top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar

 

USUL HUKUKU  ·  BOZMA  ·  TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Avukatlık Sözleşmesinde Görevli Mahkeme

 

2025/4635 E., 2026/2713 K. · 4 Mayıs 2026

 

İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN · Son Güncelleme: 30 Ekim 2026

 

Kararın Özeti

 

Müvekkil, özen borcuna aykırı davrandığını ileri sürdüğü avukatına karşı tazminat davasını hangi mahkemede açmalıdır? Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, vekâlet sözleşmelerinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamına alındığını ve bu Kanunun yürürlüğünden sonra açılan davada tüketici mahkemesinin görevli olduğunu belirtti. İlk derece mahkemesi davaya asliye hukuk mahkemesi olarak bakıp davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurularını esastan reddetmişti. Daire, görevin kamu düzeninden olduğunu, ayrı tüketici mahkemesi varsa görevsizlik kararı verilmesi, yoksa davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğini açıklayarak istinaf kararını kaldırdı ve ilk derece kararını oy birliğiyle bozdu.

 

Hukuki İlke

 

Daire, avukatlık ücret sözleşmesine dayanan vekâlet ilişkisinde avukatın özen borcuna aykırılığı nedeniyle açılan tazminat davasını 6502 sayılı Kanunun kapsamında gördü ve bu Kanunun yürürlüğünden sonra açılan davada tüketici mahkemesinin görevli olduğunu kabul etti.

 

Sonuç

 

Bölge adliye mahkemesi kararı kaldırıldı, ilk derece mahkemesi kararı oy birliğiyle bozuldu ve tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine bozma nedeniyle şimdilik yer olmadığına karar verildi. Dosya ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği bölge adliye mahkemesine gönderildi.

 

Kararın Dosyaya Etkisi

 

Uyuşmazlık görev yönünden yeniden ele alınacak; avukatın özen borcuna aykırı davranıp davranmadığı ve zamanaşımı itirazı bu aşamada incelenmedi. Daire, davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu hâlde arabulucuya başvurulmadan açıldığını da belirtti; bu durumun sonucu hakkında ayrıca değerlendirme yapmadı.

 

İlgili Mevzuat

 

  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun — m. 3, 73, geçici 1
    Dairenin, vekâlet sözleşmesini tüketici işlemi sayıp uyuşmazlıkta tüketici mahkemesinin görevli olduğunu belirlerken dayandığı hükümler.

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu — m. 373/1, 371
    Bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasının ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasının usul dayanağı.

Bu bölümde karar metninde atıf yapılan hükümler gösterilmiştir. Kararda anılan hüküm, bugün yürürlükte olan metinle aynı olmayabilir.

 

Kararın Tam Metni

 

Aşağıdaki metin, kararın resmî kaynaktaki metnidir.

 

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

 

SAYISI : 2024/1518 E., 2025/1049 K.

 

İLK DERECE MAHKEMESİ : Kozan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

 

SAYISI : 2022/6 E., 2023/250 K.

 

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak, davacı vekili tarafından duruşmasız temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin miktardan reddine ve temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

 

I. DAVA

 

Davacı vekili; Kozan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/112 Esas ve 2014/8 Karar sayılı davası ile müvekkil adına 20.000,00 TL'lık tazminat davası açıldığı ve fazlaya dair haklarını saklı tuttuğunu, davalının zamanaşımı riskinin olduğunu bilmekte olduğu, 01.03.2010 tarihinde davayı açarken taleplerinin 11... gün sonra zamanaşımına uğrayacağını bilmesinea rağmen kısmi dava açtığını ve sadece 20.000,00 TL. talep ettiğini, müvekkilinin sürekli olarak yurt dışında bulunduğundan ve orada çalışıp ikamet ettiğinden vekili olan davalıya istediği masrafları karşıladığını, müvekkilinin eğitim durumu, zamanaşımı ve ıslah gibi hukuki terimlerin anlam ve sonuçlarını bilebilecek yeterlikte olmadığını, bu nedenle hukuki yardım almak maksadıyla davalıya vekalet verdiğini, sonuçta müvekkilinin hak kaybına uğradığını, hak edilen tazminat ve mahkeme masrafları hakkında icra takibi yapılıp yapılmadığını, iadesine karar verilen harçların alınıp alınmadığını, alacağın tahsil edilip edilmediğini de bilemediğini ileri sürerek; davalının görevini gereği gibi yerine getirmemesi sebebiyle zaman aşımına uğrayan, mahkemece karar altına alınmayan, ıslah edildiği halde reddedilen ve müvekkilinin hakkı olduğu halde elde edemediği, yani uğradığı zarar aslı olan 138.240,00 TL'nın ıslah ile talep edilebileceği en son tarih olan 20.03.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesi suretiyle tazminine, red/kabul oranına göre müvekkilinin fazladan ödediği, yani uğradığı zarar aslı olan (722,15 TL yargılama giderinden karşı taraftan istenebilecek 91,37 TL düşüldükten sonra bakiye) 631,58 TL.'nın, yine red/kabul oranına göre müvekkilin karşı tarafa ödemesine karar verilen yani uğradığı zarar aslı olan 124,92 TL yargılama giderinin ve karar gereği müvekkilin karşı tarafa ödemek zorunda olduğu, yani uğradığı zarar aslı olan 13.459,20 TL. vekalet ücretinin karar tarihi olan 09.01.2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesi suretiyle tazminini talep etmiştir.

 

II. CEVAP

 

Davalı vekili; davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımını durduran veya kesen sebeplerin mevcut olmadığını, müvekkilinin davacıyı aydınlatmadığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin davacıyı en baştan itibaren zamanaşımı olabileceği hususunda bilgilendirdiğini, ancak davacının talebi dogrultusunda verdiği masraf miktarınca ilk etapta kısmi dava açıldığını, o dönemde belirsiz alacak davası hukuk sistemimizde yer almadığı için ancak kısmi dava açılabileceğini, dava 2010 tarihinde açılmış olmasına rağmen keşfin ancak 11.02.2013 tarihinde yapılabildiğini, bilirkişi raporuyla değer belirlendikten sonra da davacının ıslah harcını yatırdığını, müvekkili tarafından ıslah yapıldığını, zamanaşımı davalı tarafın ileri sürülmesine bağlı olduğunu, ıslaha karşı zamanaşımı konusunda, zaman zaman yargı kararlarında farklı uygulamalar olduğu gibi, doktrinde de farklı görüşler ileri sürülebildiğini, dava sırasında davalı taraf ıslaha karşı zamanaşımını ileri sürmüş ve bu kısım için dava reddedildiğini, ancak miktar belli olmadan davanın tam açılmamış olması müvekkilinin kusurundan kaynaklanmadığını, davacının talebi ve ilk aşamada masrafı kısmi davaya göre ödemesinden kaynaklanmadığını, kendisi baştan bilgilendirildiğini, karardan sonra da ayrıca bilgilendirildiğini, ilam örneğinin kendisine de teslim edildiğini, davacı taraf dava açmadan önce veya dava sırasında zamanaşımı gerçekleşmeden önce tespit ve kıymet takdiri yaptırarak keşfi beklemeden dava değerinin belirlenebileceğini ileri sürdüğünü, ancak bu konuda davacının bir talebi olmadığı gibi bu amaçla masraf da vermediğini, ayrıca eda davası konusu edilebilecek konuda öncesinde tespit davası açılmasının da usul açısından sorunlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

 

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

 

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın açıldığı dönem için belirsiz alacak davasının hukuk düzeninde mevcut olmaması dikkate alındığında dava değerinin belirlenmesi gerekliliği ile davalı vekilin raporun kesinleşmesini beklemesinin yerinde olduğu, dosyada keşfin dahi boşanmanın kesinleşmesinden sonra 10 yıllık zamanaşımından sonra gerçekleştiği, her ne kadar davacı yan sonradan doldurulduğunu iddia etmişse de davalı yanın müvekkilini zamanaşımı konusunda uyardığını gösteren evrakı mahkemeye sunduğu, işbu belgenin sonrada doldurulduğuna ilişkin iddia için bilirkişi incelemesi yapılmışsa da davacının alınan raporlara göre bu iddiasını ispatlayamadığı, davalı yanın vekilli görevini özen borcuna aykırı olarak yerine getirdiği ispatlanamadığı davacının zararının meydana geldiği ve öğrenildiği tarihin tazminata konu mahkeme dosyasına ilişkin olarak bu süreçte vekalet ilişkisinin azil, istifa gibi nedenlerle sona ermediği, dolayısıyla devam ettiği, söz konusu tebligatların da davacının vekili sıfatıyla davalıya yapıldığı, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre vekalet ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımı da işlemeyeceği, bu nedenle davalı yanın zamanaşımı itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

 

IV. İSTİNAF

 

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; (istinaf başvurularının esastan reddine) karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

 

V. TEMYİZ

 

A. Temyiz Sebepleri

 

1.Davacı vekili; davalı vekilin dava değerinin dava değerinin belirlenmesinin yasal süreyi aşacağını öngörmesi ve kendisinin bilirkişi incelemesi yaptırması ve bu bedel üzerinden süresi içinde davayı ıslah etmesi bir avukat olarak kendisinden beklenen özen sorumluluğunun sonucu olduğunu, süresi dolmadan işi üstlenen davalı avukatın kendisi bu riskin varlığını müvekkile bildirip masraflarını da alarak tespit yaptırıp bu tespite göre ve zamanaşımı dolmadan ıslahla müddeabihi artırmadığından müvekkili hak kaybına uğrattığını, hükme esas alınan belgedeki ifadelerin sonradan doldurulduğunu, davacının böyle bir talimatı olmadığını, ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

 

2.Davalı vekili; davayı reddi kararının doğru olduğu ancak gerekçenin hatalı olduğu, dava konusu talebin zamanaşımına uğradığı, diğer taraftan davacı tarafın dava dilekçesi ve delil dilekçesi ile yemin deliline dayandığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) gereği diğer taraf yemin teklifini kabul ettikten ve kabul beyanı yemin teklif edene ulaştıktan sonra yemin teklif edenin bu delilden vazgeçemeyeceği, yemin teklifini kabul beyanına rağmen mahkemenin müvekkiline yemin ettirmediğini, zamanaşımı ve yemin teklif gerekçelerinin de karara eklenmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

 

B. Değerlendirme ve Gerekçe

 

Uyuşmazlık, vekilin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

 

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun (6502 sayılı Kanun) 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.

 

6502 sayılı Kanun'un 73. maddesi, bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa Tüketici Mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.

 

7251 sayılı Kanunun 59. maddesi ile, 6502 sayılı Kanunun 73. maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince Tüketici Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir.

 

6502 sayılı Kanunun 73/A-1.maddesinde a) Tüketici Hakem Heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, b) Tüketici Hakem Heyeti kararlarına yapılan itirazlar, c) 73. maddenin 6. fıkrasında belirtilen davalar, ç) 74. maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda ise dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde Mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde Mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.

 

Somut olayda, dava, vekalet ilişkisinden kaynaklanmakta olup davacı, aralarında akdedilen avukatlık ücret sözleşmesi gereğince özen yükümlülüğüne aykırı hareket eden davalı avukatın kusurlu hareketi nedeniyle alacağının zamanaşımına uğradığını iddia ederek zararın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Vekalet akdi 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanun kapsamına alınmış olup, 28.05.2014 tarihinden sonra açılan davalarda, Tüketici Mahkemesi görevlidir. Nitekim bu husus 6502 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesiyle çözüme bağlanmış durumdadır. Davanın 6502 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra, zorunlu arabuluculuğa tabi olmasına rağmen arabuluculuğa başvurulmadan, 11.01.2022 tarihinde açıldığı ve bu bağlamda davaya bakmanın tüketici mahkemesinin görev alanına girdiği anlaşılmaktadır. Görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında resen gözetilir.

 

Bu durumda mahkemece ayrı bir Tüketici Mahkemesi var ise görevsizlik kararı verilmesi, ayrı bir tüketici mahkemesi bulunmuyorsa davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken yazılı şekilde davaya Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

 

İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.

 

Bozma nedenine göre, taraf vekilerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

 

VI. KARAR

 

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

 

2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

 

3. Bozma sebebine göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

 

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,

 

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

 

04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

 

 

İlgili Hukuk Alanı

 

Tüm Usul Hukuku Kararları ›

 

İlgili Sayfalar

 

İçtihatlar

Kira Hukuku

 

Benzer bir uyuşmazlıkla ilgili görüşmek isterseniz iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.

 

Bu sayfa genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Özet ve açıklamalar site tarafından hazırlanmıştır; karar metni resmî kaynaktan alınmıştır.

 

KARAR KÜNYESİ

 

Mahkeme

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

 

Esas No

2025/4635

 

Karar No

2026/2713

 

Karar Tarihi

4 Mayıs 2026

 

Oy Durumu

Oy birliği

 

Resmî Kaynak

Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Programı

 

HUKUKİ DESTEK

Av. Mete ŞAHİN Hukuk Bürosu

 

Bu sayfadaki bilgiler genel niteliktedir; kendi dosyanızın değerlendirilmesi için büroyla iletişime geçebilirsiniz.

Işınlar Mah. İvedik Cad. No: 116/1, Yenimahalle/Ankara

 

0552 725 25 18

WhatsApp ile Yazın

İletişim ve Yol Tarifi

 

ÇALIŞMA ALANLARI

Tüm Çalışma Alanları ›

bottom of page