Türk Ceza Kanunu Madde 28: Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit Altında Suç İşlenmesi (2026 Güncel Rehber ve Ankara Uygulama Pratiği)
- Av. Mete ŞAHİN

- 22 Şub
- 18 dakikada okunur

Ceza hukukunun en temel ve evrensel prensiplerinden biri, bireylerin ancak özgür iradeleriyle işledikleri haksız fiillerden dolayı sorumlu tutulabilmeleridir. Modern ceza adalet sistemleri, "kusursuz ceza olmaz" ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Bir kişinin iradesi, dışsal ve karşı konulmaz bir müdahale ile tamamen ortadan kaldırıldığında veya ağır bir baskı altında büküldüğünde, o kişinin gerçekleştirdiği eylemin hukuki sonuçlarına katlanmasını beklemek hakkaniyete ve adaletin ruhuna aykırıdır. Bu bağlamda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlığı altında düzenlenen 28. maddesi, hukuk sistemimizin en kritik güvence mekanizmalarından birini oluşturmaktadır. Cebir ve şiddet ile korkutma ve tehdit kavramlarını titizlikle ele alan bu yasal düzenleme, failin iradesinin sakatlandığı istisnai kriz durumlarını tanımlayarak, gerçek suçlunun tespit edilmesine ve adaletin tecellisine hizmet etmektedir.
2026 yılı itibarıyla güncellenen mevzuat altyapısı, 10. Yargı Paketi ile şekillenen yeni infaz rejimleri ve Yargıtay'ın en son içtihatları ışığında, TCK Madde 28'in uygulanma şartları, hukuki niteliği ve ceza muhakemesi hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar çok daha karmaşık ve detaylı bir analizi zorunlu kılmaktadır. Özellikle yerel yargı çevresi olan Ankara ve Yenimahalle bölgesindeki mahkemelerin görev dağılımı, adliye yapılanması ve yargılama pratikleri, somut olayların çözümünde usul kurallarının ne denli hayati bir rol oynadığını açıkça göstermektedir. Bu kapsamlı rapor, TCK madde 28'in maddi ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku, infaz hukuku ve yerel Ankara yargı uygulamaları boyutlarını, vatandaşların faydalanabileceği şekilde incelemektedir.
I. Ceza Hukukunda İrade Özgürlüğü ve TCK Madde 28'in Temel Felsefesi
Türk Ceza Kanunu'nun 28. maddesi, kanun koyucu tarafından sınırları son derece belirgin ve net bir şekilde kaleme alınmıştır. İlgili yasa hükmüne göre; karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Maddenin devamında, bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişinin suçun faili sayılacağı kesin bir dille hüküm altına alınmıştır.
Kanun koyucu, mülga 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu'ndan farklı olarak, 5237 sayılı yeni TCK'yı hazırlarken hukuki terimleri sadeleştirmiş ve güncel, anlaşılır bir Türkçe kullanmaya özen göstermiştir. Madde gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere, yasa metninde ve başlığında eskiden kullanılan "ikrah" sözcüğü yerine, modern hukuk diline daha uygun olan "korkutma" sözcüğü tercih edilmiştir. Bu terminolojik değişim, yasanın vatandaşlar tarafından daha net anlaşılmasını sağlamakla kalmamış, aynı zamanda psikolojik baskı ve zorlama türlerinin geniş yelpazesini daha sağlam bir hukuki zemine oturtmuştur.
TCK Madde 28'in merkezinde yer alan dört temel unsur olan cebir, şiddet, korkutma ve tehdit, hukuki neticeleri itibarıyla aynı amaca hizmet etseler de, mağdur üzerindeki etki biçimleri ve uygulanış şekilleri açısından farklılık gösterirler. Cebir ve şiddet, mağdurun iradesini fiziki bir güç uygulayarak, bedensel bir müdahale ile devre dışı bırakan maddi zorlama araçlarıdır. Buna karşılık korkutma ve tehdit ise, kişinin gelecekte karşılaşabileceği bir zararı, kötülüğü veya tehlikeyi bildirerek onun iradesini yönlendiren, karar verme yetisini felce uğratan manevi ve psikolojik baskı unsurlarıdır. Hukuk sistemi, her iki durumu da kişinin serbest iradesiyle hareket etme ve doğruyu seçme yeteneğini yok eden ağır müdahaleler olarak kabul eder. Bu şartlar altında işlenen fiillerde ceza hukuku, adeta iradesiz bir araca veya vasıtaya dönüştürülen kişiyi değil, asıl baskıyı kuran, süreci planlayan ve neticeyi elde etmek isteyen kişiyi cezalandırma yolunu seçer.
II. Cebir ve Şiddet Kavramlarının Kapsamlı Hukuki Analizi
Maddenin birinci varyasyonu, suçun bizzat "cebir ve şiddet" altında işlenmesi halidir. Bir kimseye karşı maddi bir güç, zor veya bedensel müdahale kullanılarak, onun fiziki veya psikolojik direncinin kırılması ve bunun neticesinde kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiilin icra ettirilmesi hali ceza hukukunda cebir olarak tanımlanmaktadır. Şiddet kavramı ise cebri tamamlayan, ona yoğunluk katan, güç kullanımının sertliğini, acı vericiliğini ve yıkıcılığını ifade eden ayrılmaz bir unsurdur. Ancak kanun koyucu, herhangi bir cebir veya şiddetin varlığını otomatik olarak bir cezasızlık nedeni olarak kabul etmemiş, uygulanan gücün niteliğine dair çok kesin, aşılması zor bir eşik getirmiştir.
Cebir ve şiddetin TCK 28 kapsamında bir kusurluluğu ortadan kaldıran neden olarak değerlendirilebilmesi için, mağdurun uygulanan bu fiziki güce "karşı koyamayacağı" veya bu durumdan "kurtulamayacağı" ağırlıkta olması yasal bir zorunluluktur. Burada mahkemeler tarafından aranan ve incelenen kriterler hem objektif hem de sübjektiftir. Somut olayın meydana geliş şekli, fiili işlemek zorunda kalan kişinin fiziksel yapısı, yaşı, cinsiyeti, ruhsal durumu, maruz kaldığı şiddetin boyutu ve sürekliliği, o anki mekanın koşulları gibi tüm faktörler bir arada değerlendirilerek irade özgürlüğünün gerçekten tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı titizlikle incelenir.
Hukuk doktrininde ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında sıkça verilen klasik örnekler, bu şartın sınırlarını çok net bir şekilde çizer. Örneğin, profesyonel, yapılı ve güçlü bir boksörün, fiziksel olarak kendisinden çok daha zayıf, çelimsiz bir kişinin rahatlıkla defedebileceği, engelleyebileceği düzeydeki cılız bir şiddet eylemini bahane ederek, işlediği ağır bir suçtan dolayı cezalandırılmamayı talep etmesi hukuken hiçbir şekilde himaye görmeyecektir. Zira söz konusu boksör açısından o anki şiddet, karşı koyulamayacak veya kurtulunamayacak nitelikte ağır bir cebir değildir. Eğer irade özgürlüğünün kısıtlanması halinden o anki somut koşullar altında kaçarak, oradan uzaklaşarak, bağırarak yardım isteyerek veya doğrudan kolluk kuvvetlerine sığınarak kurtulmak fiilen mümkün ise, fail TCK 28 hükmünün sağladığı koruma kalkanından yararlanamaz. Devlet, bireyden her şeyden önce yasal yollara ve kolluk güçlerine başvurmasını bekler.
III. Muhakkak ve Ağır Korkutma veya Tehdit Unsurunun Sınırları

TCK Madde 28'in düzenlediği ikinci temel alan, maddi bir bedensel güç kullanılmaksızın, tamamen manevi ve psikolojik bir baskı ile kişiye suç işlettirilmesidir. Tehdit, failin bizzat kendisine veya yakınlarına, hayatı, vücut bütünlüğü, cinsel dokunulmazlığı veya malvarlığına yönelik olarak gelecekte veya o an gerçekleşecek büyük bir kötülüğün açıkça veya zımnen bildirilmesidir. Korkutma ise, bu tehditkar bildirimin failin iç dünyasında yarattığı derin psikolojik etkiyi, paniği ve çaresizlik hissini ifade eder. Tıpkı cebir unsurunda olduğu gibi, kanun koyucu her türlü basit korkutma veya sıradan tehdidi bir cezasızlık nedeni saymamış, "muhakkak ve ağır" olma koşulunu kesin, emredici bir dille yasaya derç etmiştir.
Bir tehdidin hukuken "muhakkak" kabul edilebilmesi için, bildirilen kötülüğün gerçekleşme ihtimalinin şüpheye yer bırakmayacak derecede yüksek, zamansal olarak çok yakın, doğrudan ve somut olması gerekmektedir. Tehdidin "ağır" olması şartı ise, zarar verileceği söylenen hukuki değerin (yaşam hakkı, vücut bütünlüğü vb.) büyüklüğü ile doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla, korkutmanın veya tehdidin ciddi, fail üzerinde son derece etkin ve istenen hukuka aykırı sonuca doğrudan ulaşabilir özelliklerde olması yargılamada mahkemelerce aranacak en temel unsurdur.
Bu durumu somutlaştırmak gerekirse; örneğin, halihazırda cezaevinde kapalı infaz kurumunda bulunan bir hükümlünün, dışarıdaki özgür bir kişiye telefonla ulaşarak "sana dışarıda fiziksel saldırıda bulunacağım" şeklindeki bir tehdidi, fiilen o an gerçekleştirme imkanı (muhakkaklığı ve yakınlığı) bulunmadığından, TCK 28 kapsamında kişiyi suça sürükleyecek ağır ve muhakkak bir tehdit olarak değerlendirilemez. Zira dışarıdaki kişinin savcılığa gidip şikayetçi olmak için yeterli zamanı ve imkanı vardır. Ancak, kişinin o an yanında veya ensesinde bulunan silahlı bir şahıs tarafından anında öldürüleceği veya ağır şekilde yaralanacağı yönündeki yakın, sıcak ve kurtulma imkanı sunmayan bir tehdit, bu yasa kapsamında geçerli bir irade sakatlığı nedeni olarak tereddütsüz kabul edilir.
Ceza hukukunda ayrıca "orantılılık ve ölçülülük" ilkesi bu noktada en kritik test olarak devreye girmektedir. Maruz kalınan cebir ve şiddetin veya korkutma ve tehdidin ağırlığı ile, kişinin bu baskı altında işlemek zorunda kaldığı suçun doğurduğu netice arasında mutlaka mantıksal ve vicdani bir orantı olması hukuki bir zorunluluktur. Arabasının yakılacağı, yani malvarlığına büyük bir zarar verileceği tehdidine uğrayan bir kişinin, sadece bu maddi zararla karşılaşmamak maksadıyla eline silah alıp masum bir insanı kasten öldürmesi (yaşama hakkına saldırı) gibi bir durum asla TCK 28 kapsamında değerlendirilemez ve kişinin cezalandırılması beklenir. Zira hukuk düzeninin koruduğu üstün değer (araba/maddi varlık) ile feda edilen değer (insan hayatı) arasında hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği kadar açık bir uçurum ve orantısızlık mevcuttur. Hukuk sistemi, salt malvarlığını veya daha düşük bir hakkı korumak adına başkasının en kutsal hakkı olan yaşam hakkının ihlal edilmesini, tehdit altında dahi olsa mazur göremez.
IV. Dolaylı Faillik Kurumu ve Gerçek Suçlunun Cezalandırılması
TCK Madde 28 uygulamasının ceza hukuku teorisindeki en belirgin ve çarpıcı hukuki sonucu, haksız fiili bedeniyle bizzat icra eden, tetiği çeken veya malı alan kişinin (görünürdeki suçu işleyen kişinin) ceza hukuku anlamında fail olarak sorumlu tutulmaması ve asıl failin, arka planda bu ağır baskıyı kuran, cebir ve tehdidi uygulayan kişi olarak kabul edilmesidir. Bu hukuki durum, modern ceza teorisinde "dolaylı faillik" kurumunun en kusursuz ve tipik örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Suç, doğası gereği iradi ve bilinçli bir hareketle ceza normunun ihlal edilmesidir. Karşı koyamayacağı ağır bir cebir veya muhakkak ve ağır bir tehdit altında ölüm korkusuyla hareket eden kişi, eylemin maddi unsurlarını, yani dış dünyadaki hareketleri kendi fiziksel bedeniyle gerçekleştirmiş olsa dahi, bunu özgür iradesiyle, seçme hakkını kullanarak yapmamıştır. Bu kimse, suçun işlenmesi sürecinde asıl suçlu tarafından adeta cansız bir alet, bir silah veya iradesiz bir vasıta konumuna indirgenmiştir. Dolayısıyla, bu kişide suçun oluşması için aranan kast veya taksir gibi manevi unsurların varlığından söz etmek hukuken imkansızdır.
İrade bozukluğuna, korkuya ve fiilin zorla işlenmesine sebep olan kişi ise, eylemin tüm fikri ve iradi altyapısını hazırlayan, yönlendiren, tasarlayan ve haksız neticeyi elde etmeyi asıl isteyen kişidir. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu, adaletin tam tecellisi için bu azmettirici veya zorlayıcı kişiyi suçun gerçek, asli ve tek faili olarak kabul eder. İşlenen suç hırsızlıksa hırsızlıktan, cinayetse kasten adam öldürmeden dolayı tüm cezai yaptırımlar, ağırlaştırıcı nedenlerle birlikte bizzat bu zorlayıcı kişiye yüklenir.
V. TCK 28'in Kusurluluğu Kaldıran Diğer Nedenlerle Karşılaştırmalı Analizi
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" bölümünde (TCK 24 ile 34. maddeler arası), görünürde TCK 28'e benzeyen ancak hukuki niteliği, uygulama şartları ve doğurduğu yargısal sonuçlar itibarıyla birbirinden çok keskin çizgilerle ayrılan başka kurumlar da mevcuttur. Olayın mahkemeye intikal ettiğinde doğru nitelendirilmesi, ceza avukatlarının savunma stratejilerini inşa ederken en çok dikkat ettikleri ve davanın kaderini belirleyen husustur.
Ceza hukukunda bir fiilin suç sayılabilmesi için tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu olması gerekir. Bir kişinin işlediği fiilin hukuka aykırılık karinesini tamamen çürüten ve fiili hukuka uygun hale getiren haller arasında meşru müdafaa (haklı savunma), kanunun emrini ifa, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası bulunur. Mutlak bir hak ihlalini gerçekleştiren fail, eğer bunu meşru savunma sınırları içinde veya yasal bir hakkın kullanılması durumunda yapmışsa, hukuka aykırılık karinesi çürütülmüş olur ve eylem suç olmaktan çıkar.
Aşağıdaki tablo, ceza hukukundaki farklı kurumların hukuki niteliklerini ve yargılama neticesinde verilecek karar türlerini kapsamlı bir şekilde özetlemektedir:
Ceza Hukuku Kurumu | İlgili Kanun Maddesi | Hukuki Niteliği | Uygulama Şartları ve Kriterleri | Verilecek Karar Türü (CMK) |
Cebir ve Şiddet / Tehdit | TCK Madde 28 | Kusurluluğu Ortadan Kaldıran Neden | Karşı koyulamayacak fiziki güç, kurtulunamayacak muhakkak ve ağır tehdit altında kalma | Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CYVO) |
TCK Madde 25/1 | Hukuka Uygunluk Nedeni | Kendisine veya başkasına yönelen haksız bir saldırıyı o anki hal ile orantılı bir şekilde defetme zorunluluğu | Beraat Kararı | |
TCK Madde 25/2 | Kusurluluğu Ortadan Kaldıran Neden | Ağır ve muhakkak bir doğa veya insan kaynaklı tehlikeden başka suretle korunamama | Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CYVO) | |
Hata (Maddi veya Hukuki) | TCK Madde 30 | Kusurluluğu Etkileyen Neden | Suçun maddi/nitelikli unsurlarında veya fiilin haksızlık bilincinde (yasak hatası) kaçınılmaz bir yanılgıya düşme | Beraat veya CYVO (Hatanın türüne ve kaçınılmazlığına göre değişir) |
TCK Madde 26 | Hukuka Uygunluk Nedeni | Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin açıkladığı geçerli rıza çerçevesinde fiilin işlenmesi | Beraat Kararı | |
Yaş Küçüklüğü ve Akıl Hastalığı | TCK Madde 31 ve 32 | Kusur Yeteneğini Kaldıran Neden | 12 yaşından küçük olma veya eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamama durumu | Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CYVO) ve Güvenlik Tedbiri Uygulanması |
Kavramları somutlaştırmak hukuki anlaşılırlığı artırır. Örneğin, TCK Madde 26 kapsamında düzenlenen hakkın kullanılması veya ilgilinin rızası durumunda, rıza gösteren kişinin iradesi hukuken geçerlidir ve bu rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez (örneğin dövüş sporlarındaki yaralanmalar veya tıbbi müdahaleler). Hata hallerinde (TCK 30); köy sınırları içerisinde yer alan tarihi bir kervansarayın kapısının düştüğünü gören ve tamamen iyilik maksadıyla birkaç çivi çakarak kapıyı yerine sabitleyen bir köylünün durumu klasik bir örnektir. Bu kişi "tarihi esere kasten zarar verme" gibi bir haksızlık bilinci taşımadığı için TCK m.30/4 kapsamında kaçınılmaz bir yasak hatasına düşmüş kabul edilir ve kusurluluğu ortadan kalkar.
Öte yandan, iradi olmayan geçici nedenlerle, yani failin kendi rızası dışında (zorla veya hileyle) alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında suç işlemesi durumunda da ceza sorumluluğu kusur durumuna göre değerlendirilir ve kişi cezalandırılmayabilir. Ancak burada çok ince bir çizgi vardır; iradi olarak, yani kendi özgür seçimiyle bilerek alkol veya uyuşturucu alan kişiler, bu indirimlerden veya cezasızlık hallerinden kesinlikle yararlanamazlar.
Bununla birlikte, yaş küçüklüğü (TCK 31) ve akıl hastalığı (TCK 32) da kusur yeteneğini doğrudan temelinden etkileyen biyolojik ve psikolojik faktörlerdir. 12 yaşını doldurmamış çocukların veya eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacak derecede ağır akıl hastalarının hiçbir koşulda ceza sorumluluğu bulunmaz. Bu kişilere hapis cezası verilemez, yalnızca kanunda belirtilen tedavi edici ve koruyucu güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
VI. Ceza Muhakemesi Hukuku Kapsamında Verilecek Kararlar ve Adli Sicil Etkisi

Maddi ceza hukukundaki bu derin teorik kavramların, adliye koridorlarında ve mahkeme salonlarında yapılan uzun yargılamalar neticesinde somut olarak hangi hüküm türüne dönüşeceği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 223'te açıkça, tereddüde mahal bırakmayacak şekilde düzenlenmiştir. TCK 28'in uygulanması noktasında uygulamada, medyada ve halk arasında en sık düşülen hukuki yanılgı, mahkemenin tehdit altında suç işleyen fail hakkında "Beraat" kararı vereceğinin sanılmasıdır.
Hukuki gerçeklik ve usul kuralları ise şöyledir: CMK Madde 223/3-b bendine göre, karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu durumda mahkeme, sanık hakkında teknik olarak beraat değil, "Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CYVO)" vermek zorundadır.
Neden beraat verilmez? Beraat kararı (CMK m.223/2) ancak ve ancak eylemin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, failin kast veya taksirinin bulunmaması veya eylemin bir hukuka uygunluk nedeni (örneğin TCK 25 meşru müdafaa) kapsamında işlenmesi hallerinde verilir. Meşru savunmada fail, saldırgana karşı kendisini korurken hukuka uygun, haklı bir fiil işlediği için eylem suç olmaktan çıkar ve kişi beraat eder. Oysa cebir ve tehdit altında işlenen fiil özünde halen "hukuka aykırı" bir eylemdir. Örneğin tehdit altında çalınan bir mal halen çalınmıştır, ortada işlenmiş bir hırsızlık suçu vardır. Ancak fiili işleyen kişinin o anki şartlar altında iradesi sakatlandığı için ceza hukuku anlamında "kusuru" bulunmamaktadır. Kusursuz ceza olmaz evrensel ilkesi gereği, kişi eylemin haksızlık teşkil ettiğini bilse de iradesini yönlendirme yeteneğinden o an için yoksun bırakıldığı için cezalandırılmaz ve CYVO kararı ile dosya kapatılır.
Mahkemeler duruşma sonunda hüküm kurarken, cezasızlık halleri ile failin kusurunun bulunmaması nedenlerinden tam olarak hangisine dayanarak ceza verilmesine yer olmadığı kararı verdiğini gerekçeli kararında ayrıntılı olarak açıklamak zorundadır (CMK m.230/3). Bu şeffaflık zorunluluğu keyfiliği önler. Ayrıca bu gerekçe, kişinin Adli Sicil kaydının (halk arasındaki tabiriyle sabıka kaydı) tutulmasında sistemde bir veri olarak yasal çerçevede muhafaza edilir. Usul hukukunun en temel ve sanık lehine olan kurallarından biri de şudur: Eğer dosyada derhal beraat kararı verilebilecek haller varsa (örneğin fiilin sanık tarafından işlenmediği çok açıksa veya ortada bir suç yoksa), mahkeme sanık hakkında durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı veremez (CMK m.223/9). Mahkeme öncelikle sanığı temize çıkaracak beraat koşullarının oluşup oluşmadığını incelemekle yükümlüdür.
VII. 2026 Yılı Güncel Yargıtay İçtihatları Işığında Emsal Kararlar Analizi
Kanun maddesinin teorik ve akademik çerçevesi, Yargıtay'ın (Yüksek Mahkeme) verdiği emsal niteliğindeki bozma ve onama kararları ile pratik hayatta somutlaşır. 2024, 2025 ve özellikle 2026 yıllarına sirayet eden güncel Yargıtay kararları incelendiğinde, yüksek mahkemenin tehdidin ve cebirin niteliği konusunda son derece seçici, dar yorumlayıcı ve katı davrandığı görülmektedir. Yargıtay, TCK 28'in suistimal edilerek asıl suçluların cezadan kurtulma aracı haline gelmesine kesinlikle izin vermemektedir.
Yargıtay kararlarından birinde (6. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında), yağma (gasp) suçunun unsurları derinlemesine incelenirken fiziksel güç (cebir) ile manevi zorlama (tehdit) arasındaki ince fark ortaya konmuştur. İlgili karara göre, bir mağdurun veya sanığın failin toplumdaki genel şöhretinden, mafyatik nüfuzundan veya statüsünden kaynaklanan soyut bir korku hissetmesi, yağma suçunun teşekkülü veya TCK 28 kapsamında bir tehdit sayılabilmesi için tek başına yeterli bulunmamıştır. Tehdidin belirli, muhakkak, hedefe kilitlenmiş ve somut bir yönelime sahip olması, failin iradesini o an kitlemesi şart koşulmuştur.
Benzer şekilde, Türkiye'nin ulusal güvenliğini yakından ilgilendiren Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin silahlı terör örgütüne (örneğin DAEŞ, FETÖ) üye olma suçuna ilişkin 2024 tarihli (Karar No: 2024/5685) emsal kararında da sanığın "kendi iradem dışında, ağır bir ölüm tehdidi altında örgüte katıldım ve faaliyet yürüttüm" yönündeki savunmaları TCK Madde 28 çerçevesinde çok sıkı bir süzgeçten geçirilmiştir. Mahkemeler, bu tür ağır devlete karşı işlenen suçlamalarda kişinin gerçekten kurtulma, örgütten kaçma veya yetkili devlet mercilerine (kolluk kuvvetlerine, savcılığa) sığınma imkanı olup olmadığını milimetrik bir incelemeyle değerlendirmektedir. Eğer kişi, maruz kaldığı iddia edilen baskıdan devletin koruyucu mekanizmalarına sığınarak kurtulabilme şansına uzun süre sahipken bunu yapmamış ve örgüt içindeki suç faaliyetlerine aylar veya yıllar boyu devam etmişse, Yargıtay bu kişilerin TCK 28 hükümlerinden yararlanamayacağına ve cezalandırılmaları gerektiğine hükmetmektedir.
VIII. 10. Yargı Paketi ve İnfaz Rejimindeki Değişikliklerin TCK 28 Faillerine Etkisi
TCK 28 uygulamasında, mağdur durumdaki kişiyi piyon olarak kullanan, ona cebir veya tehdit uygulayan "asıl failin" (suçu azmettiren veya dolaylı failin) adalet sistemi tarafından tespit edilip en ağır şekilde cezalandırılması büyük önem taşımaktadır. 2026 yılı itibarıyla yürürlüğe giren ve ceza hukuku infaz pratiğini derinden etkileyen 10. Yargı Paketi, tam da bu asıl faillerin cezaevi sürelerinde ve infaz rejimlerinde köklü değişiklikler yaratmıştır.
10. yargı paketinin yasalaşmasındaki temel amaç; toplumda oluşan "cezasızlık algısını" kesin olarak ortadan kaldırmak, suç işlemeyi meslek edinenlere karşı caydırıcılığı artırmak, mağdur haklarını güçlendirmek ve bozulan adalet dengesini yeniden tesis etmektir. Önceden, özellikle "ikinci tekerrür" durumundaki (mükerrer, yani ceza aldıktan sonra uslanmayıp defalarca suç işleyen) suçlular, koşullu salıverilme (şartlı tahliye) ve denetimli serbestlik haklarından tamamen mahrum bırakılarak cezalarının tamamını (4/4 kuralı) kapalı ceza infaz kurumunda çekmek zorundaydılar. Yeni düzenleme ile cezaevi popülasyonu, toplumla entegrasyon ve modern rehabilitasyon ilkeleri gözetilerek bu son derece katı kural belirli şartlarla esnetilmiştir. Artık ikinci kez mükerrer suç işleyen hükümlüler, aldıkları süreli hapis cezalarının dörtte üçünü (3/4) cezaevinde "iyi halli" olarak infaz etmeleri durumunda koşullu salıverilmeden ve açık ceza infaz kurumuna geçiş imkanından faydalanabilmektedirler.
Bu güncel durumun TCK Madde 28 açısından pratikteki anlamı şudur: Masum bir kişiyi ağır tehdit altında suç işlemeye zorlayan ve "asıl fail" sıfatıyla uzun yıllar hapse mahkum edilen bir zorba, eğer geçmişte de sabıkası olan mükerrer bir suçlu ise, eskisinden daha farklı bir infaz hesaplamasına tabi tutulacaktır. Bu faillerin infaz sürelerinin, ceza miktarının, işlenen suçun türünün (terör, cinsel saldırı veya uyuşturucu gibi istisnai suçlar hariç) ve suçlunun yaşının hesaplanması süreci İnfaz Savcılıkları ve Ceza Tevkif Evleri bünyesinde, son mevzuat değişiklikleri dikkate alınarak milimetrik olarak gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, 10. Yargı Paketi kapsamında 5651 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklerle, internet ve sosyal medya üzerinden işlenen tehdit, şantaj ve korkutma suçlarında içerik çıkarma ve erişim engeli süreçleri çok daha hızlı ve net bir zemine kavuşturulmuştur.
IX. Ankara ve Yenimahalle Özelinde Ceza Yargılaması Pratiği, Adliye Yapılanması ve Yetki Kuralları

Bir ceza soruşturmasının ve davasının adil, hızlı, şeffaf ve hatasız yürütülmesinde maddi ceza hukuku kuralları (TCK) kadar, o soruşturmanın nerede, hangi binalarda ve hangi makamlarca yürütüleceği (yetki ve görev kuralları) de bir o kadar elzemdir. Özellikle Ankara gibi nüfusu yoğun ve coğrafi olarak geniş büyükşehirlerde adliyelerin ilçelere göre parçalı ve bölünmüş yapısı, usulü bilmeyen vatandaşların yanlış yerlerde vakit kaybetmesine ve telafisi güç hak kayıplarına uğramasına neden olabilmektedir.
Hukuka aykırı bir fiil veya bir tehdit iddiası nedeniyle kişinin hürriyeti bağlayıcı ağır tedbirlerle (yakalama emri, gözaltı, tutuklama talebi) karşı karşıya kaldığı durumlarda, en hızlı şekilde doğru adliyeye ve yetkili mahkemeye müracaat etmek hayati önem taşır. Ankara il sınırları içerisinde ceza davaları, yargı çevresi olarak temel olarak iki devasa ana yargı merkezinde görülür.
Ankara'daki Ana Adliye Merkezleri | Bulunduğu Açık Adres ve Konum | Sorumlu Olduğu Görev Çevresi (İlçeler) | Mahkeme Yapısı ve Temel İşlevi |
Ankara Adalet Sarayı (Sıhhiye - Merkez Ana Bina) | Hacı Bayram Veli Mah. Atatürk Bulvarı No:40 Sıhhiye / Çankaya | Yenimahalle (Batıkent, Demetevler, OSTİM, İvedik, Şentepe vb. mahalleleri), Çankaya, Keçiören, Mamak, Altındağ, Pursaklar | Ağır Ceza, Asliye Ceza, Sulh Ceza Hakimliği, Müracaat ve Soruşturma Savcılıkları |
Ankara Batı Adalet Sarayı (Sincan) | Oğuzlar Mah. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Cd. No:52 Etimesgut / Ankara | Etimesgut, Sincan, Kahramankazan ve bu hatta bağlı diğer batı ilçeleri | Batı bölgesi merkezli tüm ceza soruşturmaları, Sulh Ceza Hakimlikleri ve Kovuşturma işlemleri |
Bu tabloya göre, hukuki işlemlerde en çok karıştırılan husus Yenimahalle ilçesinin durumudur. Yenimahalle ilçesi sınırlarında ikamet eden veya bu bölgede bir ceza davasına taraf olan kişilerin (örneğin Yenimahalle Batıkent'te bir işyerinde cebir ve tehdit olayı neticesinde suç işlenmesi vakası) savcılık soruşturmaları ve yargılamaları kural olarak Sıhhiye meydanında bulunan Ankara Adalet Sarayı'nda (Merkez Bina) görülür. Ancak Yenimahalle / Gazi Mahallesi sınırları içerisinde fiziksel olarak bulunan "Ankara Adliyesi 5 Nolu Ek Hizmet Binası", ismine rağmen genel ceza davalarına bakmaz. Bu bina sadece "Fikri ve Sınai Haklar" (marka, patent, telif) mahkemelerine tahsis edilmiştir ve burada savcılık müracaatı veya ceza duruşmaları yürütülmez.
Öte yandan, yakalama kararlarının infazında durum farklılık gösterebilir. Eğer bir vatandaş Yenimahalle sınırları içerisinde (örneğin OSTİM veya Demetevler'de) rutin bir polis Genel Bilgi Toplama (GBT) kontrolüne girer ve hakkında geçmişten gelen bir "Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı" (Sincan) kaynaklı yakalama kararı olduğu sistemde çıkarsa, o kişinin sevk işlemi doğrudan yakalama kararını çıkaran merci olan Ankara Batı (Sincan) Adliyesine yapılır. Bu gibi acil tutuklamaya sevk durumlarında, avukatların yazacağı itiraz dilekçelerinin başlığına gecikmeksizin "ANKARA BATI NÖBETÇİ SULH CEZA HÂKİMLİĞİ'NE" yazılması zorunludur. Yanlışlıkla Sıhhiye adliyesine hitaben yazılan evrakın yanlış havuza düşmesi, sanığın hürriyetinin kısıtlanma süresinin yok yere uzamasına, hafta sonu nezarette kalmasına neden olabilir. Tereddüt edilen durumlarda avukatlar mutlaka UYAP kayıtlarını ve Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Adli Yargı Rehberi'ni anlık olarak teyit etmelidir. SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) sayesinde uzaktaki mahkemelere ifade vermek Ankara adliyelerinde oldukça kolaylaştırılmıştır.
Basit yaralama, hırsızlık, hakaret, tehdit ve şantaj gibi toplumda daha sık rastlanan ve nispeten daha hafif nitelikli fiiller Asliye Ceza Mahkemelerinde; yağma (gasp), kasten adam öldürme, nitelikli dolandırıcılık ve silahlı terör örgütü suçları gibi ağır suçlar ise adet Ağır Ceza Mahkemelerinde görülmektedir. Yerel mahkemelerin ceza verilmesine yer olmadığı (CYVO), beraat veya mahkumiyet kararlarına karşı, bir üst merci olan Ankara Bölge Adliye Mahkemelerine (İstinaf) başvurulabilir. 2026 yılı itibarıyla İstinaf mahkemelerindeki olağanüstü iş yükü nedeniyle, temyiz ve istinaf dilekçelerinin son derece özenli, gerekçeli, maddi olguları destekleyen ve hukuki normlara (özellikle TCK 28 gibi çok hassas irade sakatlığı iddialarına) tam uyumlu olarak hazırlanması gerekmektedir. Dosyanın İstinaf'tan sanık lehine dönmesi veya bozulması için bu profesyonel titizlik yegane şarttır.
Ceza yargılaması, maddi gerçeğin bağımsız mahkemelerce araştırıldığı ve her türlü şüpheden mutlak surette sanığın yararlandığı (in dubio pro reo) çok hassas bir sistemdir. Bu aşamada, konusunda uzman bir Ankara Yenimahalle ceza avukatı ile çalışmak, miras hukuku, aile (boşanma) veya iş hukuku gibi hukuk mahkemesi disiplinlerinden çok daha farklı ve anlık sert refleksler gerektiren ceza muhakemesi sürecinde şüpheli veya sanığın yegane ve en güçlü savunma hattını oluşturur. Gerek soruşturma evresinde kollukta veya savcılıkta alınan ilk ifadelerde gerekse kovuşturma evresindeki çapraz sorgulu duruşmalarda TCK Madde 28 uyarınca ağır tehdit şartlarının varlığını ispatlamak, ceza avukatının hukuki altyapısı, tecrübesi ve somut delilleri (HTS kayıtları, kamera görüntüleri) mahkemeye sunuş stratejisiyle doğrudan ilişkilidir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Birinin bana veya aileme zarar vereceğini söyleyerek "bunu yapmazsan seni döverim" demesi üzerine hırsızlık yaparsam mahkemede ceza alır mıyım?
Burada mahkemenin ilk değerlendireceği konu, size yöneltilen tehdidin "ağır ve muhakkak" (hemen gerçekleşecek) olup olmadığıdır. Sadece "seni döverim" şeklindeki, hemen o an gerçekleşmesi beklenmeyen veya polise giderek, bağırarak veya oradan uzaklaşarak kolayca kurtulabileceğiniz basit bir tehdit genel olarak TCK 28 kapsamında sizi cezadan kurtarmaz. Tehdidin o an, silahla veya ağır bir şiddetle gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olması ve sizin buna karşı koyamayacağınız nitelikte bir baskı altında olmanız şarttır. Aksi halde, alternatif bir kurtuluş yolunuz varken işlediğiniz hırsızlık suçundan dolayı doğrudan sorumlu tutulursunuz.
2. Kafama doğrudan silah dayatılarak ve ölümle tehdit edilerek bir suç işlemeye zorlandım. Yargılama sonunda Mahkeme kararı "Beraat" mi olur?
Halk arasında bu durum genellikle beraat olarak bilinse de hukuki gerçeklik farklıdır. Mahkemenin vereceği karar teknik olarak "Beraat" değildir. Ceza kanunlarımıza göre beraat, eylemin kanunda suç oluşturmaması veya meşru müdafaa gibi hakkın kullanıldığı hallerde verilir. Kafanıza silah dayanması (ağır ve muhakkak tehdit/cebir) ortadaki suçu yok etmez, ancak sizin "kusurluluğunuzu" ortadan kaldırır. Bu nedenle mahkeme hakkınızda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 223/3-b fıkrası uyarınca "Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CYVO)" verir. Eylem doğası gereği suçtur, ancak iradeniz başkası tarafından sakatlandığı için siz cezalandırılmazsınız.
3. Bana karşı fiziksel cebir ve şiddet uygulayarak beni suça alet eden, bana suç işleten o kişi ne gibi bir hukuki ceza alır?
Sizi fiziken zorlayarak, şiddet uygulayarak, iradenizi kırarak veya ağır şekilde ölümle tehdit ederek suç işleten kişi, Türk Ceza Kanunu Madde 28'in ikinci cümlesi gereğince "suçun bizzat ve gerçek faili" sayılır (dolaylı faillik). Yani ortada bir dolandırıcılık yapılmışsa o kişi dolandırıcılıktan, birisi yaralanmışsa o kişi kasten adam yaralama suçundan bizzat kendi eliyle o fiili işlemiş gibi ağır ceza mahkemelerinde yargılanır ve cezalandırılır. Suçu sizin üzerinizden işlemiş olması onu sorumluluktan kurtarmaz, aksine durumu ağırlaştırabilir.
4. Zorunluluk (Iztırar) hali (TCK 25/2) ile TCK 28'deki cebir ve tehdit aynı kavramlar mıdır? Hukuki farkları nelerdir?
İki kavram sonuçları itibarıyla birbirlerine çok benzerler ancak teknik olarak farklı yasal kurumlardır. Zorunluluk hali (TCK 25/2), kendinizin veya başkasının bir hakkına yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeden (örneğin doğadan gelen vahşi bir hayvan saldırısından, selden, trafik kazasından veya yangından) kurtulmak için başka çare kalmadığında başkasının malına zarar vermek gibi işlenen fiilleri kapsar. TCK 28 ise, doğrudan kötü niyetli bir "insanın" diğer bir insana kastlı olarak, planlayarak kurduğu cebir, şiddet ve tehdidi konu alır. Her iki durumda da mahkeme "Ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verecektir.
5. Otoparktaki pahalı arabamı yakmakla tehdit ettiler, ben de panikleyip onlardan korktuğum için masum bir adamı yaraladım. TCK 28'den faydalanarak cezadan kurtulabilir miyim?
Büyük ihtimalle faydalanamazsınız. Ceza hukukunda en temel ölçütlerden biri "orantılılık ve ölçülülük" esasıdır. Arabanızın yanması (malvarlığınıza yönelik parasal bir tehdit) ile bir başka insanın beden ve vücut bütünlüğüne (kasten yaralama suçu) vereceğiniz zarar arasında çok ciddi bir dengesizlik ve vicdani orantısızlık vardır. Kendi maddi malınızı korumak için başkasının canını veya vücut bütünlüğünü feda etmeye hakkınız yoktur. Bu ölçüsüz eyleminizden dolayı kasten yaralamadan cezalandırılırsınız.
6. Ankara Yenimahalle'de ikamet ediyorum ve hakkımda bir ceza davası açıldı, mahkemem tam olarak nerede ve hangi adliyede görülecek?
Yenimahalle ilçesi (Batıkent, Demetevler, Şentepe, OSTİM, İvedik, Gazi Mahallesi vb. tüm bölgeler dahil) yargı haritası kural olarak Ankara Adalet Sarayı'nın (Sıhhiye meydanındaki Merkez Adliye binası) yargı çevresindedir. İster Ağır Ceza ister Asliye Ceza davanız olsun, duruşmalarınız Sıhhiye'deki devasa ana binada görülecektir. Sincan'da bulunan Ankara Batı Adliyesi, sadece istisnai yakalama evrakları veya suçun bizzat Sincan/Etimesgut çevresinde işlendiği durumlar haricinde Yenimahalle ikametli vatandaşların genel ceza yargı yetkisi dışındadır.
7. Yenimahalle sınırları içinde olan Gazi Mahallesi'ndeki 5 Nolu Ek Hizmet Binası'nda ceza davalarına (Asliye/Ağır ceza) bakılır mı? Oraya gitmem gerekir mi?
Hayır, gitmeniz gerekmez. Yenimahalle (Gazi Mahallesi) sınırları içerisinde yer alan Ankara Adliyesi 5 Nolu Ek Hizmet Binası, coğrafi olarak Yenimahalle'de bulunmasına rağmen yalnızca "Fikri ve Sınai Haklar" (marka, patent, telif, tasarım uyuşmazlıkları) hukuk ve ceza mahkemelerine özel olarak tahsis edilmiştir. Sokakta işlenen kavga, tehdit, dolandırıcılık gibi genel ceza soruşturmaları ve duruşmaları bu binada kesinlikle yapılmaz. Doğrudan Kızılay/Sıhhiye'deki ana binaya gitmeniz gerekmektedir.
8. Yeni yürürlüğe giren 10. Yargı Paketi uyarınca, ikinci kez suç işleyen (mükerrer) faillerin infaz durumunda ne gibi değişiklikler oldu?
2026 infaz düzenlemeleriyle, ikinci kez suç işleyen (hukuki tabiriyle ikinci tekerrürlü) hükümlüler, eskiden aldıkları cezaların tamamını (4/4 kuralı ile) kapalı cezaevinde hiçbir indirim almadan çekerken, bu sert yasa maddesi değiştirilmiştir. Artık yeni yasa ile süreli hapis cezalarının dörtte üçünü (3/4 oranında) cezaevinde "iyi halli" olarak, kurallara uyarak geçirmeleri koşuluyla, bu mahkumlar da koşullu salıverilme (şartlı tahliye) ve açık cezaevine ayrılma hakkından yararlanabilmektedirler.
9. Üzerimde kurulan cebir ve ölüm tehdidi iddiasını mahkemede hakime nasıl ispatlarım? Sadece sözlü beyanım yeterli mi?
Ceza yargılamasında hakimin amacı "maddi gerçeği" şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaktır. Sadece "beni ölümle tehdit ettiler, zorladılar" şeklindeki soyut sözlü beyanlar, desteklenmediği sürece mahkeme nezdinde itibar görmez. O an yaşadığınız durumu destekleyecek her türlü hukuka uygun delili sunmalısınız. Bunlar; olay yerindeki güvenlik kamera kayıtları, olayı tesadüfen gören tarafsız tanık beyanları, varsa maruz kaldığınız şiddete dair darp ve sağlık raporları, sizi tehdit eden mesajların WhatsApp veya SMS ekran görüntüleri ve telefon sinyal bilgilerini içeren HTS (Historical Traffic Search) kayıtlarıdır.
10. Suçu işlediğim esnada iradi olarak (kendi hür isteğimle) aşırı derecede alkollüydüm, bu durum irademin sakatlandığı anlamına gelir mi ve bana ceza indirimi sağlar mı?
Hayır, sağlamaz. Türk Ceza Kanunu sistemine ve Yargıtay uygulamalarına göre iradi (yani kendi isteğiniz, seçiminiz ve özgür iradenizle) alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde işlenen suçlarda, failin ceza sorumluluğu tamdır. Kendinizi kendi isteğinizle bu duruma soktuğunuz için herhangi bir indirim veya cezasızlık nedeni uygulanmaz. Ancak, içeceğinize sizden habersiz bir ilaç katılmışsa veya size fiziksel zorla/hileyle uyuşturucu madde verilmişse (gayriiradi durum), işte o zaman bu geçici neden kusurluluğu etkileyen bir hal olarak değerlendirilir ve ceza almayabilirsiniz.
11. Kanunu yanlış bilme, yani Hata (TCK 30) kurumu ile Cebir ve Şiddet (TCK 28) kurumu arasındaki hukuki ve mantıksal fark nedir?
Hata (yanılma), sizin eyleminizi tamamen kendi hür iradenizle, baskı altında kalmadan yapmanız ancak olayın maddi şartlarını veya hukuki olarak yasak olduğunu yanlış bilmeniz durumudur (örneğin ava çıktığınızda hareket eden bir çalıyı vahşi hayvan sanıp ateş ettiğinizde aslında bir insana isabet etmesi). Cebir ve şiddette ise durumu tüm gerçekliğiyle bilirsiniz, fiilin suç olduğunu ve adalet önünde yanlış olduğunu algılarsınız ancak bedeninize veya psikolojinize anlık uygulanan karşı konulmaz güç ve ölüm/yaralanma korkusu yüzünden başka hiçbir seçeneğiniz olmadığı için o suçu mecburen işlersiniz. İkisi de kusuru etkiler ama ortaya çıkış sebepleri taban tabana zıttır.
12. Ceza davasında Ankara'da bir ceza avukatı ile çalışmak kanunen zorunlu mu? İstinaf mahkemesi süreci nasıl işler?
Türk Hukuk sisteminde, çocukların (suça sürüklenen çocuk) yargılamaları, sağır ve dilsizler ile alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezası gerektiren (kasten öldürme vb.) ağır suçlar gibi yasadaki bazı istisnai haller dışında avukat (müdafi) ile temsil edilmek zorunlu değildir, vatandaş kendi davasını yürütebilir. Ancak ceza hukuku, hürriyeti doğrudan bağlayan en teknik alandır. Özellikle Asliye veya Ağır Ceza mahkemelerinde haksız yere verilen kararlara karşı Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'ne (İstinaf) yapılacak başvurularda, dilekçenin hukuki normlara, Yargıtay emsallerine uygun gerekçelendirilmesi davanın gidişatını (bozma veya onama kararını) doğrudan tayin eder. Usul hataları hak kaybına yol açacağından, hukuki süreçlerde uzman bir müdafiden profesyonel destek alınması telafisi imkansız zararları önler.
Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.



Yorumlar