USUL HUKUKU · BOZMA
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Zamanaşımı Dolunca Beraat Yerine Düşme
2024/192 E., 2026/96 K. · 18 Şubat 2026
İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN · Son Güncelleme: 31 Ekim 2026
Kararın Özeti
Beraat kararı temyizdeyken dava zamanaşımı dolarsa Yargıtay beraati onayabilir mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulu, fiilin suç oluşturmaması gibi araştırma gerektirmeyen derhâl beraat hâlleri dışında zamanaşımı dolduğunda beraatin değil düşme kararının verilmesi gerektiğini kabul etti. Kurul, beraate öncelik veren 2023 tarihli kendi kararından dönerek yerleşik uygulamaya geri döndü ve düşme kararının masumiyet karinesini ihlal etmediğine ilişkin Anayasa Mahkemesi değerlendirmesini gözetti. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin onama kararı oy çokluğuyla kaldırıldı, beraat hükmü bozuldu ve kamu davası düşürüldü; üç üye itirazın reddini savundu.
Hukuki İlke
Kurul, 2023 tarihli kararından dönerek, fiilin suç oluşturmaması gibi araştırma gerektirmeyen derhâl beraat hâlleri dışında temyiz incelemesi sırasında dava zamanaşımı dolmuş dosyada beraat hükmünün onanamayacağını ve kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi gerektiğini kabul etti.
Sonuç
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı kabul edildi; Yargıtay 8. Ceza Dairesinin onama kararı kaldırıldı ve ilk derece mahkemesinin beraat hükmü dava zamanaşımı nedeniyle bozuldu. Yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda Kurul kamu davasını dava zamanaşımı nedeniyle düşürdü; karar oy çokluğuyla verildi. Dosya, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edildi.
Kararın Dosyaya Etkisi
Beraat hükmünün yerini kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesi kararı aldı; düşme kararını Kurul kendisi verdiği için dosyada yeniden yargılama yapılmayacak. Kurulun aktardığı Anayasa Mahkemesi kararlarında, başvurucular hakkında verilen düşme kararlarının suçlayıcı bir ifade içermediği ve adli sicile işlenmediği belirtilmişti.
İlgili Mevzuat
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu — m. 223/9
Kurulun, derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde düşme kararı verilemeyeceği kuralını ve bu hâllerin araştırma gerektirmeyen durumlarla sınırlı olduğunu açıklarken dayandığı hükümdür.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu — m. 66/1-e, 67
Kurulun, dolandırıcılık suçunda asli ve kesintili dava zamanaşımı sürelerini belirleyip sürenin Özel Daire incelemesinden önce dolduğunu saptarken dayandığı hükümlerdir.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu — m. 303, 223/8
Kurulun, yeniden yargılama gerektirmediği için kamu davasının düşmesine kendisi karar verirken dayandığı hükümlerdir.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu — m. 308
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama kararına itirazının ve dosyanın Kurula gelmesinin usul dayanağıdır.
Bu bölümde karar metninde atıf yapılan hükümler gösterilmiştir. Kararda anılan hüküm, bugün yürürlükte olan metinle aynı olmayabilir.
Kararın Tam Metni
Aşağıdaki metin, kararın resmî kaynaktaki metnidir.
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 342-82
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Dolandırıcılık suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ilişkin İstanbul Anadolu 27 Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2016 tarihli ve 342-82 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.11.2023 tarih ve 5305-8742 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.12.2023 tarih ve 204551 sayı ile; "...Sanık ...'e yüklenen 5237 sayılı Kanun'un 157 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dolandırıcılık suçunun, aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca 8 yıllık olağan dava zamaşımı süresine tâbi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan 12.11.2015 tarihli sorgu tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar bu sürenin dolduğu anlaşılmaktadır. Ancak yine Yüksek Daire ilamında yer verilen gerekçeler nazara alındığında, delil değerlendirilmesi yapılarak suç unsurlarının oluşmayacağı sonucuna ulaşıldığı, sanığın eyleminin suç oluşturmaması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında düzenlenen derhâl beraat kararı verilmesi gereken hâllere ilişkin şartların ise oluşmadığı, derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hal bulunmadığından, Kanun'da yer verilen mevcut düzenlemeler itibarıyla, temyiz inceleme tarihi itibarıyla zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesinde zorunluluk bulunduğu; Ceza Genel Kurulunun son olarak 08.02.2023 tarihli 2022/6-6 03... /69 karar ve 08.02.2023 tarihli 2022/6-6 02... /68 karar sayılı kararlarında da, sadece sanığın eyleminin suç oluşturmaması nedeniyle derhâl beraat kararı verilmesi gereken hâllerde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği, diğer hâllerde ise dava zamanaşımının gözetilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.02.2024 tarih, 5215-1531 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı, kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığı, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiği tespitlerinde bulunmuştur. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Yüksek Mahkemenin anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.
Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstakar uygulama devam etmelidir.
YCGK'nın süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
B. Hukuki Nitelendirme
Sanığa isnat edilen dolandırıcılık suçunun yaptırımı, TCK'nın 157/1. maddesinde bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası olarak belirlenmiştir. Aynı Kanun'un 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçların asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, aynı Kanun'un 67. maddesi gereğince kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre sanığın sorgusunun yapıldığı 12.11.2015 ile Özel Dairece incelemenin gerçekleştirildiği 20.11.2023 arasında, 12.11.2023 tarihinde asli dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20.11.2023 tarihli ve 5305-8742 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İstanbul Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2016 tarihli ve 342-82 sayılı kararının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMK'nın 303. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Hukuk Alanı
İlgili Sayfalar
Benzer bir uyuşmazlıkla ilgili görüşmek isterseniz iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.
Bu sayfa genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Özet ve açıklamalar site tarafından hazırlanmıştır; karar metni resmî kaynaktan alınmıştır.
KARAR KÜNYESİ
Mahkeme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
Esas No
2024/192
Karar No
2026/96
Karar Tarihi
18 Şubat 2026
Oy Durumu
Oy çokluğu
Resmî Kaynak
Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Programı
HUKUKİ DESTEK
Av. Mete ŞAHİN Hukuk Bürosu
Bu sayfadaki bilgiler genel niteliktedir; kendi dosyanızın değerlendirilmesi için büroyla iletişime geçebilirsiniz.
Işınlar Mah. İvedik Cad. No: 116/1, Yenimahalle/Ankara
ÇALIŞMA ALANLARI