AİLE HUKUKU · İÇTİHADI BİRLEŞTİRME
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Kısmı Genel Kurulu — Eşler Arasında Taşınmazın Tescili
1953/8 E., 1953/7 K. · 7 Ekim 1953
İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN · Son Güncelleme: 21 Ekim 2026
Kararın Özeti
Kurul, 1953 tarihli kararında, eşler arasındaki vekâlet ilişkisinin tanıkla ispatlanabilmesi ile taşınmazın devrini isteme hakkını ayırdı. Eşinin adına kayıtlı taşınmazın bedelini verdiğini belirterek kendi adına tescil isteyen kocanın, dönemin Medeni Kanunu uyarınca geçerli bir temlik sözleşmesine dayanması gerektiğini kabul etti. Vekâlet ilişkisinin ispatı tek başına tescil yetkisi vermiyordu; taahhüde aykırılık nedeniyle tazminat gündeme gelebilirdi. Kurul, geçerli hukuki sebebi bulunmayan tescil davalarının reddi yönünde ilk toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verdi.
Hukuki İlke
1953 tarihli kararda, eşler arasındaki vekâlet ilişkisinin tanıkla ispatı ile taşınmazı devre zorlama birbirinden ayrıldı; kendi adına tescil isteyen kişinin dönemin Medeni Kanunu uyarınca geçerli bir temlik sözleşmesine dayanması arandı.
Sonuç
Tapuda başkası adına kayıtlı taşınmazın kendi adına tescilini isteyen kişinin, dönemin Medeni Kanunu’nun 634. maddesine uygun geçerli sözleşmeye dayanması; böyle bir hukuki sebebi bulunmayan davanın reddedilmesi yönünde içtihat birleştirildi.
İlgili Mevzuat
Medeni Kanun — m. 642, 632, 634
Gerekçede tescile zorlama ve temlikin şekli; sonuçta geçerli sözleşmeye dayalı tescil istemi.Borçlar Kanunu — m. 18
Muvazaanın akit tarafları arasındaki niteliği.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu — m. 293
Eşler arasındaki vekâlet ilişkisinin tanıkla ispatlanabilmesi.
Bu bölümde karar metninde atıf yapılan hükümler gösterilmiştir. Kararda anılan hüküm, bugün yürürlükte olan metinle aynı olmayabilir.
Kararın Tam Metni
Aşağıdaki metin, kararın resmî kaynaktaki metnidir.
Temyiz Mahkemesi Tevhidi İçtihat Kararı
Temyiz Mahkemesi Tevhidi İçtihat Hukuk Kısmı Umumi Heyetinin 7/10/1953 tarih ve E. 8, K. 7 sayılı Kararı
ÖZETİ: Aralarında mevcut olduğunu iddia ettiği akdi bir münasebete müsteniden tapuda malik sıfatı ile mukayyet bulunan bir şahıstan sicildeki kaydın namına tashihini isteyen kimsenin; bu talebinin dâvalı ile aralarında münakit kanunen muteber bir akte istinadetmesi lâzım geldiğine, aksi takdirde dâva hukuki mesnetten mahrum sayılacağından, reddi icabedeceğine dair.
Karı, koca arasındaki gayrimenkule ait muvazaa dâvalarında şahit dinlenip dinlenmiyeceği hususunda Temyiz Mahkemesi Birinci Hukuk Dairesinin 23/3/1942 tarih ve 4189/777, 31/10/1949 tarih ve 6847/4393, İkinci Hukuk Dairesinin 28/5/1940 tarih ve 322/2088, 30/12/1952 tarih ve 6750/6468, 24/5/1948 tarih ve 1100/3160, 22/3/1951 tarih ve 1603/2224, 2/7/1951 tarih ve 4124/4962, 9/11/1951 tarih ve 7273/7079 sayılı kararlarını havi ilâmları arasında mübayenet olduğundan bahisle İstanbul avukatlarından ... tarafından 12/4/1953 tarihli dilekçe ile Temyiz Mahkemesi Birinci Riyaset dairesine müracaat edilmiş olmakla keyfiyet tevhidi içtihat hukuk kısmı Umumiye Heyetince müzakere edilerek icabı düşünüldü:
Mevcut olduğu bildirilen içtihat ihtilâfının halli için Kurula tevdi olunan sekiz ilâmdan yalnız İkinci Hukuk Dairesinin 4124/4962 sayı ve 2/7/1951 tarihli ilâmiyle aynı dairenin E. 6750 K. 6468 sayılı ve 30/12/1952 tarihli ilâmı arasında içtihat ihtilâfı bulunduğu kabul ve diğer altı ilâmda taraflar arasında bahis mevzuu olmuş bulunan hukuki münasebetlere nazaran içtihat ihtilâfı bulunmadığı tesbit ve İkinci Hukuk Dairesinin zikri geçen iki ilâmı üzerine muktazi tetkikat icra olunmuştur.
Her iki dâvada da koca, sicilde karısı namına müseccel bulunan bir gayrimenkulün hakikatte kendi namına satın alınması icabettiğini bedelini de kendisinin verdiğini bu sebeple gayrimenkulün tapudaki kaydının namına tashihini karısını hasım göstererek talebetmiştir.
Böyle bir dâvanın kabul olunabilmesi için evvelâ dâvacının gayrimenkulün namına tescilini muhik kılacak hukuki bir sebebe dayanması lâzımdır. Dâvacılar, taleplerini taraflar arasında evvelce vâkı olmuş bulunan bir anlaşmaya istinat ettirmektedirler. Her iki dâvada da dâvalı mevkiinde bulunan karı, ihtilâflı gayrimenkulü üçüncü şahıs vaziyetinde bulunan gayrimenkulün eski mâliki ile yaptığı bey'akdine müsteniden iktisabetmiş ve koca o bey'akdine dâhil olmamıştır. Muayyen bir gayrimenkulü namına satın alması için karısına bedelini verdiği halde kararının gayrimenkulün mâliki ile yaptığı bey akdinde kocasının mümessili sıfatiyle hareket etmiyerek taahhüdünü yerine getirmemiş olduğu iddia edilmektedir. Bu halde taraflar arasındaki hukuki münasebetin vekâlet akdi olarak tavsifi icabeder. Vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet akdi, vekilin üçüncü şahıs ile yaptığı bey'akdi neticesinde iktisabeylediği gayrimenkul mülkiyetinin müvekkile naklolunması için Medeni Kanunun 642 nci maddesinin derpiş ettiği mahiyette dâvalıyı tescile icbara salih bir akit olarak telâkki olunamaz. Bundan başka kanunun 632 nci maddesinin sıhhat şartı olarak vazettiği şekle uygun bir temlik taahhüdü de taraflar arasında mevcut değildir. Binaenaleyh iddia olunan münasebetin mahiyetine ve şekline nazaran ihraz ettiği mülkiyet hakkını kendisine devreylemesi için dâvalıyı icbar edecek hukuki sebepten dâvacıların bu dâvalarda mahrum bulunduğunun kabulü iktiza eder. Dâvacının iddiasının hukuki mesnetten âri bulunduğu bu şekilde tesbit edilince böyle bir münasebetin mevcudiyetini müddeiye ispat ettirmeğe de lüzum kalmaz. Bu halde artık iddia sübut bakımından tetkik olunamaz. Mücerret dâvanın, dâvacının gayrimenkulü temellük için sebep irae edememiş olmasından dolayı reddedilmesi lâzımdır.
Her iki dâvada bahis mevzuu olan münasebet Medeni Kanunun neşrinden sonra hâdis olmuş bulunduğundan hâdiseye münhasıran Medeni Kanun hükümlerinin tatbikı icabeder. Borçlar Kanununun 18 inci maddesinde derpiş edilmiş bulunan muvazaa hali ancak âkıdlar arasında tehaddüs edebilir. Bu da zahiri beyanlarının hakiki maksatlarına uymadığını bildikleri halde âkıdların kasdettikleri vaziyetten başka bir hukuki münasebette ittifak etmiş gibi kendilerini göstermiş olmaları halidir.
Madeni Kanunun 634 üncü maddesi mülkiyeti nakledecek akitlerin resmî şekilde yapılmasını âmirdir. Bununla hakiki iradelerinin tam olarak telahuk ettiğini âkıdların salâhiyetli memur huzurunda beyan eylemeleri kasdolunmuştur. Memur huzurunda bey'akdi hakkında iradelerinin telahuk ettiğini âkıdlar beyan eyleseler ve fakat hakiki kasıtlarının akit yaparken hibe olduğu sabit olsa bey'akdi batıl olur amma yerine hibe akdi kaim olamaz. Çünki memur huzurunda hibe hakkında tarafların iradeleri telahuk eylememiştir. Bu halde tapu kaydı hali aslisine irca olunmakla iktifa olunur. Müşteri vaziyetinde bulunan şahsa hibe sebebiyle mülkiyet intikal eylemiş olamaz. Bundan başka salâhiyetli memur huzurunda gayrimenkul mülkiyetini iktisabetmesi kasdolunan şahsın isminin gizlenmesi böylece anın yerine mevhum bir isim veya hakiki âkıdlardan başka bir şahsın ismi kullanılarak akde yabancı olan bir kimse namına sicille tescil vâkı olmuş ise (Namı müstear) bu halde de memur huzurunda âkıdların hakiki kasdının ifade edilmemiş olması bakımından temlike esas olan akit batıldır. Sicilin yalnız eski haline ircaı icabeder. Yani eski mâlik namına kayıt tashih olunur. Böyle bir münasebet yeni bir tescile mevzu olamaz. Medeni Kanun muteber bir akde müsteniden mâlik sıfatını ihraz edebilmiş bulunan kimselerin ancak sicille tescilini tecviz eder. Bunun haricindeki tesciller hukuki mesnetten âri bulunmaları itibariyle terkine tabi olur. Dâvacılar karılariyle vekâlet akdi münasebetleri mevcut olduğunu usulün 293 üncü maddesine dayanarak şahit ile de ispat edebilirler. Yalnız bu münasebetin mevcudiyetinin ispat edilmiş olması kendilerine gayrimenkullerin namlarına tescilini mahkemeden talep salâhiyetini bahşetmez, ancak taahhüde muhalif hareket etmiş olmaktan dolayı vekile tazmin mükellefiyeti tahmil olunabilir.
Netice; aralarında mevcut olduğunu iddia ettiği akdi bir münasebete müsteniden tapuda malik sıfatiyle mukayyet bulunan bir şahıstan sicildeki kaydın namına tashihini isteyen kimsenin Medeni Kanunun 634 üncü maddesine uygun şekilde dâvalı ile beyinlerinde inikad etmiş muteber bir akde istinat etmesi lâzımdır. Böyle bir akdin inikat etmediği dâvacının beyanından anlaşıldıktan sonra kanunun mevcut olmadığını kabul ettiği bir halin ispatı da artık mahkemece düşünülemez. Bu gibi hallerde dâvanın hukuki sebepten mahrum bulunması bakımından reddedilmesi iktiza ettiğine 7/10/1953 tarihinde ilk içtimada üçte ikiyi geçen ekseriyetle karar verildi.
Atıf ve Uygulama Kararları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — Muvazaa ve Bekletici Mesele
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Katkı Payında Çalışmanın İspatı
İlgili Sayfalar
Benzer bir uyuşmazlıkla ilgili görüşmek isterseniz iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.
Bu sayfa genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Özet ve açıklamalar site tarafından hazırlanmıştır; karar metni resmî kaynaktan alınmıştır.
KARAR KÜNYESİ
Mahkeme
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Kısmı Genel Kurulu
Esas No
1953/8
Karar No
1953/7
Karar Tarihi
7 Ekim 1953
Oy Durumu
7 Ekim 1953 tarihli ilk toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.
Resmî Kaynak
HUKUKİ DESTEK
Av. Mete ŞAHİN Hukuk Bürosu
Bu sayfadaki bilgiler genel niteliktedir; kendi dosyanızın değerlendirilmesi için büroyla iletişime geçebilirsiniz.
Işınlar Mah. İvedik Cad. No: 116/1, Yenimahalle/Ankara
ÇALIŞMA ALANLARI