top of page

Türk Medeni Hukuku Kapsamında Zina (Aldatma) Sebebiyle Boşanma Davası: Teori, Uygulama ve İçtihatlar Işığında Kapsamlı Bir İnceleme

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Mete ŞAHİN
    Av. Mete ŞAHİN
  • 7 Oca
  • 16 dakikada okunur
Zina nedeniyle boşanma davası dilekçesi ve alyans

Giriş


Türk Medeni Hukuku sistematiği içerisinde boşanma sebepleri, evlilik birliğinin sürdürülebilirliğini ortadan kaldıran veya derinden sarsan olgular üzerine inşa edilmiştir. Bu sebepler arasında, tarihsel kökenleri, toplumsal ahlak anlayışındaki yeri ve hukuki sonuçlarının ağırlığı bakımından en çarpıcı ve en ağır sonuçları olanı hiç şüphesiz "Zina" (Aldatma) olgusudur. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 161. maddesinde düzenlenen zina, kanun koyucu tarafından "özel" ve "mutlak" bir boşanma sebebi olarak tanımlanmıştır. Bu nitelendirme, zinanın ispatlanması halinde hakimin evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını ayrıca araştırmasına gerek kalmaksızın boşanmaya hükmetmek zorunda olması sonucunu doğurur.


Boşanma davaları pratiğinde zina, sadece duygusal bir yıkım değil, aynı zamanda mal rejiminin tasfiyesinden tazminat hesaplamalarına, velayet düzenlemelerinden nafaka yükümlülüklerine kadar geniş bir yelpazede hukuki sonuçlar doğuran kompleks bir vakadır. Zina davası, sıradan bir geçimsizlik davasından farklı olarak, ispat hukuku açısından daha katı kurallara, hak düşürücü süreler bakımından hassas takvimlere ve mali sonuçlar açısından kusurlu taraf için yıkıcı yaptırımlara sahne olmaktadır. Günümüzde dijitalleşmenin getirdiği yeni iletişim biçimleri, "aldatma" kavramının sınırlarını zorlamakta, Yargıtay içtihatlarının sürekli güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle akıllı telefonların ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, sanal ortamda gerçekleşen cinsel içerikli yazışmaların klasik anlamda "zina" sayılıp sayılmayacağı veya hangi delillerin hukuka uygun kabul edileceği hususu, modern aile hukukunun en tartışmalı ve dinamik alanlarından birini oluşturmaktadır.


Bu blog, zina nedeniyle boşanma davasını sadece kanun maddesi düzeyinde değil; Yargıtay’ın yerleşik ve güncel içtihatları, doktrindeki tartışmalar, ispat hukuku açısından delillerin sıhhati, hukuka aykırı delil sorunu ve dava stratejileri perspektifinden, akademik derinliği haiz fakat uygulamaya dönük pratik bir dille ele alacaktır. Blogun amacı, hem hukuk profesyonelleri hem de hak arayışındaki vatandaşlar için, arama motorlarında otorite kabul edilecek, güncellikte ve kapsamda bir başucu kaynağı oluşturmaktır. Zinanın tanımından başlayarak, ispat yöntemlerine, mal paylaşımındaki radikal etkilerinden velayet üzerindeki yansımalarına kadar tüm süreç, neden-sonuç ilişkileri içerisinde irdelenecektir.


I. Zina (Aldatma) Kavramının Hukuki Niteliği ve Unsurları


1.1. TMK Madde 161 Çerçevesinde Zinanın Tanımı ve Kapsamı

Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi, boşanma sebepleri arasında ilk sırada yer alan zinayı şu şekilde hükme bağlamıştır: "Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir." Hukuk tekniği açısından bu madde, evlilik birliğinin en temel yükümlülüklerinden biri olan "cinsel sadakat" yükümlülüğünün ihlalini düzenler. Hukuki terim olarak zina; evlilik birliği devam ederken, eşlerden birinin, karşı cinsten bir üçüncü şahısla bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunması eylemidir. Bu tanım, davanın temel yapı taşlarını oluşturur ve bir eylemin "zina" olarak nitelendirilebilmesi için üç ana unsurun kümülatif olarak (bir arada) varlığını zorunlu kılar.


a) Evlilik Birliğinin Mevcudiyeti Şartı

Zinanın hukuki bir sonuç doğurabilmesi için, eylemin gerçekleştiği anda taraflar arasında hukuken geçerli bir evlilik akdinin bulunması şarttır. Bu durum, zinanın "sadakat yükümlülüğüne aykırılık" temelinden kaynaklanır. Henüz evlenmemiş nişanlılar arasında veya resmi nikah olmaksızın sadece dini nikahla veya birlikte yaşama şeklinde süren ilişkilerde gerçekleşen sadakatsizlikler, TMK 161 kapsamında zina davasına konu olamaz.6 Zira TMK, sadakat yükümlülüğünü resmi nikah akdi ile başlatır.


Öte yandan, evlilik birliğinin fiilen bitmiş olması veya eşlerin ayrı yaşıyor olması, sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Boşanma davası açılmış olsa dahi, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar eşlerin birbirine sadakat yükümlülüğü devam eder. Dolayısıyla, ayrı yaşama döneminde veya boşanma davası sürerken eşlerden birinin başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi, hukuken zina sayılır ve bu durum, mevcut davada ek bir kusur olarak ileri sürülebileceği gibi, zina sebebine dayalı yeni bir davanın da konusunu oluşturabilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, boşanma kararı kesinleşene kadar sadakat yükümlülüğünün devam ettiği yönündedir; bu nedenle "nasıl olsa boşanıyoruz" düşüncesiyle hareket eden eşler, zina nedeniyle boşanma davasının ağır mali sonuçlarıyla karşılaşabilirler.


b) Cinsel İlişki Fiili (Maddi Unsur)

Zina kavramının en belirleyici ve dar yorumlanan unsuru "cinsel ilişki" fiilidir. Yargıtay’ın ve doktrinin hakim görüşüne göre, zinanın varlığından söz edebilmek için "cinsel ilişki"nin fiilen gerçekleşmiş olması gerekir. Bu, zinanın ispat eşiğini yükselten bir faktördür. Flört etmek, öpüşmek, sarılmak, duygusal yakınlaşma, el ele tutuşmak veya sanal ortamda "seni seviyorum" gibi mesajlaşmalar, evlilik birliğinin temelden sarsılması (TMK m. 166) kapsamında "güven sarsıcı davranış" veya "sadakatsizlik" olarak nitelendirilse de, TMK 161 anlamında teknik olarak zina sayılmaz.


Ancak, cinsel ilişkinin tam birleşme şeklinde gerçekleşmesi şartı, modern hukuk anlayışında ve Yargıtay kararlarında "cinsel arzuların tatminine yönelik ileri derecede fiziksel temas" şeklinde yorumlanabilmektedir. Buna rağmen, salt duygusal bir bağ veya fiziksel temas içermeyen platonik aşklar, zina maddesi kapsamında değerlendirilmez. Yargıtay, "eksik kalkışma" veya "teşebbüs aşamasında kalan" eylemleri zina olarak değil, sadakatsizlik (güven sarsıcı davranış) olarak niteleme eğilimindedir.


c) Kusur ve Kasıt (Manevi Unsur)

Zina, kasten işlenen, iradi bir eylemdir. Eşin bilerek ve isteyerek bu fiili işlemesi gerekir. Hukukumuzda "kusursuz zina" olmaz. Eşin iradesinin sakatlandığı veya ortadan kalktığı durumlar, zina fiilinin oluşumunu engeller. Örneğin;

  • Tecavüze uğrayan eşin eylemi zina sayılmaz.

  • Ağır tehdit (cebir ve şiddet) altında cinsel ilişkiye zorlanan eş kusurlu sayılamaz.

  • Uyuşturucu madde verilerek veya hipnoz gibi yöntemlerle iradesi tamamen elinden alınan eşin eylemi zina değildir.

  • Akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücünden yoksun olan eşin fiili zina kapsamında değerlendirilmez.


Ancak, kişinin kendi iradesiyle alkol veya uyuşturucu madde alarak sarhoş olması ve bu durumdayken cinsel ilişkiye girmesi, "iradi sarhoşluk" kapsamında değerlendirilir ve kusuru ortadan kaldırmaz; dolayısıyla bu durumda zina gerçekleşmiş sayılır.


1.2. Mutlak ve Özel Boşanma Sebebi Olarak Zinanın Karakteristiği

Türk Medeni Kanunu'nda boşanma sebepleri "özel" ve "genel", "mutlak" ve "nisbi" olmak üzere kategorize edilir. Zina, hem özel hem de mutlak bir boşanma sebebidir.

  • Özel Boşanma Sebebi Olması: Kanun koyucu, zinayı TMK 161. maddede müstakil olarak düzenlemiş ve sadece bu eyleme özgü hukuki sonuçlar (örneğin mal rejiminde pay azaltılması) öngörmüştür. Genel boşanma sebebi olan "şiddetli geçimsizlik"ten (TMK 166) bu yönüyle ayrılır.

  • Mutlak Boşanma Sebebi Olması: Bu özellik, davanın seyri açısından hayati öneme sahiptir. Mutlak boşanma sebeplerinde, davacı tarafın sadece boşanma sebebini (burada zina eylemini) ispatlaması yeterlidir. Davacının ayrıca "bu olay yüzünden evlilik birliğimiz çekilmez hale geldi", "artık birlikte yaşamamız imkansız" gibi bir iddiayı ispatlamasına gerek yoktur. Kanun koyucu, zinanın varlığını, evliliğin sürdürülemez hale geldiğine dair kesin bir karine (varsayım) olarak kabul etmiştir. Hakim, zina eyleminin varlığına kanaat getirdiğinde boşanmaya hükmetmek zorundadır; takdir yetkisi, eylemin sübutu ile sınırlıdır. Buna karşılık, "evlilik birliğinin temelden sarsılması" (TMK m. 166) "nisbi" bir boşanma sebebidir; orada eylemin yanı sıra, bu eylemin evliliği sürdürülemez kıldığı da ispatlanmalıdır.


Aşağıdaki tablo, Zina ile Genel Boşanma Sebebi arasındaki temel farkları özetlemektedir:

Özellik

Zina (TMK 161)

Evlilik Birliğinin Sarsılması (TMK 166)

Sebep Türü

Özel Boşanma Sebebi

Genel Boşanma Sebebi

Etki Türü

Mutlak (Çekilmezlik şartı aranmaz)

Nisbi (Ortak hayatın çekilmezliği ispatlanmalı)

Hak Düşürücü Süre

6 ay (öğrenme) / 5 yıl (olay tarihi)

Herhangi bir hak düşürücü süre yok

Mal Rejimi Etkisi

Artık değer payı azaltılabilir/kaldırılabilir (TMK 236/2)

Genel paylaşım kuralları (1/2) geçerlidir

Af Durumu

Affedenin dava hakkı tamamen düşer

Affedenin dava hakkı düşer (ancak olaylar 166 kapsamına göre değerlendirilir)

Manevi Tazminat

Genellikle daha yüksek miktarlara hükmedilir

Kusur oranına göre belirlenir

II. Zina Davasında İspat Hukuku ve Delil Standartları


Boşanma davalarının, özellikle de zina sebebine dayalı olanların kaderini belirleyen en kritik aşama ispat aşamasıdır. Zina, doğası gereği gizli yapılan, mahrem bir eylemdir ve taraflar bu eylemi gizlemek için azami çaba sarf ederler. Bu realiteyi göz önüne alan Yargıtay, zinanın ispatında "suçüstü" (in flagrante delicto) durumunu şart koşmaz. Bunun yerine, "hayatın olağan akışına aykırı durumlar" ve "kuvvetli emareler" üzerinden vicdani kanaatle zinanın varlığını kabul etme yoluna gitmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca, zina "her türlü delille" ispatlanabilir, ancak bu delillerin hukuka uygun elde edilmiş olması şarttır.


2.1. Yargıtay Uygulamasında "Zina Sayılan" Haller ve Kabul Edilen Emareler

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatları incelendiğinde, cinsel ilişki anı görülmese veya görüntülenmese bile, aşağıdaki durumların varlığı halinde hakimin zinanın gerçekleşmiş olduğuna kanaat getirmesi gerektiği kabul edilmektedir (Karine Yoluyla İspat):


a) Otel Kayıtları ve Konaklama Bilgileri

Zinanın ispatında en sık kullanılan ve en güçlü delillerden biri otel kayıtlarıdır. Eşin, karşı cinsten biriyle aynı otelde, özellikle de aynı odada kaldığının otel kayıtları, emniyet bildirim sistemleri (KBS) veya faturalarla ispatlanması, zinanın varlığına dair aksi ispatlanması neredeyse imkansız bir karinedir. Yargıtay, "bir kadın ve bir erkeğin aynı otel odasında kalıp cinsel ilişki yaşamaması hayatın olağan akışına aykırıdır" prensibinden hareket eder. Hatta farklı odalarda kalınsa dahi, otel kamera kayıtlarıyla odalar arası geçişlerin tespiti de zina delili sayılır.


b) Ortak Konuta Gece Vakti Karşı Cinsi Almak

Yargıtay kararlarına göre; bir kadının veya erkeğin, eşi evde yokken gece vakti (veya makul olmayan saatlerde) karşı cinsten birini ortak konuta alması, "yalnızken geceleyin bir başka erkeği/kadını ortak konuta almak zinanın varlığına delalet eder" ilkesi gereğince zinanın gerçekleştiğine dair tam bir kanıt olarak kabul edilir. Bu durumda cinsel ilişkinin görüldüğüne dair tanık beyanına gerek yoktur; eylemin kendisi zinanın sübutu için yeterlidir.


c) Tenha Yerlerde ve Kapalı Mekanlarda Birlikte Bulunmak

Eşin, karşı cinsten biriyle ıssız, gözden uzak yerlerde, parklarda, araba içerisinde uygunsuz vaziyette yakalanması veya görülmesi; ya da sürekli olarak bir başkasının evinde yatılı kalması zinanın varlığına işaret eden güçlü emarelerdir. Yargıtay, bu tür durumlarda "sadece sohbet ediyorlardı" savunmasını hayatın olağan akışına aykırı bulmaktadır.


d) Gebelik, Doğum ve Tıbbi Deliller

Kocanın uzun süre yurt dışında (gurbette), askerde veya cezaevinde olduğu, cinsel birlikteliğin fiziksel olarak imkansız olduğu bir dönemde kadının hamile kalması veya çocuk doğurması, zinanın kesin ve tartışmasız delilidir. Bu durumda DNA testi veya nüfus kayıtları ile ispat mümkündür.1 Ayrıca, sadakatsiz olduğu iddia edilen eşte, evlilik birliği içindeki partnerinden kaynaklanmayan, cinsel yolla bulaşan bir hastalığın (Frengi, Gonore, HIV vb.) tıbbi raporlarla tespit edilmesi de zina eyleminin ispatı olarak kabul edilir.


e) Fotoğraf ve Görüntü Kayıtları

Eşin sevgilisiyle sarmaş dolaş, yatakta, tatilde veya samimi pozisyonlarda çekilmiş fotoğraflarının veya video görüntülerinin bulunması, zinanın varlığını kanıtlar. Bu görüntülerin içeriği, "sadece arkadaşız" savunmasını çürütecek nitelikte olmalıdır.


2.2. Dijital Deliller: WhatsApp, Sosyal Medya ve "Hukuka Aykırılık" Sorunu

Teknolojinin gelişimiyle birlikte, zina ispatında en sık başvurulan deliller dijital veriler olmuştur. Ancak bu alan, "özel hayatın gizliliği" ile "ispat hakkı" arasındaki hassas dengede şekillenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin kararları, bu konuda belirli kriterler getirmiştir.


a) WhatsApp ve SMS Kayıtlarının Delil Niteliği

Yargıtay, WhatsApp yazışmalarını, SMS'leri, e-postaları ve sosyal medya mesajlarını (Instagram DM, Facebook Messenger vb.) zina veya sadakatsizlik delili olarak kabul etmektedir. Ancak mesajların içeriği hukuki niteleme açısından çok önemlidir:

  • Duygusal İçerik: "Seni seviyorum", "Canım", "Özledim" gibi ifadeler genellikle TMK 166 (Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması) kapsamında "Güven Sarsıcı Davranış" sayılır.

  • Cinsel İçerik: Cinsel ilişkiyi açıkça itiraf eden ("Dün gece harikaydı"), cinsel ilişkiyi detaylandıran yazışmalar veya cinsel içerikli fotoğrafların paylaşımı, TMK 161 kapsamında zinanın delili olabilir.


b) "Sanal Zina" (Sexting) ve Hukuki Nitelemesi

Sadece telefon veya internet üzerinden yapılan cinsel içerikli konuşmalar (Cybersex/Sexting) veya karşılıklı müstehcen fotoğraf gönderimi, fiziksel birleşme içermediği sürece Yargıtay tarafından teknik anlamda "Zina" (TMK 161) olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay bu eylemleri, evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan "haysiyetsiz hayat sürme", "sadakatsizlik" veya "güven sarsıcı davranış" olarak değerlendirmekte ve bu sebeplerle boşanmaya hükmetmektedir.3 Bu ayrım, davanın reddedilmemesi için hayati önem taşır; zira sadece sanal yazışmalara dayanarak "zina" davası açılırsa, mahkeme fiziksel ilişki ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddedebilir.


c) Delilin Elde Ediliş Yöntemi: "Zehirli Ağacın Meyvesi" Doktrini

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Anayasa uyarınca, hukuka aykırı elde edilen deliller mahkemece dikkate alınmaz. Boşanma davalarında bu kuralın uygulanması şu şekildedir:

  • Hukuka Uygun/Kabul Edilebilir Durumlar: Eşlerin ortak kullandığı tablette açık kalan bir oturum, şifresiz telefonda ekrana düşen bildirim, aile bilgisayarında masaüstünde duran dosyalar veya ortak kullanılan bulut hesaplarında tesadüfen bulunan fotoğraflar "hukuka uygun" kabul edilebilir. Yargıtay, eşler arasında mutlak bir özel hayat gizliliği sınırının, ortak yaşam alanı içinde ve sadakat yükümlülüğü çerçevesinde esnediği durumları kabul etmektedir. Eşin, diğer eşin telefonunu karıştırması sonucu bulduğu mesajlar, eğer telefon şifreli değilse veya şifre eşle paylaşılmışsa genellikle delil olarak kabul edilir.

  • Hukuka Aykırı/Yasak Delil Durumları: Eşin telefonuna gizlice "casus yazılım" (spyware) yüklemek, şifresini hileyle veya kırma programlarıyla ele geçirmek, eve veya araca gizli ortam dinleme cihazı/kamera yerleştirmek, GPS takip cihazı takmak; Türk Ceza Kanunu kapsamında "Özel Hayatın Gizliliğini İhlal" veya "Haberleşmenin Gizliliğini İhlal" suçlarını oluşturur. Bu yolla elde edilen deliller boşanma davasında kullanılamaz ve delili sunan eş hakkında ceza davası açılabilir. Yargıtay, "suç işlenerek elde edilen delilin" yargılamada kullanılamayacağı konusunda katıdır.


2.3. Özel Dedektif Tutulması ve Takip Raporları

Türkiye'de yasal bir "Özel Dedektiflik" kanunu veya meslek düzenlemesi bulunmamaktadır. Buna rağmen eşini takip ettirmek için dedektif tutan kişilerin sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Dedektiflerin hazırladığı "takip raporları" veya gizlice çektikleri fotoğraflar, genellikle kişinin rızası dışında ve sürekli takip (stalking) suretiyle elde edildiği için "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçu kapsamında değerlendirilir. Mahkemeler, bu tür raporları hukuka aykırı delil statüsünde saymakta ve hükme esas almamaktadır. Ancak dedektif, tanık olarak mahkemeye çağrılıp gördüklerini anlatırsa, bu beyan "tanık beyanı" olarak takdiri delil niteliği kazanabilir, fakat bu da hukuki riskler barındıran bir yöntemdir.


III. Dava Açma Süresi ve Hak Düşürücü Süreler

Zina nedeniyle boşanma davası açma hakkı, kanun koyucu tarafından belirli ve kesin sürelere tabi tutulmuştur. Bu süreler zamanaşımı değil, "hak düşürücü süre" niteliğindedir; yani hakim tarafından taraflar ileri sürmese bile re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır ve süre geçmişse dava usulden reddedilir.


1. Altı (6) Aylık Öğrenme Süresi:

Boşanma davası açmaya hakkı olan eşin, boşanma sebebini (yani zina eylemini) ve failini (eşinin kiminle zina yaptığını veya en azından zina eylemini kesin olarak) öğrenmesinden başlayarak 6 ay içinde dava açması gerekir. Öğrenme tarihi, şüphenin oluştuğu tarih değil, zinanın varlığının kesin olarak öğrenildiği tarihtir.


2. Beş (5) Yıllık Mutlak Süre:

Her halükarda, zina eyleminin gerçekleştiği tarihin üzerinden 5 yıl geçmekle dava hakkı düşer. Eş, zina olayını 6 yıl sonra öğrense bile, 5 yıllık süre dolduğu için artık TMK 161'e (Zina) dayalı dava açamaz.


Süregelen Eylemlerde Süre Başlangıcı:

Eğer zina eylemi "devam eden" bir nitelik taşıyorsa (örneğin eşin bir başkasıyla düzenli bir ilişkisi, metres hayatı varsa), 6 aylık hak düşürücü süre, eylemin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Her yeni cinsel ilişki, yeni bir zina eylemidir ve süreyi yeniden başlatır. Bu durum, davacı eş lehine sürenin uzamasını sağlar.


Süre Geçerse Ne Olur?

Eğer hak düşürücü süreler kaçırılmışsa, zina (TMK 161) sebebine dayalı dava reddedilir. Ancak bu durum, boşanmanın imkansız olduğu anlamına gelmez. Süresi geçen zina eylemleri, evlilik birliğini temelden sarsan bir olay olarak kabul edilir ve TMK 166 (Genel Boşanma Sebebi) kapsamında açılacak davada delil olarak kullanılabilir. TMK 166 için herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır.


IV. Zina Davasında "Af" Olgusu ve Hukuki Sonuçları


TMK m. 161/3 fıkrasının son cümlesi şöyledir: "Affeden tarafın dava hakkı yoktur." Bu kısa ama etkili hüküm, zinanın bir boşanma sebebi olarak varlığını sürdürebilmesi için, mağdur eşin bu eylemi hoş görmemiş, sineye çekmemiş olması gerektiğini vurgular. Af kurumu, dava açılmasını engelleyen veya açılmış davanın reddine yol açan bir maddi hukuk işlemidir.


4.1. Af Sayılan Haller: Açık ve Örtülü Af

Af, eşin iradesini yansıtan herhangi bir şekilde gerçekleşebilir:

  1. Açık (Sarih) Af: Eşin sözlü veya yazılı olarak "Seni affettim", "Her şeye rağmen seni seviyorum, evliliğimize bir şans daha veriyorum", "Geçmişe sünger çektim" gibi beyanlarda bulunmasıdır. Bu beyanlar mahkemede tanıklar, mesajlar veya mektuplarla ispatlanabilir.

  2. Örtülü (Zımni) Af: Zina olayı ve detayları kesin olarak öğrenildikten sonra, eşlerin bilerek ve isteyerek evlilik birliğini sürdürmeye devam etmeleridir. Yargıtay içtihatlarına göre şu davranışlar "örtülü af" sayılır ve dava hakkını düşürür:

    - Cinsel ilişkiye girmeye devam etmek.

    - Aynı yatakta yatmaya devam etmek.

    - Birlikte tatile çıkmak.

    - Ailece sosyal etkinliklere katılmak, samimi pozlar vermek.

    - Uzun süre (örneğin olayı öğrendikten sonra makul olmayan bir süre) aynı evde, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek.


4.2. Af Sayılmayan Haller ve İstisnalar

Her "birlikte yaşama" hali af değildir. Yargıtay, mağdur eşin içinde bulunduğu çaresizliği ve zorunluluk hallerini göz önünde bulundurur:

  • Olayın şoku ile ne yapacağını bilemeyip bir süre (makul süre) aynı evde kalmaya devam etmek.

  • Gidecek yeri, ekonomik gücü veya sığınacak kimsesi olmadığı için mecburen müşterek konutta kalmak (ayrı odalarda yatmak şartıyla).

  • Çocukların psikolojisi bozulmasın diye veya onların sınav döneminde düzenleri bozulmasın diye "rol yapmak".

  • Boşanma davası açıldıktan sonra yapılan "barışma girişimleri" veya görüşmeler, dava geri çekilmedikçe af sayılmaz.

  • "Kerhen" (istemeyerek) katlanmak, af iradesi taşımaz.


Af gerçekleştiğinde, artık o spesifik zina eylemine dayalı olarak TMK 161'den dava açılamaz. Ancak af, geleceğe dönük bir "zina yapma lisansı" değildir. Af sonrası eş yeniden zina yaparsa, bu yeni eylem için elbette dava hakkı doğar.


V. Zina Nedeniyle Boşanmanın Mali ve Hukuki Sonuçları


Zina sebebine dayalı boşanma kararı, diğer boşanma sebeplerine kıyasla kusurlu eş aleyhine çok daha ağır, hatta "cezalandırıcı" nitelikte mali sonuçlar doğurur. Bu sonuçlar, davanın stratejik önemini artıran en temel faktörlerdir.


5.1. Mal Paylaşımında Devrim Niteliğinde Etki: Artık Değer Payının Azaltılması veya Kaldırılması (TMK m. 236/2)

Zina davasının en can alıcı ve en çok merak edilen sonucu mal paylaşımı üzerinedir. Türk hukukunda yasal mal rejimi olan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" gereği, kural olarak boşanma halinde eşler, evlilik süresince edindikleri malların (ev, araba, birikim, şirket hissesi vb.) net değeri ("artık değer") üzerinde yarı yarıya (1/2) hak sahibidir.


Ancak, TMK m. 236/2 fıkrasındaki istisnai düzenleme şöyledir: "Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir."


Bu maddenin uygulanabilmesi için boşanma kararının mutlaka Zina (TMK 161) veya Hayata Kast (TMK 162) sebebine dayanması gerekir. Genel sebeplerle (şiddetli geçimsizlik) boşanılırsa, eş zina yapmış olsa bile bu madde uygulanamaz ve mallar yarı yarıya paylaşılır. Bu nedenle, elinde zina delili olan tarafın, davasını zina sebebine dayandırması hayati önem taşır.


Uygulama Örneği:

Evlilik birliği içinde 20 milyon TL değerinde bir gayrimenkul alınmış olsun. Normal bir boşanmada her iki eş 10'ar milyon TL hak sahibidir. Ancak mahkeme zina sebebiyle boşanmaya karar verirse ve davacı eş TMK 236/2 uyarınca payın kaldırılmasını talep ederse; hakim takdir yetkisini kullanarak zina yapan eşin payını tamamen silebilir (%0) veya ciddi oranda azaltabilir (%10-20 gibi). Bu durumda kusurlu eş, evlilikte edindiği mallardaki hakkını tamamen kaybedebilir. Yargıtay, bu indirimde "hakkaniyet" ilkesini gözetir; evliliğin süresi, çocukların durumu ve zinanın ağırlığı dikkate alınır.


5.2. Maddi ve Manevi Tazminat

Boşanmada tazminat, kusursuz veya daha az kusurlu eşin, kusurlu eşten talep ettiği bir haktır. Zina, evlilik birliğine karşı işlenmiş en ağır kusur sayıldığı için tazminat miktarları da buna göre yüksek belirlenir.

  • Maddi Tazminat (TMK 174/1): Zina yapan eş, diğer eşin "mevcut veya beklenen menfaatlerini" (örneğin eşinin maddi desteği, gelecekteki miras hakkı vb.) zedelediği için maddi tazminat ödemeye mahkum edilir. Zinanın ağırlığı, tazminat miktarını artıran bir unsurdur.

  • Manevi Tazminat (TMK 174/2): Zina, kişilik haklarına, onura ve eşin toplumsal itibarına ağır bir saldırıdır. Aldatılan eşin yaşadığı elem, keder, travma, depresyon ve onur kırılması nedeniyle manevi tazminata hükmedilir. Yargıtay, zina nedeniyle boşanmalarda manevi tazminatın "caydırıcı" ve "tatmin edici" bir miktarda olmasını gözetir.


Üçüncü Kişiden (Sevgiliden) Tazminat İstenebilir mi?

Geçmiş yıllarda Yargıtay, aldatılan eşin, evli olduğunu bilerek ilişkiye giren 3. kişiye (metres/sevgili) karşı "haksız fiil" nedeniyle manevi tazminat davası açmasına izin veriyordu. Ancak Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı kararı ile bu uygulama değiştirilmiştir. Artık aldatılan eş, 3. kişiden manevi tazminat talep edemez. Yüksek Mahkeme, sadakat yükümlülüğünün sadece eşler arasında olduğunu, 3. kişinin bu sözleşmeye taraf olmadığını ve haksız fiil unsurlarının oluşmadığını belirtmiştir. Tazminat sorumluluğu münhasıran aldatan eşe aittir.


5.3. Nafaka ve Velayet İlişkisi

  • Yoksulluk Nafakası: TMK 175 uyarınca, yoksulluk nafakası alabilmek için "boşanmada kusurun diğer eşten daha ağır olmaması" şarttır. Zina yapan eş, boşanmada "tam kusurlu" veya "ağır kusurlu" sayılacağı için, ekonomik durumu ne kadar kötü olursa olsun, kendisine yoksulluk nafakası bağlanmaz. Bu, zina yapan eşin ekonomik geleceği açısından ciddi bir yaptırımdır.


  • Velayet: Velayet düzenlemesinde temel ve öncelikli kriter "çocuğun üstün yararı"dır. Ebeveynlerin kusuru, çocuğun yararının yanında ikinci planda kalır. Zina yapmış olmak, otomatik olarak ebeveynlik vasıflarını yitirmek ve velayeti kaybetmek anlamına gelmez. Eğer anne zina yapmış olsa bile, çocuk (örneğin 0-3 yaş grubu veya anne bakımına muhtaç yaşta) anneyle daha sağlıklı bir gelişim gösterecekse, velayet anneye verilebilir. Ancak; zina eylemi çocuğun yanında gerçekleşmişse, çocuk ihmal edilmişse, annenin/babanın yaşam tarzı çocuğun ahlaki veya fiziksel gelişimini tehdit ediyorsa, mahkeme velayeti diğer eşe verebilir. Yargıtay, "ahlaki kötülüğün çocuğa yansıması" durumunu dikkatle inceler.


VI. Dava Stratejisi: Terditli (Kademeli) Dava Açma


Zina davası, yukarıda belirtildiği gibi ispatı zor ve riskli bir dava türüdür. Sadece zinaya dayalı dava açılır ve zina ispatlanamazsa, dava reddedilir. Bu durumda eşler boşanmamış olur ve davacı eş, kusurlu eşle evli kalmaya devam etmek veya fiili ayrılık sürecini (1 yıl) beklemek zorunda kalabilir. Bu riski bertaraf etmek için uygulamada "Terditli Dava" (Kademeli Dava) açılması en sağlıklı yöntemdir.


Terditli Dava Nasıl Açılır?

Davacı, dava dilekçesinde taleplerini kademeli olarak sıralar:

  1. Asli Talep: Öncelikle "Zina (TMK 161)" sebebiyle boşanmaya karar verilmesi, buna bağlı olarak mal rejiminde TMK 236/2'nin uygulanması istenir.

  2. Fer'i (Yardımcı) Talep: Eğer mahkeme zinanın ispatlanamadığı kanaatine varırsa, "Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması (TMK 166)" nedeniyle boşanmaya karar verilmesi talep edilir.


Bu strateji sayesinde;

  • Mahkeme önce zinayı inceler. İspatlanırsa zina nedeniyle boşanmaya (ve ağır mali sonuçlara) hükmeder.

  • Zina için deliller "tam ispat" düzeyinde yetersiz kalırsa (örneğin sadece mesajlaşma varsa ama cinsel ilişki kanıtlanamazsa), mahkeme davayı reddetmek yerine delilleri "güven sarsıcı davranış" olarak değerlendirip genel sebepten boşanmaya karar verir. Böylece boşanma her halükarda sağlanmış olur ve davacı eş hak kaybına uğramaz.1


VII. Sıkça Sorulan Sorular (SSS)


1. Sadece WhatsApp mesajları ile zina davası açıp kazanabilir miyim?

Hayır, tek başına cinsel içerik barındırmayan WhatsApp mesajları (seni seviyorum, özledim, günaydın canım vb.) TMK 161 anlamında "zina"yı kanıtlamaz; zira zina için fiziksel cinsel ilişki şarttır. Bu mesajlar ancak TMK 166 (Genel Boşanma Sebebi) kapsamında "güven sarsıcı davranış" olarak kabul edilir ve bu maddeden boşanma sağlar. Ancak mesajlar açıkça cinsel ilişkinin yaşandığını itiraf ediyorsa ("Dün gece çok güzeldi" vb.) veya cinsel içerikli görseller varsa, zina delili olarak değerlendirilebilir.


2. Eşimi otel odasında başkasıyla yakalamam mı gerekir? Suçüstü şart mı?

Hayır, suçüstü yapmanız veya polis basınıyla yakalatmanız gerekmez. Yargıtay kararlarına göre, eşinizin karşı cinsten biriyle aynı otel odasında kaldığını otel kayıtları, faturalar veya emniyet verileriyle ispatlamanız, cinsel ilişki yaşanmış sayılması (karine) için yeterlidir. "Sadece sohbet ediyorduk" savunması otel odası için geçerli kabul edilmez.


3. Zina yapan eş çocukların velayetini alabilir mi?

Evet, alabilir. Zina eşe karşı işlenmiş bir kusurdur; çocuğa karşı değil. Mahkeme velayeti belirlerken "kimin daha iyi ebeveyn olduğuna", "çocuğun kime daha çok ihtiyacı olduğuna" ve "çocuğun üstün yararına" bakar. Zina yapan anne/baba, çocuğuna iyi bakıyorsa ve çocuğu ihmal etmiyorsa velayeti alabilir. Ancak zinanın çocuğun gözü önünde yapılması veya ilişki nedeniyle çocuğun ihmal edilmesi durumu değiştirir.


4. Boşanma davası açtım ama eşim dava sürerken aldatmaya devam ediyor, bu delil olur mu?

Evet. Boşanma davası açılmış olsa bile, karar kesinleşinceye kadar eşlerin birbirine sadakat yükümlülüğü devam eder. Dava sürerken gerçekleşen sadakatsizlikler hukuken "zina" sayılır. Ancak bu yeni olaylar, devam eden mevcut davada hükme esas alınamaz (çünkü dava açıldığı tarihteki duruma göre görülür). Ya "ıslah" yoluyla ya da bu yeni zina olayı için "ek dava" açılarak mevcut dava ile birleştirilmesi gerekir.


5. Eşimin telefonuna gizlice casus program yükledim, bu kayıtları kullanabilir miyim?

Hayır, kesinlikle kullanamazsınız. Casus yazılım (spyware) yüklemek, sistematik olarak takip etmek, ortam dinlemesi yapmak ve izinsiz ses/görüntü kaydı almak TCK kapsamında suçtur (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal). Bu yolla elde edilen deliller "hukuka aykırı delil" (yasak delil) sayılır ve mahkemece reddedilir. Ayrıca bu fiiliniz nedeniyle hakkınızda ceza davası açılabilir. Sadece tesadüfen (ortak tablette açık kalması vb.) elde edilen deliller kullanılabilir.


6. Aldatılan tarafım, eşimin sevgilisinden (3. kişiden) tazminat isteyebilir miyim?

Hayır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 2018 tarihli kararı uyarınca, aldatılan eş üçüncü kişiden (sevgiliden/metresten) manevi tazminat talep edemez. Mahkeme, sadakat yükümlülüğünün sadece eşler arasında olduğunu belirtmektedir. Tazminat sorumluluğu sadece nikahlı eşinizdedir.


7. Zina davasında zaman aşımı var mıdır?

Evet, hak düşürücü süreler vardır. Aldatma olayını ve failini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde dava açmalısınız. Olayı ne zaman öğrenirseniz öğrenin, aldatma fiilinin üzerinden 5 yıl geçmişse artık zina sebebine dayanarak dava açamazsınız. Süreler geçtikten sonra sadece genel sebeplerle (geçimsizlik) dava açabilirsiniz.


8. Eşimi "bir defalık" affettiğimi söyledim ama içime sinmedi, dava açabilir miyim?

Hayır. TMK 161/3 maddesi açıktır: "Affedenin dava hakkı yoktur." Sözlü olarak, yazılı olarak veya davranışlarınızla (birlikte tatile gitmek, aynı yatakta yatmaya devam etmek, ilişkiye girmek) eşinizi affettiyseniz, o spesifik aldatma olayı için artık zina davası açamazsınız. Af geri alınamaz. Ancak af sonrası yeni bir zina olayı olursa, onun için dava açabilirsiniz.


9. Zina nedeniyle boşanmada mal paylaşımı nasıl olur? Diğer davalardan farkı nedir?

En büyük fark buradadır. Normal boşanmada mallar yarı yarıya (1/2) paylaşılırken, zina ispatlanırsa ve mahkeme zina sebebiyle boşanmaya karar verirse; hakim, kusurlu eşin mal paylaşımından alacağı payı (artık değer payını) azaltabilir veya tamamen kaldırabilir (TMK m. 236/2). Bu, aldatan eşin evlilikte edinilen mallardaki hakkını sıfırlayabilen çok ağır bir yaptırımdır.


10. Dedektif tutsam ve fotoğraflar çektirsem delil olur mu?

Genellikle hayır ve risklidir. Türkiye'de yasal bir dedektiflik düzenlemesi yoktur. Bir kişiyi sürekli takip etmek, gizlice fotoğraflarını çekmek "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçunu oluşturur. Mahkemeler bu tür "satın alınmış" ve suç teşkil eden yöntemlerle elde edilen delilleri kabul etmemektedir. Ancak dedektif mahkemede "tanık" olarak dinlenebilir, fakat raporu delil sayılmaz.


11. Zina yapan eş yoksulluk nafakası alabilir mi?

Hayır, alamaz. Yoksulluk nafakası alabilmek için, boşanmada kusurunun diğer eşten daha az olması gerekir. Zina "tam ve ağır kusur" sayıldığı için, zina yapan eş ekonomik durumu kötü olsa, işsiz kalsa dahi yoksulluk nafakasına hak kazanamaz.


12. "Sanal seks" veya "telefonda seks" zina sayılır mı?

Yargıtay uygulamasına göre, fiziksel birleşme içermeyen sanal cinsel eylemler (sexting, cybersex) TMK 161 anlamında teknik olarak "Zina" sayılmaz. Bu durumlar TMK 166 (Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması / Haysiyetsiz Hayat Sürme / Sadakatsizlik) kapsamında değerlendirilir. Davanızı yanlış maddeye dayandırırsanız (Sanal seks için zina davası açarsanız) davanız reddedilebilir; bu nedenle doğru hukuki niteleme şarttır.


Sonuç ve Değerlendirme

Zina nedeniyle boşanma davası, Türk hukukunda ispat yükümlülüğü en ağır, usuli kuralları en katı, ancak sonuçları (özellikle mal paylaşımı ve tazminat bakımından) mağdur eş için en avantajlı dava türüdür. Sürecin yönetiminde; delillerin hukuka uygunluğu, hak düşürücü sürelerin takibi ve terdipli dava stratejisinin kurulması hayati önem taşır. Zinanın varlığı halinde sadece duygusal tatmin değil, ciddi mali haklar (mal rejiminde payın kaldırılması gibi) söz konusudur. Bu nedenle, duygusal bir süreç olan boşanmada, hukuki rasyonelliği korumak ve uzman bir aile hukuku avukatıyla süreci yürütmek, telafisi imkansız hak kayıplarının önüne geçecektir.


Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.

Yorumlar


bottom of page