Hayata Kast, Pek Kötü Muamele ve Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma: Teorik Derinlik, Yargısal İçtihatlar ve Uygulama (TMK m. 162)
- Av. Mete ŞAHİN

- 8 Oca
- 13 dakikada okunur

Giriş
Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) aile hukukuna ilişkin düzenlemeleri, evlilik birliğinin korunması ile bireysel özgürlüklerin ve kişilik haklarının güvence altına alınması arasında hassas bir denge üzerine kuruludur. Bu dengenin en radikal biçimde birey lehine bozulduğu, evlilik birliğinin devamının eşlerden biri için artık bir "işkence" veya "hayati tehlike" arz ettiği durumlar, kanun koyucu tarafından özel boşanma sebepleri altında düzenlenmiştir. Bu kapsamda TMK'nın 162. maddesi, boşanma hukukunun en ağır kusur hallerini ihtiva eden; "Hayata Kast", "Pek Kötü Muamele" ve "Onur Kırıcı Davranış" üçlemesini hüküm altına almaktadır.
TMK m. 162, hukuki niteliği itibarıyla "mutlak" ve "özel" bir boşanma sebebidir. Genel boşanma sebebi olan "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" (TMK m. 166) ilkesinden ayrılan en temel yönü, davacının evlilik birliğinin çekilmez hale geldiğini ispatlamakla yükümlü olmamasıdır. Kanun koyucu, bir eşin diğerinin canına kastetmesi, ona eziyet etmesi veya onurunu ağır şekilde zedelemesi halinde, o evliliğin artık hukuken ve ahlaken sürdürülemez olduğunu bir "karine" olarak kabul etmiştir. Bu durum, ispat yükünün doğasını değiştirmekte ve davanın odağını "geçimsizlikten" "suç ve ağır kusur" olgusuna kaydırmaktadır.
Blogumuzda, bu üç ayrı hukuki sebep, sadece tanımlar düzeyinde değil; ceza hukuku ile etkileşimleri, kusur prensibinin tazminat ve nafaka üzerindeki belirleyiciliği ve özellikle TMK m. 236/2 uyarınca "artık değere katılma alacağının kaldırılması" gibi stratejik mali sonuçlar ekseninde derinlemesine analiz edilecektir.
1. Hukuki Nitelendirme: Özel ve Mutlak Boşanma Sebebi Olarak TMK 162
1.1. Genel ve Özel Sebepler Arasındaki Keskin Ayrım
Türk boşanma hukuku sistematiği, sebeplerin belirliliği ilkesine dayanır. TMK 166. maddesi, "şiddetli geçimsizlik" olarak bilinen ve her türlü uyuşmazlığı kapsayabilen genel bir çerçeve çizerken; TMK 161 (Zina), TMK 162 (Hayata Kast, Pek Kötü Muamele, Onur Kırıcı Davranış), TMK 163 (Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme), TMK 164 (Terk) ve TMK 165 (Akıl Hastalığı) maddeleri özel boşanma sebeplerini oluşturur.
TMK m. 162’nin ‘özel’ niteliği, davanın vakıa ve talep düzeninin doğru kurulmasını zorunlu kılar. Hâkim, tarafların ileri sürdüğü vakıaları re’sen hukuken nitelendirir (HMK m. 33). Bununla birlikte, davacının boşanma talebini yalnızca TMK m. 162’ye dayandırması ve TMK m. 166’yı terditli/fer’î talep olarak ileri sürmemesi hâlinde, mahkemenin HMK m. 26’daki taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde TMK m. 166’ya dayanarak boşanmaya hükmetmesi uygulamada önemli bir reddedilme riski doğurabilir. Zira TMK m. 162’de aranan ‘ağırlık’ eşiği somut olayda sağlanamazsa, dava salt bu sebebe dayalı açılmış olduğundan reddedilebilir. Bu nedenle uygulamada en güvenli yöntem, asıl talebin TMK m. 162’ye, fer’î/terditli talebin TMK m. 166’ya dayandırılarak ileri sürülmesidir.
1.2. Mutlaklık İlkesi ve Hâkimin Takdir Yetkisi
Mutlak boşanma sebepleri, kanunda öngörülen olgunun gerçekleşmesiyle birlikte evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının varsayıldığı hallerdir. Hâkim, hayata kastın veya pek kötü muamelenin varlığına kanaat getirdiğinde, ayrıca "Acaba bu çift barışabilir mi?" veya "Toplum düzeni için bu evlilik sürmeli mi?" araştırması yapmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, TMK 162 kapsamındaki eylemler, eşler arasındaki "duygusal ve bedensel bütünlük" taahhüdünü geri dönülemez şekilde yıktığı için, boşanma kararı verilmesi zorunludur.
Özellik | TMK 162 (Hayata Kast, Pek Kötü Muamele) | TMK 166 (Evlilik Birliğinin Sarsılması) |
İspat Konusu | Sadece eylemin (kast, kötü muamele) varlığı. | Geçimsizliğin varlığı VE ortak hayatın çekilmezliği. |
Hâkimin Takdiri | Sınırlı (Eylem varsa boşanma zorunlu). | Geniş (Çekilmezlik şartını değerlendirir). |
Kusur Unsuru | Davalının kasti/ağır kusuru şarttır. | Kusursuzluk veya az kusurla da dava açılabilir. |
Mali Sonuç | Tam kusur varsayımı; Mal rejiminde pay azaltma/kaldırma (Hayata Kast). | Kusur oranına göre tazminat/nafaka belirlenir. |
2. Hayata Kast (Cana Kast) Sebebiyle Boşanma: Yaşam Hakkına Saldırı
2.1. Kavramsal Çerçeve ve "Kast" Unsurunun Derinliği
"Hayata Kast", eşlerden birinin diğerinin yaşam hakkını doğrudan hedef alan, öldürme niyetiyle (animus necandi) gerçekleştirilen eylemler bütünüdür. Doktrinde ve Yargıtay uygulamasında, bu kavramın sadece "tamamlanmış" eylemleri değil, teşebbüs aşamasında kalan fiilleri de kapsadığı tartışmasızdır. Zaten eylem tamamlanmış olsaydı, evlilik ölümle sona ereceği için boşanma davasının konusu kalmayacaktı. Bu nedenle TMK 162 anlamında hayata kast, esasen "eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs" fiilinin medeni hukuktaki karşılığıdır.
Hayata kastın varlığı için "saik" (motive) önemli değildir. Eşin kıskançlık, öfke, intikam veya ekonomik çıkar (miras) saikiyle hareket etmesi sonucu değiştirmez. Önemli olan, iradi olarak ölüm sonucunun istenmesidir.
2.2. Eylem Tipolojileri ve Yargıtay Yaklaşımı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin kararlarına göre, hayata kast kavramı geniş yorumlanmaktadır. Bu kapsamdaki eylemler şöyle sınıflandırılabilir:
İcrai Hareketle Öldürmeye Teşebbüs: Silahla ateş etme, bıçaklama, zehirleme, boğmaya çalışma, yüksekten itme gibi doğrudan fiziksel saldırılar. Yargıtay, kullanılan aracın elverişliliğini (örneğin zehir miktarının öldürücü olup olmadığını) ceza hukuku standartlarına göre değerlendirir ancak boşanma hukuku açısından "öldürme iradesinin dışa vurumu"nu yeterli görebilir.
İntihara Yönlendirme ve Yardım: Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 84. maddesiyle paralel olarak, eşi intihara teşvik etmek, intihar kararını kuvvetlendirmek veya intihar eylemine yardım etmek (örneğin ipi getirmek, ilacı temin etmek) hayata kast kapsamında değerlendirilir. Burada eş, diğer eşin yaşamına son vermesini "dolaylı" yoldan hedeflemektedir.
İhmali Davranışla Hayata Kast: Yargıtay'ın en çarpıcı içtihatlarından biri, "ölüm tehlikesi içindeki eşe yardım etmeme" halidir. Örneğin, kalp krizi geçiren eşine ilaçlarını vermeyen, ağır yaralı eşi için ambulans çağırmayan veya kaza yapan eşini ölüme terk eden kişinin eylemi, ihmali davranışla hayata kast olarak nitelendirilir. Burada "garantörlük" ilkesi gereği eşlerin birbirini koruma yükümlülüğünün en ağır ihlali söz konusudur.
2.3. Hayata Kastın Sınırları: Ne Zaman TMK 162 Oluşmaz?
Her türlü fiziksel saldırı veya tehdit hayata kast değildir. Bu ayrım, davanın reddedilmemesi için hayati önem taşır.
Tehdit (Sözlü Saldırı): "Seni öldüreceğim", "Bu evden cenazen çıkacak" gibi beyanlar, ne kadar korkutucu olursa olsun, icrai bir harekete dönüşmediği sürece "Hayata Kast" değildir. Bu eylemler TMK 162/2 (Onur Kırıcı Davranış) veya TMK 166 (Güven Sarsıcı Davranış) kapsamında değerlendirilir.
Olası Kast ve Bilinçli Taksir: Eşin, diğer eşi korkutmak için havaya ateş ederken kazara yaralaması durumunda "öldürme kastı" ispatlanamazsa TMK 162 oluşmaz. Ancak eylem "Pek Kötü Muamele" kapsamında değerlendirilebilir.
Üçüncü Kişilere Yönelik Saldırı: Eşin, kayınvalidesini veya kayınpederini öldürmeye teşebbüs etmesi, eşe yönelik bir hayata kast değildir. Bu durum "Suç İşleme" (TMK 163) sebebiyle boşanma konusu yapılabilir.
2.4. Miras Hukuku ile Entegre Sonuçlar: Mirastan Yoksunluk
Hayata kast, aile hukukunun ötesine geçerek miras hukukunda da kesin sonuçlar doğurur. TMK m. 578 uyarınca, mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden kişi, mirastan yoksun olur. Dolayısıyla, hayata kast sebebiyle boşanma davası devam ederken davacı eş ölürse, mirasçıları davaya devam ederek davalının "mirasçılık sıfatını" kaybettirebilirler. Bu, TMK 181/2 maddesindeki "boşanma davası devam ederken ölen eşin mirasçılarının davaya devam etmesi" hakkının en stratejik kullanım alanıdır.
3. Pek Kötü Muamele (Pek Fena Muamele): Beden ve Ruh Bütünlüğüne Ağır Saldırı

3.1. "Pek" Kavramının Ağırlığı ve Eziyet Boyutu
Kanun koyucu, "kötü muamele" ifadesinin başına "pek" sıfatını ekleyerek, boşanma sebebi sayılacak eylemin sıradan bir tartışma veya basit bir itiş kakıştan çok daha ağır olması gerektiğini vurgulamıştır. "Pek kötü muamele"; eşin vücut bütünlüğüne, sağlığına veya ruhsal dengesine yönelik, "zulüm", "işkence" veya "eziyet" niteliğindeki saldırıları ifade eder.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eylemin tek bir kez gerçekleşmesini yeterli bulmakla birlikte, eylemin ağırlığının "evlilik birliğini temelden sarsacak ve ortak hayatı çekilmez kılacak" yoğunlukta olmasını (mutlak sebep olduğu için çekilmezlik aranmasa da eylemin niteliği gereği bu sonucu doğurmasını) aramaktadır.
3.2. Yargıtay İçtihatlarında Pek Kötü Muamele Tipolojisi
Uygulamada karşılaşılan ve TMK 162 kapsamında kabul edilen eylemler şunlardır:
Ağır Fiziksel Şiddet ve Darp: Eşin kemiklerini kırmak, vücudunda sigara söndürmek, kesici aletle yaralamak, saçlarını kökünden koparmak gibi eylemler. Basit tokat atma eylemi genellikle TMK 166 (Fiziksel Şiddet) kapsamında değerlendirilirken, "eziyet" boyutuna varan dövme eylemleri TMK 162'ye girer.
Hürriyeti Tahdit (Eve Kilitleme): Eşi odaya kilitlemek, günlerce dışarı çıkmasını engellemek, telefonuna el koyarak dış dünyayla iletişimini kesmek.
Aç ve Susuz Bırakma: Temel yaşamsal ihtiyaçlardan mahrum bırakmak, özellikle ekonomik bağımlılığı olan eşe karşı gıda teminini kesmek.8
Cinsel Şiddet ve Sapkınlık: Eşi rızası dışında cinsel ilişkiye zorlamak (evlilik içi tecavüz), doğal olmayan yollardan ilişkiye zorlamak. Yargıtay, cinsel bütünlüğe yönelik bu saldırıları "pek kötü muamele"nin en ağır hallerinden biri olarak kabul etmektedir.
Bulaşıcı Hastalık Bulaştırma: Eşine bilerek cinsel yolla bulaşan bir hastalık (HIV, Frengi vb.) bulaştırmak veya bu riskle ilişkiye zorlamak.
3.3. Ekonomik Şiddetin Yeri
Son yıllarda gelişen Yargıtay içtihatları, "ekonomik şiddet" kavramını da genişletmiştir. Eşin çalışmasına izin vermemek, maaşına el koymak veya evin ihtiyaçlarını karşılamamak TMK 166 kapsamında kusur sayılırken; eşi "açlığa mahkum etmek" veya "ekonomik güçle terbiye etmeye çalışmak" gibi eziyet boyutuna varan haller TMK 162 ile ilişkilendirilebilmektedir. Yargıtay 2. HD'nin kararlarında, ihtiyaçları gidermek amacıyla kadına para vermemenin "ekonomik şiddet" olduğu ve kişilik haklarını zedelediği vurgulanmıştır.
4. Onur Kırıcı Davranış: Kişilik Haklarına ve Saygınlığa Saldırı
4.1. "Ağır Derecede" Kriteri
TMK 162'nin üçüncü ayağı olan "Onur Kırıcı Davranış", eski kanundaki "hakaret" kavramından çok daha dar ve ağır bir içeriğe sahiptir. Kanun metninde geçen "ağır derecede" ifadesi, eylemin eşin şeref, haysiyet ve toplum içindeki itibarını yerle bir edecek nitelikte olmasını şart koşar. Her hakaret onur kırıcı davranıştır ancak her hakaret TMK 162 anlamında "boşanma sebebi olan ağır onur kırıcı davranış" değildir.
4.2. Hakaret ile Onur Kırıcı Davranış Ayrımı
Avukatların ve davacıların en sık yaptığı hata, her türlü hakareti (örneğin "geri zekalı", "salak", "beceriksiz") bu maddeye dayanak yapmaktır. Yargıtay, bu tür "kaba hitap" veya "basit hakaret" sayılabilecek sözleri TMK 166 (Evlilik Birliğinin Sarsılması) kapsamında değerlendirir.
TMK 162 kapsamına giren eylemler şunlardır:
Namus ve İffete Saldırı: Eşine "fahişe", "o....", "dost tutmuşsun", "çocuğun benden değil" gibi ağır iftiralarda bulunmak.
Toplum İçinde Aşağılama (Aleniyet): Eşi, akrabaların, arkadaşların veya iş çevresinin önünde "Sen erkek misin?", "Koynuma almam seni" gibi sözlerle küçük düşürmek, yüzüne tükürmek, kovmak.
Sadakatsizliğin Teşhiri: Eşin, metresini/sevgilisini eve getirmesi veya onlarla toplum içinde eşini yok sayarak gezmesi. Bu eylem hem "Zina" (TMK 161) hem de eşin onurunu ayaklar altına aldığı için "Onur Kırıcı Davranış" (TMK 162) oluşturur.
İletişim Yoluyla Saldırı: Gazete ilanı vererek eşi kötülemek, sosyal medya üzerinden eşin özel fotoğraflarını paylaşmak veya ona yönelik ağır ithamlarda bulunmak. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019 tarihli bir kararında, hakaretlerin sıklığı ve içeriği dikkate alınarak onur kırıcı davranışın varlığı kabul edilmiştir.
4.3. Sübjektif ve Objektif Etki
Onur kırıcı davranışın tespitinde hâkim, hem objektif ölçütleri (toplumun genel değer yargılarına göre sözün ağırlığı) hem de sübjektif ölçütleri (eşin hassasiyeti, mesleği, sosyal konumu) dikkate alır. Örneğin, saygın bir öğretmene öğrencilerin önünde yapılan bir hakaretin "onur kırıcı" etkisi, ev içinde yapılanla aynı olmayabilir.
5. Usul Hukuku: Süreler, Görev ve Yetki
5.1. Hak Düşürücü Sürelerin Katılığı
TMK 162. maddesi, dava açma hakkını kesin sürelere bağlamıştır. Bu süreler "zamanaşımı" değil, "hak düşürücü süre" niteliğindedir; yani hâkim tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır ve durmaz/kesilmez.
Süre Türü | Süre Limiti | Başlangıç Anı | Yargıtay Uygulaması |
Öğrenme Süresi | 6 Ay | Eşin, boşanma sebebini (hayata kastı, onur kırıcı davranışı) öğrendiği tarih. | Olayın gerçekleştiği değil, öğrenildiği tarih esastır. Örneğin, eşin 1 yıl önce sosyal medyada kendisine hakaret ettiğini bugün öğrenen kişi için 6 aylık süre bugün başlar. |
Mutlak Süre | 5 Yıl | Olayın gerçekleştiği tarih. | Eylem üzerinden 5 yıl geçtikten sonra, eylem yeni öğrenilse dahi dava açılamaz. Kamu düzeni ve hukuki güvenlik ilkesi gereğidir.1 |
Süregelen Eylemler: Eğer şiddet, hakaret veya kötü muamele süreklilik arz ediyorsa (temadi ediyorsa), 6 aylık süre son eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren başlar. Bu durum, sistematik şiddet mağdurları için önemli bir usuli güvencedir.
5.2. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli Mahkeme: 4787 sayılı Kanun gereği, boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi'dir. Aile Mahkemesi'nin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, "Aile Mahkemesi Sıfatıyla" davaya bakar.
Yetkili Mahkeme: TMK m. 168 uyarınca, boşanma davaları eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir. Bu yetki kuralı kesin yetki değildir, ancak davalı ilk itirazda bulunursa yetkisizlik kararı verilebilir.
5.3. İspat Yükü ve Delil Sistemi
TMK 162 davaları, ceza yargılamasına yakın bir ispat standardı gerektirebilir. İspat yükü TMK m. 6 gereği iddia eden taraftadır.
Ceza Mahkemesi Kararları: Boşanma davasında ceza soruşturması/kovuşturması dosyası, özellikle adli tıp raporları, kamera kayıtları, mesajlaşma içerikleri, kolluk tutanakları ve tanık beyanları gibi deliller bakımından çoğu kez belirleyici bir ispat kaynağıdır; ancak ceza yargılamasının sonucu hukuk (aile) hâkimini otomatik biçimde her yönüyle bağlamaz. TBK m. 74 uyarınca hukuk hâkimi, ceza sorumluluğuna ilişkin kurallarla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinin beraat kararıyla da kural olarak kayıtlı değildir; ayrıca ceza mahkemesi kararı kusurun takdiri ve zararın miktarının belirlenmesi yönünden de hukuk hâkimini sınırlamaz. Bununla birlikte Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında, kesinleşmiş ceza hükmünün maddi vakıanın varlığı/yokluğu yönünden yaptığı tespitler, aynı maddi olgunun hukuk yargılamasında yeniden tartışılmasını engelleyebilecek nitelikte kabul edilebilmektedir. Öte yandan HAGB, ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadığından, “kesin hüküm/kesin delil” etkisi doğurmaz; bu nedenle kural olarak hukuk hâkimini bağlamaz ve boşanma davasında ancak dosya içeriğiyle birlikte takdir edilen bir delil değeri taşır. Ceza yargılaması derdest ise, maddi vakıa tespiti boşanma davasının sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikte olduğunda mahkeme HMK m. 165 çerçevesinde ceza dosyasını bekletici mesele yapmayı değerlendirir; ancak bu, somut olayın ispat ihtiyacına göre takdire bağlıdır.
Hukuka Aykırı Delil Sorunu: HMK m. 189/2 ve Anayasa m. 38/6 çerçevesinde, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin kural olarak hükme esas alınamayacağı kabul edilir. Bununla birlikte Yargıtay uygulaması, “gizli kayıt” konusunu tek bir “kabul/ret” çizgisine indirgemek yerine, kayıt alma biçimi ve amaç unsurlarını esas alan somut olaya özgü bir değerlendirme hattı geliştirmiştir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu; “hukuka aykırı şekilde elde edilen delil” ile “yargılamaya delil sağlamak amacıyla planlı biçimde oluşturulan/üretilen delil” ayrımına özellikle vurgu yapmakta; kişinin konuşturulması için ortamın kurgulanması, yönlendirme veya tahrik suretiyle kayıt alınması ya da uzun süredir devam eden bir uyuşmazlıkta sırf dava dosyasına malzeme üretmek amacıyla sistematik kayıt yapılması gibi hâllerde, kaydı delil üretimi olarak nitelendirip kişilik hakkı ihlali ekseninde değerlendirmeye elverişli bir yaklaşım benimsemektedir (HGK, 26.11.2014, E. 2013/4-1183, K. 2014/960). Buna karşılık, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bazı kararlarında; eşlerin birlikte yaşadığı konutta, kaydı alan eşin de olayın doğrudan tarafı olduğu “aile yaşamı alanı” içindeki kayıtların, ancak sınırlı ve istisnai koşullarda delil değerlendirmesine konu edilebildiği görülmektedir (2. HD, 20.10.2008, E. 2007/17220, K. 2008/13614). Ne var ki güncel 2. HD çizgisi, eşin bilgisi dışında ortak konuta gizli kamera/ses tertibatı yerleştirilerek alınan ve süreklilik arz eden kayıtları hukuka aykırı delil saymakta ve hükme esas alınamayacağını açık biçimde vurgulamaktadır (2. HD, 27.06.2024, E. 2023/7996, K. 2024/5004; ayrıca 25.09.2024, E. 2023/7928, K. 2024/6359). Bu nedenle uygulamada en “güvenli” yaklaşım; cihaz kurulumu/izleme gibi planlı yöntemlerle ya da yönlendirme sonucunda üretilen kayıtların delil dışı kalacağı varsayımıyla hareket etmek, buna karşılık yalnızca ani gelişen olay sırasında, başka türlü ispat olanağının fiilen bulunmadığı ve gecikmenin delilin kaybına yol açacağı istisnai durumlarda, ispat hakkı ile özel hayatın korunması arasındaki dengenin somut olay ölçeğinde ayrıca tartışılabileceğini dikkate almaktır.
6. Affetme (Af) Kurumu ve Dava Hakkının Kaybı
TMK 162/3 maddesi, "Affeden tarafın dava hakkı yoktur" hükmünü içerir. Bu hüküm, boşanma iradesinin samimiyetini test eden bir "turnusol kağıdı" işlevi görür.
6.1. Affın Türleri: Açık ve Örtülü Af
Açık Af: Eşin sözlü veya yazılı olarak "Seni affettim", "Her şeye yeniden başlayalım" beyanında bulunmasıdır.
Örtülü (Zımni) Af: Eşin davranışlarıyla affettiğini göstermesidir. Yargıtay uygulamasına göre şu davranışlar af sayılır:
- Olaydan sonra uzun süre aynı yatakta yatmaya devam etmek.
- Birlikte tatile gitmek.
- Cinsel ilişkiye girmek (İrade sakatlığı yoksa).
- Sosyal medyada samimi pozlar paylaşmak.
6.2. Ceza Davasından Feragat Af Sayılır mı?
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre; ceza davasındaki şikayetten vazgeçme, boşanma davasında af sayılmaz. Çünkü şikayetten vazgeçme, eşin cezalandırılmasını istememe (merhamet) duygusundan kaynaklanabilir ancak bu, evlilik birliğini sürdürme iradesini (duygusal affı) göstermez. Bu ayrım, müvekkillerin ceza dosyalarındaki stratejilerini belirlerken kritik öneme sahiptir.
7. En Kritik Sonuç: Mal Rejiminde Payın Kaldırılması (TMK 236/2)

Boşanma davalarının mali sonuçları genellikle tazminat ve nafaka ile sınırlı bilinir. Ancak TMK 162 (özellikle Hayata Kast) ve TMK 161 (Zina) davalarında, TMK 236/2 maddesi devreye girer ki bu, boşanma hukukunun "atom bombası"dır.
7.1. Artık Değere Katılma Alacağının Azaltılması veya Kaldırılması
Normal bir boşanmada (TMK 166), eşler evlilik içinde edinilen malları yarı yarıya paylaşır. Ancak TMK m. 236/2 hükmü şöyledir: "Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir."
Bu madde şu anlama gelir: Eşini öldürmeye çalışan veya ona ihanet eden kişi, evlilik sırasında alınan mallardaki %50'lik hakkını kaybedebilir.
Uygulama Alanı: Bu hüküm sadece "Zina" ve "Hayata Kast" sebeplerine uygulanır. "Pek Kötü Muamele" veya "Onur Kırıcı Davranış" sebebiyle boşanmada bu madde uygulanmaz.. Bu nedenle, eşine şiddet uygulayan (Pek Kötü Muamele) koca mal paylaşımından payını tam alırken, eşini zehirlemeye çalışan (Hayata Kast) koca payını kaybedebilir. Bu ayrım, dava sebebinin seçiminde avukatlar için en önemli stratejik karardır.
7.2. Hakkaniyet İndirimi
Hâkim, azaltma oranını belirlerken olayın ağırlığını, evlilik süresini, çocukların durumunu ve kastın yoğunluğunu dikkate alır. Tamamen kaldırma (sıfırlama) kararı verilebileceği gibi, payın %50 yerine %20'ye düşürülmesi şeklinde de karar verilebilir.
8. Tazminat ve Nafaka Rejimi
8.1. Tam Kusur ve Tazminat
TMK 162 kapsamında vakıa ispatlandığında, davalı eş bakımından ağır kusur olgusu güçlenir; ancak tazminat ve yoksulluk nafakası bakımından somut olayda tarafların kusur durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir..
Maddi Tazminat (TMK 174/1): Davacı, boşanma yüzünden kaybettiği mevcut ve beklenen menfaatleri (eşin desteği, sigorta hakları, miras beklentisi) talep edebilir.
Manevi Tazminat (TMK 174/2): Kişilik haklarına saldırının en ağır halleri (canına kast, onurunu zedeleme) söz konusu olduğu için, mahkemeler bu davalarda genel sebebe (geçimsizliğe) göre çok daha yüksek manevi tazminatlara hükmetme eğilimindedir. Saldırının ağırlığı tazminat miktarını doğrudan artırır.
8.2. Nafaka Hakkının Kaybı
Yoksulluk Nafakası: TMK 175 uyarınca, yoksulluk nafakası alabilmek için "boşanmaya yüzünden yoksulluğa düşmek" ve "kusurun daha ağır olmaması" gerekir. TMK 162 davasında davalı tam kusurlu olduğundan, ne kadar muhtaç olursa olsun nafaka alamaz.
İştirak Nafakası: Çocukların velayeti kime verilirse verilsin, ebeveynlik görevi devam ettiği için kusurlu taraf da olsa çocuk için iştirak nafakası ödemek zorundadır.
9. Stratejik Dava Yönetimi: Terditli Dava
Uygulamada, TMK 162 kapsamındaki eylemlerin ispatı zor olabilir veya hâkim eylemi "ağır" bulmayabilir. Eğer dava sadece TMK 162'ye dayalı açılır ve ispatlanamazsa, dava reddedilir ve eşler (kağıt üzerinde) evli kalır. Bu riski bertaraf etmek için, dava dilekçesinde Terditli (Kademeli) Talep öne sürülmelidir:
Asıl Talep: TMK 162 uyarınca Hayata Kast/Pek Kötü Muamele sebebiyle boşanmaya (ve buna bağlı mal rejimi sonuçlarının, pay kaldırmanın uygulanmasına),
Fer'i Talep: Mahkeme aksi kanaatte ise, TMK 166 uyarınca Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması sebebiyle boşanmaya karar verilmesi.
Bu strateji, özel sebebin ispatlanamaması halinde dahi boşanmanın gerçekleşmesini garanti altına alır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Eşim beni ölümle tehdit etti, "Hayata Kast"tan dava açabilir miyim?
Hayır. Sadece sözlü tehdit ("Seni öldüreceğim" demek), ne kadar ciddi olursa olsun "Hayata Kast" sayılmaz. Hayata kast için öldürmeye yönelik icrai bir hareket (silah çekme, zehirleme, boğmaya teşebbüs vb.) gerekir. Tehdit eylemi "Onur Kırıcı Davranış" veya "Güven Sarsıcı Davranış" (TMK 166) kapsamında değerlendirilir.
2. Şiddet gördükten sonra eşimi affettim, şimdi dava açabilir miyim?
Hayır. TMK 162/3 maddesi uyarınca, affeden tarafın dava hakkı düşer. Af; sözlü olabileceği gibi, şiddet sonrası barışıp tatile gitmek, cinsel ilişkiye girmek gibi davranışlarla "zımni" (örtülü) olarak da gerçekleşmiş sayılabilir.
3. Bu davada hak düşürücü süre ne kadardır?
İki tür süre vardır: 1) Boşanma sebebini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay. 2) Olayın gerçekleştiği tarihten itibaren her halükarda 5 yıl. Bu süreler geçtikten sonra dava açarsanız mahkeme davanızı reddeder.
4. Hayata kast nedeniyle boşanmada eşim mal alabilir mi?
Bu davanın en önemli sonucu budur: Eğer "Hayata Kast" (veya Zina) nedeniyle boşanma gerçekleşirse, TMK 236/2 uyarınca hâkim, eşinizin mal paylaşımındaki payını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Ancak "Pek Kötü Muamele" sebebinde bu madde uygulanmaz.
5. Ceza davasında şikayetimi geri çektim, boşanma davam etkilenir mi?
Hayır, etkilenmez. Yargıtay'a göre ceza davasında şikayetten vazgeçmek, sanığı cezadan kurtarma amacı taşır ve boşanma hukuku anlamında eşi "affetmek" sayılmaz. Boşanma davası devam eder.
6. Eşim bana herkesin içinde "Seni genelevden aldım" dedi, bu boşanma sebebi midir?
Evet. Bu ifade, TMK 162 kapsamında "Ağır Derecede Onur Kırıcı Davranış" sayılır. Eşin namus ve iffetine yönelik, toplum önünde yapılan bu tür ağır saldırılar özel boşanma sebebidir.
7. Ekonomik şiddet (para vermeme) "Pek Kötü Muamele" sayılır mı?
Genellikle TMK 166 (Genel Sebep) sayılır. Ancak Yargıtay bazı kararlarında, eşi açlığa mahkum edecek, temel ihtiyaçlarını kasten karşılamayarak ona "eziyet" edecek boyuttaki ekonomik baskıyı pek kötü muamele olarak değerlendirebilmektedir.
8. Bu davada nafaka ödemek zorunda kalır mıyım?
Karşı taraf boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecekse ve kusuru sizden ağır değilse, TMK 175 uyarınca sizden yoksulluk nafakası talep edebilir. TMK 162 kapsamında ispatlanan ağır eylemler uygulamada nafaka/tazminat yönünden aleyhe güçlü bir kusur göstergesidir
9. Gizli ses kaydı delil olur mu?
Genel kural olarak gizli ses kaydı, hukuka aykırı delil sayılabileceğinden HMK m. 189/2 kapsamında hükme esas alınmama riski taşır. Yargıtay uygulamasında özellikle cihaz kurma/izleme, ortamı kurgulama, yönlendirme-tahrik gibi planlı biçimde “delil üretmeye” dayanan kayıtlar dışlanmakta; HGK da “usulsüz elde etme–usulsüz yaratma/üretme” ayrımı üzerinden bu tür kayıtlara kapalı yaklaşmaktadır (HGK, 26.11.2014, E. 2013/4-1183, K. 2014/960). Nitekim güncel 2. HD kararlarında da, eşten habersiz ortak konuta yerleştirilen gizli kamera/ses tertibatıyla alınan kayıtların hukuka aykırı kabul edildiği görülmektedir (2. HD, 27.06.2024, E. 2023/7996, K. 2024/5004; 25.09.2024, E. 2023/7928, K. 2024/6359).
10. Dava ne kadar sürer?
Çekişmeli boşanma davaları, tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması ve pedagog raporları gibi süreçler nedeniyle yerel mahkemede ortalama 1.5 - 2.5 yıl sürebilir. İstinaf ve Yargıtay süreçleriyle birlikte bu süre uzayabilir.
11. Yurt dışında yaşıyoruz, Türkiye'de dava açabilir miyim?
Evet. MÖHUK kuralları gereği, Türk vatandaşı iseniz veya Türkiye'de yerleşim yeriniz varsa dava açabilirsiniz. Hangi ülke hukukunun uygulanacağı (Türk hukuku mu, ikamet edilen ülke hukuku mu) müşterek milli hukuk kurallarına göre belirlenir.
12. Dava reddedilirse ne olur?
Eğer TMK 162'den açtığınız dava ispatlanamazsa reddedilir. Bu durumda 1 yıl boyunca "fiili ayrılık" süreci başlar (TMK 166/4). 1 yıl sonunda ortak hayat kurulamazsa bu sebepten tekrar dava açabilirsiniz. Bu süreyi beklememek için davanın başında "terditli" (hem 162 hem 166'ya dayalı) açılması önerilir.
Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan bilgiler, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu sitedeki bilgilerin kullanımı, hiçbir şekilde avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. İçerikte yer alan bilgilere dayanarak hareket etmeden önce, özel hukuki durumunuzla ilgili olarak mutlaka bu alanda çalışan bir avukata danışmanız tavsiye edilir.



Yorumlar