmiş hapis cezası toplamı on yıl veya daha az olan kadın hükümlülerin (annelerin), on sekiz yaşını henüz doldurmamış, bakıma muhtaç seviyede ağır hasta veya engelli bir çocuğu varsa, annenin hapis cezası Cumhuriyet Başsavcılığınca ilk etapta bir yıla kadar ertelenebilir. Çocuğun hayati tedavi süreci devam ediyorsa bu bir yıllık süre bittikçe, altışar aylık dilimlerle en fazla dört kez daha uzatılarak annenin çocuğuna bakması ve yanında olması sağlanabilir.


12. Ağır hastaların infaz ertelemesinde aranan "toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmama" şartı hukuken ve fiilen nasıl tespit edilir? 

Bu son derece hassas güvenlik hususu, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bizzat kolluk kuvvetlerine (Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı, Terörle Mücadele Şubesi, Jandarma Komutanlığı) resmi müzekkereler (yazılar) yazılarak belirlenir. Kolluk birimleri; mahkûmun yatağa bağımlı dahi olsa suç örgütünü teknolojik yollarla yönlendirme potansiyelini, dışarıdaki suç mağdurlarına, tanıklara veya devlet görevlilerine intikam saikiyle zarar verme ihtimalini, geçmiş şiddet sabıka kaydını ve örgütsel derin bağlarını somut kanıtlara dayalı istihbari verilerle inceler ve savcıya gizli rapor sunar. Herhangi bir somut toplumsal tehlike tespit edilmezse hasta kişi tahliye edilerek evine veya hastaneye gönderilir.


Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.

Yorumlar


bottom of page