USUL HUKUKU · TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Olağanüstü İtirazda Sanığın Ölümü
2024/171 E., 2026/267 K. · 29 Nisan 2026
İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN · Son Güncelleme: 31 Ekim 2026
Kararın Özeti
Beraatin onanmasına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz ettikten sonra sanık ölürse itirazın esası incelenir mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulu, olağanüstü kanun yollarına da ancak hukuki yarar varsa başvurulabileceğini, sanığın ölümüyle mahkûmiyet ve ona bağlı bütün sonuçların ortadan kalkacağını, müsadereye ilişkin bir hüküm de bulunmadığını belirterek itirazın konusunun kalmadığını kabul etti. Çocuğun cinsel istismarı suçundan verilen beraati Yargıtay 9. Ceza Dairesi onamış, Başsavcılık mahkûmiyet istemişti; itiraz ön sorun yönünden oy birliğiyle reddedildi ve suçun sabit olup olmadığı incelenmedi.
Hukuki İlke
Kurul, olağanüstü kanun yollarına da ancak hukuki yarar bulunduğunda başvurulabileceğini esas alarak, itirazdan sonra ölen sanık yönünden yalnız onu etkileyecek hükmün denetlenmesinde hukuki yarar kalmadığını ve müsadereye ilişkin bir hüküm de bulunmadığını belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının konusuz kaldığını kabul etti.
Sonuç
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı, itirazdan sonra sanığın ölmesiyle konusu kalmadığından ön sorun yönünden oy birliğiyle reddedildi. Dosya, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edildi.
Kararın Dosyaya Etkisi
İtirazın reddiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin beraat hükmünü onayan kararı yerinde kaldı. Kurul düşme kararı vermedi; itirazın konusu kalmadığı için suçun sabit olup olmadığına girmedi.
İlgili Mevzuat
Türk Ceza Kanunu — m. 64
Kurulun, sanığın ölümünün kamu davası ve müsadere bakımından sonuçlarını açıklarken dayandığı hükümdür.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu — m. 223/2, 308
İlk derece mahkemesinin beraat hükmünün ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz yolunun dayanağıdır.5352 sayılı Adli Sicil Kanunu — m. 9, 12
Kurulun, ölümle adli sicil ve arşiv kayıtlarının silineceğini belirtirken andığı hükümlerdir.
Bu bölümde karar metninde atıf yapılan hükümler gösterilmiştir. Kararda anılan hüküm, bugün yürürlükte olan metinle aynı olmayabilir.
Kararın Tam Metni
Aşağıdaki metin, kararın resmî kaynaktaki metnidir.
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 397-38
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-(a-e) maddesi uyarınca beraatine ilişkin Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.03.2015 tarihli ve 397-38 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.10.2023 tarih, 4938-6159 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi ...; "Mağdurenin aşamalarda ki istikrarlı beyanı, sanığın parayı zorla eline verdiğine ve ilk eylemden sonra korktuğu için durumu anlatmadığına ilişkin beyanı, sanığın soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği beyanında mağdurun ailesi ile kira ya da herhangi bir sebepten dolayı husumetinin olmadığını beyan etmesine rağmen kovuşturma aşamasında mahkeme huzurundaki aile arasında kira ve faturalar nedeniyle anlaşmazlık olduğuna ilişkin çelişkili beyanı, mağdurun ailesinin ikinci olaydan hemen sonra evden taşınması ve sadece çıkarken son faturaları ödemediklerine ilişkin aralarında hukuki ihtilaf bulunmadığına yönelik beyanı, sanığın mağduru kucağına aldığına, öptüğüne ve gıdıkladığına ilişkin tevilli ikrarı ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın eylemi subuta ermişken, dosya kapsamı ile uyuşmayan gerekçeler gösterilerek şüphe oluştuğundan bahisle verilen beraat kararları yerinde olmayıp hükümlerin bozulması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 07.12.2023 tarih ve 139949 sayı ile; "Mağdurenin yaşı gözetildiğinde yaşı küçük mağdurların maruz kaldıkları eylemleri hemen intikal ettirmesinin yaygın görülen bir davranış olmadığı, bu nedenle mağdurun ilk olaydan sonra korktuğu için hemen ailesine olayı anlatamadığına dair beyanının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilebilir olduğu, mağdurenin soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan beyanlarına eşlik eden uzmanların mağdurenin anlatımlarının samimi olduğuna, kurgu olmadığına dair mütalalaarı, tanık ...'nin anlatımı ve sanık savunmalarına göre bu olay öncesinde sanık ve mağdure veya ailesi arasından bir ihtilafın bulunmaması, sanığın olay sonrası mağdurenin eline 10 TL parayı zorla sıkıştırmasının mağdurenin olayı anlatmamasını temine yönelik bir hareket olması, sanığın mağdurenin göğüslerine elbisesi içinden ve mağdurenin cinsel organına elbise üstünden dokunması şeklinde tarif edilen eylemlerin dede şefkati ile yapılan hareket olarak görülmesinin mümkün olmaması, mağdurenin kolluk ifadesinde 'dede' diye bahsettiği sanığa suç atfı için bir nedeninin olmadığı, keza ailesinin de bir nedeninin olmadığı, mağdurenin anlatımlarının tutarlı olduğu, olay sırasında evde bulunan tanık ...'nin o sırada uyuduğunu beyan etmesi gözetildiğinde ilk derece mahkemesinin hem suç unsurunun bulunmadığına hem de mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığına dayanan kabulünün hukuka aykırı olduğu, sanığın atılı suçunun sübut bulduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.02.2024 tarih, 13869-895 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.12.2023 tarihli itirazından sonra Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre 07.04.2025 tarihinde sanığın öldüğünün anlaşılması karşısında, bu hususun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre sanığın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 07.04.2025 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır.
V. GEREKÇE
A. Ön Soruna İlişkin Değerlendirmeler
TCK'nın "Sanığın veya hükümlünün ölümü" başlıklı 64. maddesi;
"Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.
(2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur." şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam edileceği; hükümlünün ölümü hâlinde ise cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte, müsadere ve yargılama giderlerine ilişkin hükmün infaz edileceği belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.
Buna göre, kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi hâlinde kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise mahkemece düşme kararı verilecektir. Ölüm, ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirdiğinden iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek, sanığın ölümü niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmayacaktır. Sanığın ölümü ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olan hükümlünün ölümü sadece hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak ölümden önce tahsil edilmiş bulunan para cezaları mirasçılarına iade edilmeyecek, buna karşın tahsil edilmemiş bulunan para cezaları da mirasçılardan istenmeyecek, bunun yanında müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin hükümler ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.
Suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından, düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, fakat ortada suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir.
Öte yandan 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun "Adlî sicil bilgilerinin silinmesi" başlıklı 9. maddesinin ikinci fıkrasında ilgilinin ölümü üzerine adli sicil bilgilerinin, aynı Kanun'un "Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi" başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ise ilgilinin ölümü üzerine adli sicil ve arşiv bilgilerinin tamamen silineceği hüküm altına alınmıştır.
Gelinen aşamada itiraz yoluna başvurulmasına ilişkin esaslar ve başvuru amaçları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz tarihinden sonra hükümlünün ölmesi durumunda nasıl bir karar verilmesi gerektiği üzerinde de durulmalıdır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kurumu, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, CMK'da olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır. CMUK’un 322/4. maddesi; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir." biçiminde iken, CMK’nın 308. maddesi; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." şeklinde düzenlenmiştir. 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle de, CMK’nın 308. maddesine;
"2- İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
3- Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir." şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmiştir.
01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle de, CMK’nın 308. maddesinin 1. fıkrasındaki "otuz gün" ibaresi "bir ay" şeklinde değiştirilmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince hükme ilişkin karar verilmesiyle olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak CMK’nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı gündeme gelebilecektir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, Yargıtay Ceza Daireleri kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yolu olup bu yetki sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Yargıtay Cumhuriyet Savcıları, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı adına bu yetkiyi kullanırlar.
İtiraz, daire kararında gerek maddî ve gerek usul hukukuna aykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yoluna başvurusunu itirazname denilen belgeyi düzenleyerek yapar. İtiraz başvurusunda itiraz nedenlerinin açık ve gerekçesiyle birlikte yazılı olarak bildirilmesi gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itiraz üzerine incelemeyi dosya üzerinden yapar ve düşme sebebi varsa davanın düşmesine karar verir. İtiraz nedenlerini yerinde görmezse itirazı reddeder, yerinde görürse, kararı ıslah eder. İtirazın reddedilmesi hâlinde Ceza Dairesinin kararı konusunda bir karar vermesi gerekmez (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Basım Yayım Dağıtım, 19. Bası, İstanbul 2020, s. 956).
CMK’nın olağanüstü kanun yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazının, Özel Ceza Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevi de bulunmaktadır. Kanun yollarının ortak amacı, temyiz edilen kararların hukuka ve maddi gerçeğe uygunluğunun denetlenmesi olup Yargıtay Ceza Dairelerinin temyiz incelemesi sonucunda verdikleri kararların da temyiz incelemesinin kapsamı gözetilerek gerek maddi gerekse muhakeme hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz yoluna başvurulabileceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, kanun yolu davası açabilmek için korunan hukuki yararın ihlal edilmiş olması gerekir. Kanun yolu başvurusunun temel şartlarından biri karardan zarar görme şartıdır (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 9. Baskı, Ankara, 2021, s. 894-899). Olağanüstü kanun yollarının genel amacı, kesin hüküm otoritesinin ancak çok ciddi boyutta hukuka aykırılıkların bulunması hâlinde hukuk düzenince kabul görmeyerek ortadan kaldırılmasıdır. Yargısal kararın güvenirliği ve hukuki kesinlik ilkeleri de dikkate alındığında, ancak hukuki yararın bulunması kaydıyla olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği kabul edilmelidir.
B. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme
UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanığın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.12.2023 tarihli itirazından sonra, 07.04.2025 tarihinde öldüğü bilgisinin yer alması, bu durumun Özel ... ... Hastanesi'nin 2...1 sayılı tespitine istinaden nüfus kayıtlarına işlendiğinin belirtilmesi karşısında, sanığın itiraz tarihinden sonra ölmesi nedeniyle ceza mahkûmiyeti ve mahkûmiyete bağlı tüm sonuçlar ortadan kalkacağı için yalnızca sanık açısından sonuç doğuracak olan hükmün, maddi ceza hukuku veya muhakeme hukukuna uygun olup olmadığının denetlenmesinde hukuki bir yarardan da söz edilemeyeceği, müsadereye ilişkin herhangi bir yargılama veya hükmün de bulunmaması sebebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının konusunun kalmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ön sorun yönünden reddine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İlgili Hukuk Alanı
İlgili Sayfalar
Benzer bir uyuşmazlıkla ilgili görüşmek isterseniz iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.
Bu sayfa genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Özet ve açıklamalar site tarafından hazırlanmıştır; karar metni resmî kaynaktan alınmıştır.
KARAR KÜNYESİ
Mahkeme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/171
Karar No
2026/267
Karar Tarihi
29 Nisan 2026
Oy Durumu
Oy birliği
Resmî Kaynak
Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Programı
HUKUKİ DESTEK
Av. Mete ŞAHİN Hukuk Bürosu
Bu sayfadaki bilgiler genel niteliktedir; kendi dosyanızın değerlendirilmesi için büroyla iletişime geçebilirsiniz.
Işınlar Mah. İvedik Cad. No: 116/1, Yenimahalle/Ankara
ÇALIŞMA ALANLARI